Mehmet Emin Erişirgil

Tarih: 21 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

mehmet emin erişirgilMehmed Emin, Avni Başman ile birlikte pragmatik felsefeyi bizde temsil eden, yayan ve Millî Eğitim Bakanlığı’nda yerleştirmeye çalışan kimsedir. Mehmed Emin, Felsefe tarihine Kant’tan başlamış ve sonra Renouvier’e geçmiştir. Kendisi, bir çeşit Mutlak’ı bildirecek sezginin bir bilgi kaynağı olabileceğine inandığı için William James’in pragmatik felsefesini benimsediğini söylüyor.

Mehmed Emin, vatandaş ruhlarını birbirine bağlayacak manevî birliği sağlamak için, İstiklâl Savaşı, yardımcı olabilir, inancındadır. Ona göre, Türk’ün bu savaştaki fedakarlığını duyuracak bir sanatçı, o hayatı izah edecek bir filozof, gerçek eğiticiler olacaktır. İstiklâl Savaşı, bize şu felsefî hakikatleri öğretmiştir:

1) İnsanlığın kudreti iradedir. Fikirlerimiz pratikten doğar. Bir fikir, irade gücünü ne kadar artırır, hayatı güçlendirirse, o derece doğrudur.
2) İnsanlığı yücelten pratik ve iradedir. Zira bir düşüncenin doğruluğu bizi tabiat ve toplumda etkili kıldığı zaman anlaşılır.
3) Yaşamanın gayesi, onu kuvvetlendirmektir.
4) Kişi toplumsallaştıkça şiddetli ve zengin bir hayat yaşar.
5) Mutluluk iradedir. Dolayısıyla mutluluğu kuvvetli bir pratik hayatta hareketli yaşamakta aramalıdır.

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu

Tarih: 20 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

ziyaeddin fahri fındıkoğluAnadolucu milliyetçiliğin en önemli temsilcilerinden olan Ziyâeddin Fahri, Strazburg’da Ziya Gökalp üzerine doktora tezi hazırladı ve tezde Gökalp’ın fikirlerini yorumladı. Fakat o Gökalpçı olmaktan çok, Mehmed İzzet’in tesirindedir. Strazburg’daki hocaları sosyolog Halbwachs, felsefeci Charles Blondel ve psikolog Pradines’in etkileriyle fikirleri değişti. Böylece Fransız sosyolojisini Kantçı bir yorum ile iş veya eylem felsefesine dönüştürdü. Bu tesir ile 1934’te “İş” adlı dergiyi çıkardı. Daha sonra “İş ve Düşünce” adıyla devam ettirdi. Dergi, kendisi vefat edinceye kadar çıkmaya devam etti.

Fındıkoğlu, Anadoluculuk hareketine ilk katılanlardan ve bu konularda araştırma yazıları yazanlardandır. Kendisi folklor araştırmaları yapmış bu konuda da çeşitli eser vermiştir. Fındıkoğlu, Gökalp’ın zamanındaki zihniyeti laikleştirmiş olduğunu düşünür. O da Mehmed İzzet gibi, sosyal determinizme karşı çıkmaktadır. Ona göre toplumsal determinizm, sadece kurumların özelliklerini bir sonuç, sosyal yapının cemaatçi oluşumu da bunun sebebi olarak ele alırsa noksanlık olur.

Tam bir determinist görüşe ulaşmak için kurumların değişik hüviyetlere büründürülmesi sebep, olarak ele almak; sonunda da sosyal yapının değişmesi nasıl ferdiyetçi bir karakter kazanabileceğini dikkate alması gerekir. Bu da ferdin aklını ve iradesini müdahalesini gerekli kılar. Çünkü her şeyin toplum tarafından belirlendiği bir yerde ferdin iradesinden, hürlüğünden bahsedilemez. Fındıkoğlu, cemiyetin gelişmesinde bireyin ve bireysel psikolojinin önemini belirtir. O, fert ve cemiyetin karşılıklı etki içinde olduğunu kabul eder.

Sabri Fehmi Ülgener

Tarih: 20 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

sabri ülgenerAslında bir iktisat tarihçisi olan Sabri Ülgener bazı İslâmî meseleler üzerinde derinliğine düşünmüş ve kitaplar yazmıştır. Sabri Ülgener’in çok önemli olan başlıca eserleri şunlardır: “İktisadî Çözülmenin Ahlâk ve Zihniyet Dünyası”, “Zihniyet ve Din, İslâm Tasavvufu ve Çözülme Devri Ahlâkı”, “Zihniyet, Aydınlar ve İzmler” ve “Darlık Buhranları ve İslâm İktisat Siyaseti.” 

