Babanzade Ahmet Naim

Tarih: 19 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

babanzade ahmet naimAhmed Naim’den felsefî düşünür olarak daha önce bahsedildi. Ancak Ahmed Naim’in dinî düşüncedeki önemi İslâm ahlâkının felsefî ifadelerle açıklanması ve temellendirilmesi konusundadır. Bunun yanında “İslâm’da Dâvâ-yı Kavmiyet” adlı risalesinde kavmiyetçiliğe karşı çıkması sebebiyle çeşitli tartışmalara sebep olmuştu. Yahya Kemal’in “Siyasî ve Edebî Portreler”de bildirdiğine göre, 1922’de Edebiyat Fakültesi’nde bir Ahmed Naim, Yahya Kemal’in Türk halkının İslâm’ı yaşayış tarzına ait yazılarına itiraz etmiş; Siz İslâm’ı bozuyorsunuz, yanlış anlayıp, yanlış anlatıyorsunuz, biz buna karşıyız, demiş.

O da siz kim oluyorsunuz? Ben yaşanan İslâm’ı yazıyorum, kitaplardaki İslâm’ı değil, demiş. 1934’te bir yaz sıcağında Yahya Kemal’e yaklaşan Ahmed Naim, sizden özür dilerim, sizinle o münakaşamızdan sonra ben de sizin gibi düşünüp araştırmaya girdim, siz haklıymışsınız, deyip uzaklaşmış (bu birkaç ay önce). Ahmed Naim’in bir diğer hizmeti, Buharî’den seçilmiş hadislerin (Tecrid-i Sarîh) TBMM kararı ile tercüme ve tefsir etmesidir, yorumlamasıdır. Ahmed Naim, Tecrid’in ilk üç cildini çevirmiş, fakat ömrü diğerlerine yetmemiştir.

Tercümenin baş tarafına 500 sayfalık hadis metodolojisine ait yazdığı giriş de çok önemlidir. Çünkü hadis kritiğinin önemini felsefî ifadelerle kuvvetlendirerek belirtmiş, akla itimat edilmesini daima esas almış, aklın ilkelerine etmeyen kimsenin aklî delillerle başkasını susturmaya çalışmasını gülünç bulmuştur. Bağdat mektupçularından Mustafa Zihni Paşa’nın oğlu olan Babanzâde Ahmet Naim, 1872 yılında Bağdat’ta doğdu. Son devrin hem felsefe, hem dini ilimler sahasında en kapasiteli alimlerinden olan naim efendi, bağdat rüştiyesi’ni bitirdikten sonra istanbul’a geldi.

Hamdi Ragıp Atademir

Tarih: 18 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Hamdi Ragıp Atademir, felsefe lisansını Fransa’da yaptı. Yurda dönünce bir süre öğretmenlik yaptı. Sonra D.T.C. Fakültesi felsefe bölümüne girdi. Olivier Lacombe’un yanında “Aristo’nun Mantık ve İlim Anlayışı” adında bir doçentlik tezi hazırladı. H. Ragıp Atademir, daha çok mantığa ağırlık vermiştir. Bundan dolayı Türkiye’de doğru düşünmenin yaygınlaşması için mantıkla ilgili bazı temel kitapları tercüme etti. Aristo’nun, “Organonlarını”, Porphirros’un “İsagoji”sini, Victor Brochard’ın “Yanlış Üzerine Deneme, Ank. 1943” adlı eseri ile Jules Lachehier’in “Tüme Varımın Temeli Hakkında” isimli eserini tercüme etti. Ayrıca Henri Poincare’den de tercüme yaptı. Bunlardan maksadı aklın ve aklî düşüncenin hakimiyetini sağlamaktır.

Hamdi Ragıp Atademir, bilim anlayışı itibarıyla pozitivist bilim anlayışını benimser. Fakat felsefî pozitivizmi zihne sansür koyduğu gerekçesiyle eleştirirdi. H. Ragıp Atademir, hadise yok, onu anlatan zihindir, zihin tabiatı icabı bilme durumundadır, der. Olguyu inkâr etmediği için pozitivist olduğunu söylerdi. Ona göre hadiseyi dillendiren zihindir. Zihin pasif değil, aksine çok aktiftir. H. Ragıp Atademir, “metot, zihnin kendisidir” diyerek zihni bizatihi bir metot olarak niteler. “Metot Üzerine” adlı basılmamış eserinde bu fikirlerini pekiştirdi.

Hamdi Ragıp Atademir, felsefî düşüncenin yaygınlaşması ve felsefe sevgisinin gelişmesi için “Filozoflara Göre Felsefe” adıyla bir kitap yayımlamıştır. O, Mehmet Karasan ile birlikte felsefî metinler yoluyla felsefe yapma imkânını hazırlayanlardandır. Hamdi Ragıp Atademir, günlük problemler üzerinde de fikir beyan etmiştir. “Demokrasi Üzerine, Konya 1959”, “İlim ve Muhit, Konya, 1959” adlı risaleleri bunlardandır. Hamdi Ragıp Atademir, adı geçen doçentlik tezini hazırlayınca eser hakkında bir rapor veren Olivier Lacombe, raporun sonunda şu mealde ifadeler kullanmıştır: “Mösyö Atademir, Aristo mantığında Prante gibi mantıkçıların içinden çıkamadığı bir kısım problemler çözmüştür. Mösyö Atademir, bu bakımdan sadece teorik değil, pratikan bir filozoftur da.

Hikmet Kıvılcımlı

Tarih: 18 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

hikmet kıvılcımlıHikmet Kıvılcımlı “Tarih tezi: Tarih öncesi-tarih-devrim-sosyalizm, İstanbul 1976” adlı kitabında tarih ve medeniyet tarihine dair fikirlerini beyan etmiştir. O, fikirlerini hem İbn Haldun’un hem Engels’in etkisiyle geliştirmeye çalışmıştır. Ona göre, insanlık tarihi, medeniyetten önceki yazısız tarih dönemi ile yazılı tarih dönemlerine ayrılır. Yazılı tarih dönemi, Sümerler öncesinden Batı Roma’nın yıkılışına kadar antika (kadim) tarih ve modern tarih (kapitalist tarih) dönemlerine ayrılır. Antika tarih dönemi barbar toplulukların medeniyete geçiş tarihlerinin tarihidir.

Bu geçiş, barbarların medenilere egemenlik kurmalarıyla gerçekleşir. İşte bu, “tarihsel devrimdir.” Bu medeniyetlerde sınıflar mücadelesi vardır. Burada barbar-medeni mücadelesi başlar ve yozlaşan medeniyet çöker. Onun yerine yeni bir medeniyet çıkar, yahut eski medeniyet barbarların etkisiyle Rönesans’a kavuşur. Barbarlar çoban-göçebe durumunda iseler özgün bir medeniyet yaratamazlar. Ama doğruluk, yiğitlik, eşitlik gibi faziletler sayesinde eski medeniyeti diriltirler. Macarlar ve Cermenler, Hıristiyanlaşarak Roma, Türkler ve Moğollar da İslâmlaşarak İslâm medeniyetlerini dirilttiler. Barbarlar ileri durumda iseler özgün bir medeniyet meydana getirirler. Akad, Elam, Fenike, Mısır, Hint, Çin, Roma ve İslâm medeniyetleri özgündür.

H. Kıvılcımlı, bugünkü Türkiye’yi anlamak için, onun, içinden çıktığı Osmanlı tarihine inmek gereğini vurgular. Osmanlı tarihinin maddesi ise İslâm medeniyeti Rönesansı’dır. O da diğerleri gibi kentten çıkmış bir “Antika” (kadim) medeniyetler Kıvılcımlı’ya göre hangi çağda olursa olsun, insan toplumunu daima “üretici güçler” harekete geçirmiştir. Bunlar ise teknik, coğrafya, tarih ve insandır.

Mehmet Ali Aybar

Tarih: 17 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

mehmet ali aybarMehmet Ali Aybar, Ortodoks marksistlerin bir araya geldiği TİP (Türkiye İşçi Partisi) kurucularından olup partinin genel başkanıdır. M. Ali Aybar, üniversite doçentliğine kadar yükselmiş bir akademisyendir. Siyasî parti ile sosyalist devrim mücadelesini devam ettiren M. Ali Aybar, 1968’de Çekoslovakya’da Dubçek’in başını çektiği hürriyetçi sosyalizm hareketinin, Brejnev’in doktrini gereği Varşova Paktı ordularının ezilmesine karşı çıktı; “Güleryüzlü sosyalizm” anlayışını savundu. Bu sebeple yoldaşları Behice Boran ve Sadun Aren ile yolları ayrıldı. Daha sonra partiden ilgisini kesti.

Ortodoks marksistlerin esas hedefi, sosyalizme ulaşmaktı. Onlar Atatürk devrimlerini de bu açıdan yorumladılar. Osmanlı’da feodal bir düzen olduğu iddiasıyla yorumladılar. Bu feodal yorumu, Batı feodalizmi ile ters düşünce yorumlarına “Askerî, merkezi, doğu, despotik feodalizm” gibi yeni isimler taktılar. Partinin programını esas itibarıyla M. Ali Aybar yapmıştı. 1961 Anayasası’nın sosyalizme açık olduğunu savunarak partiye marksist bir hüviyet kazandırdı.

M. Ali Aybar, Türkiye’de sosyalist mücadelenin nasıl yapılacağı konusunda, Türkiye’nin özel toplum yapısını ve önemli çelişkilerin incelenmesi gerektiğine inanır. O, Türkiye’de bürokrat sınıfı ile komprador burjuvazi ve ağa sınıfının hakim sınıflar olduğunu, İttihat ve Terakkî Partisi ile CHP’nin bürokrat sınıfı temsil ettiklerini söylenirken, ona göre, Türkiye’de millî burjuva denecek bir sınıf yoktu ve dolayısıyla millî kurtuluş mücadelesinde öncü olması imkânsızdır. Aybar, küçük esnaf ve zanaatkârların ahiliğin etkisiyle sosyalizme yatkın olduklarını düşünüyor.

  Yukarı çık!