Sabri Ülgener bu kitaplarda, genellikle zihniyet meseleleri üzerinde durmuştur. Onun cevap aradığı başlıca sorunlar şunlardır: Bugünkü zihniyetimiz nasıl oluşmuştur? Bunun din ve tasavvufla ilgisi var mıdır? İktisadî zihniyetin dinde ilgisi nedir? Sosyal değerlerin en önemlisi olan dinî motiflerin ahlâkî, hukukî ve iktisadî değerlerde etkisi yok mudur?

Sabri Ülgener, İslâm tasavvufunun iktisadî zihniyeti kötürümleştirdiği kanaatindedir. Erol Güngör ise, aksi kanaattedir. Sabri Ülgener, Max Weber’e dayanmakla beraber onun İslâm’ı tenkit etmesine cevap vermektedir. Sabri Ülgener (d. 1911 İstanbul-ö. 01 Temmuz 1983 İstanbul) İktisat profesörü, toplum bilimci. İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirdi. 1933 yılında Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesinden sonra, can güvenlikleri sebebiyle Türkiye‘ye sığınarak, İktisat fakültesinin kuruluş ve gelişiminde önemli rol oynayan Alman bilim adamları F.Neumark (Maliye, İktisat Politikası ve Teorisi dersleri vermiştir), Wilhelm Röpke (İktisadi Coğrafya, İktisat Teorisi ve Politikası konularında dersler vermiştir), Gerhard Kessler (Sosyal Politika konusunda dersler vermiştir), Alexander Rüstow (İktisat Sosyolojisi konusunda dersler vermiştir), Alfred İsaac’tan (İşletme konusunda dersler vermiştir)dersler aldı ve bu Alman hocalarının etkisinde kaldı.

1935’te aynı okulda bulunan İktisat ve İçtimaiyat Enstitüsü’nde ( İlk İçtimaiyat Enstitüsü, Edebiyat Fakültesi’nde Ziya Gökalp ve arkadaşları tarafından 1916 yılında kurulmuş, 1933 – 1934 öğretim yılında İktisat ve İçtimaiyat Enstitüsü adıyla Hukuk Fakültesi’ne bağlanmıştır) asistan oldu. 1941 yılında doçent, 1951 yılında da Profesör olan Ülgener İktisat Fakültesi’nde dekanlık da yaptı. Ülgener’i farklı kılan özellikler arasında şunlar sayılabilir:

Takiyeddin Mengüşoğlu

Tarih: 19 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

takiyeddin mengüşoğluTakiyeddin Mengüşoğlu, Almanya’da Nicolai Hartmann’ın yanında “Husserl ve Scheller’de Bilinebilirliğin Sınırları” konulu bir doktora tezi hazırladı. Takiyeddin Mengüşoğlu, felsefî antropoloji, (insan felsefesi) üzerine çalışmalarıyla ve “Felsefeye Giriş” kitabı ile tanınmıştır. Felsefî çalışmalarında daha çok Husserl ve N. Hartmann’ın etkisinde kalmıştır. Takiyeddin Mengüşoğlu, insanın armonik olmayan bir varlık olduğundan dolayı, hiçbir insan fenomeninin tek bir alandan gelen belirlemelerle açıklanamayacağını söyler. Dolayısıyla o, insanın araştırma ve bilme alanı olarak felsefe ve bilimler arasında fark görmez.

Takiyeddin Mengüşoğlu, “Felsefeye Giriş” kitabının benzerlerinden farkını ortaya koyarken bazı noktalara dikkati çeker: Genellikle “Felsefe nedir?” diye sorulur. Sonra problemlere geçilir. Takiyeddin Mengüşoğlu böyle bir soru sormadan konuları göstermiş, tahlil ve tasvir etmiştir. Böylece felsefenin bütün problem sahalarını birleştiren bağı, temeli göstermeye çalışmıştır. Bu, onun benimsediği fenomenolojik metodun gereğidir. O, okuyucuya hazır tarifler vermek yerine onun bir fikir edinmesini tercih etmiştir; onun felsefeyi problem tahlilinde tanımasını istemiştir. Ayrıca Nietzsche’den beri devam eden felsefedeki “anti-ism” eğilimini benimsemiş ve bunun her sahadaki doğruluğunu göstermiştir. Bugünün insanının âleme ve problemlere tek bir pencereden bakmasına karşı da tedbirler almıştır.

Takiyeddin Mengüşoğlu, var olana göre düşünen bir felsefecidir. O, görüşlerinde özgün olmaya, kendisi kalmaya çalışır. Her felsefî görüşün arkasında, o görüşü taşıyan insan ve onun kavrayışını görür; felsefî görüşlerini tabiat bilimlerinin özellikle biyolojinin verileriyle destekler. Takiyeddin Mengüşoğlu, felsefenin konusu olarak bütün varlık dünyası ile insanın yaptıklarını kabul eder. Felsefe bu yerini, fenomenleri tasvir ederek koruyabilir. İnsan felsefenin konusu olmazsa, felsefe laf yığını olarak kalır.

  Yukarı çık!