Türk Tarih ve Kültüründe “Saraylar”

Tarih: 17 Nisan 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

hakan otağı, saray567 senesinde, Bizans’tan Batı Göktürk kağanlığına, Zemarhos adlı bir elçi gelmişti. Batı Göktürk kağanı İstemi Kağan’ı, altın otağında ziyaret eden bu elçi, Türk hakanının, “altın bir taht” üzerinde oturduğunu da görmüştü. Bu taht elçiye göre, “altından yapılmış dört arslan” üzerinde duruyormuş.

İkinci Uygur hakanı, Bayan-Çur Kağan da kendi Türkçe yazıtında bir “Saray“dan söz açıyordu. Uygur Türkleri saraya “org” adını verirlerdi. Sonradan bu söz, Türkçede “örüg” şekline girmiştir.

Uygur hakanının, çoğu zaman çadırda oturmasına rağmen, ayrıca bir de sarayının bulunduğuma bize anlatan bazı kaynaklar da vardır. Bir Arap gezgini “Uygur kağanının otağının, taştan yapılmış kendi sarayı önüne kurulduğunu” görmüştü. Kara-Balgasun şehrindeki büyük harabelerden anlaşıldığına göre, Uygur kağanının orada, sarayının da bulunması gerekiyordu. Bayan-Çur Kağan’ın kendi yazıtında “örg” diye bahsettiği şey, “saray” anlamına geliyordu. Fakat bu öyle bir saray idi ki, onun içinde hakanlık tahtı da, bulunuyordu. Bu sebeple örg kelimesi, Uygur Türkçesi’nde hem saray ve hem de taht  anlamına geliyordu.

“İl evi”, “ordu sarayı” ve “devlet evi”:

Türk hakanları yeni aldıkları ülkeler ile sınırlara “hâkimiyet sembolü” olarak, kendi saraylarını da yaptırırlardı: Saray ve onun içindeki taht, devletin yüksek hâkimiyetinin bir sembolü, idi. Bu sebeple adı geçen yazıt, saraya “İl örgi“, yani devlet sarayı da diyordu. Başka bir yerde de, aynı sarayı “il ebi” yani devlet evi adı ile adlandırıyordu. Türkçe yazıtlardan anlaşıldığına göre, hakanlar, yeni zapt ettiği yerlerde böyle saraylar yaptırıyor ve bu yolla o ülke üzerindeki hâkimiyetini içinde tahtı bulunan bu sarayla da sembolleştirmiş ve canlandırmış bulunuyordu.

Türklerin Çin Kültürü Üzerindeki Etkileri

Tarih: 26 Temmuz 2012  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

türklerin çin kültürüne etkisiTürk-Çin ilişkileri binlerce yıllık geçmişe dayanmaktadır. Bu uzun tarihî süreç içerisinde, Türklerle Çinliler bazen hanedanlar arasında ilişkiler kurarak barış içinde bazen de çeşitli sebeplerle anlaşmazlığa düşerek savaşmak durumunda olmuşlardır. Dolayısıyla, bu ilişkinin her iki milletin kültürü üzerinde çok derin izler bırakmış olması gayet doğaldır. Bu izler gerek Türklerin gerekse Çinlilerin dil, edebiyat, sanat, ziraat gibi manevî ve maddî kültürünün her alanında görülebilmektedir. Bugüne kadar hep Çinlilerin Türk kültürü üzerindeki etkilerinden bahsedildi. Oysa Türklerin de Çin kültürü üzerinde çok derin izleri olmuştur.

Türklerin Çin kültürü üzerindeki etkilerini ele alırken, önce şu soruların cevabını aramak durumundayız. Çinlilerin “Hu” dedikleri kimlerdi? Yue-çiler kimlerdi? Onların Kuşan veya Küsenlilerle ne ilişkisi vardı? Hotenlilerin etnik kimliği neydi? Çünkü, bunlar eskiden Çin kültürü üzerinde önemli etkisi olan kavimlerdir.

Çinliler “Hu” kelimesini Çin’in kuzeyi ve Batı bölgesinde yaşayan Hun, Türk, Siyenpi ve diğer kavimler için kullanmışlardır. Ayrıca bu milletlerden Çin’e getirilen şeyleri de “Hu” kelimesiyle ifade etmişlerdir. Meselâ, “Hutao” (ceviz), “Huqin” (çalgı), “Hujiao” (karabiber), “Hugua” (salatalık), “Hushı” (börek, çörek), “Huma” (susam). Ancak “Hu” teriminden Türklerin mi yoksa Türk olmayan diğer kavimlerin mi anlaşılması meselesi başlı başına bir sorundur. Genellikle Uygur tarihçileri “Hu” terimini “Uygur” diye tercüme ederler. Yani bu terim araştırmacının yorumuna göre “Uygur”, “Türk” veya “Sogd” ya da başka bir kavim için kullanılabilmektedir.

Türklerin Çin Tarım Kültürüne Etkisi

Tarih: 26 Temmuz 2012  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

türklerin çin kültürüne etkisiTürklerin eskiden yarı göçebe, yarı yerleşik hayat tarzını benimsediklerini biliyoruz. Özellikle Uygur Türklerinin çok erken dönemlerde yerleşik hayata geçtikleri bir gerçektir. Türkler yerleşik hayata geçtikten sonra başta pamuk olmak üzere, üzüm, kavun, karpuz gibi ziraî ürünleri yetiştirmişlerdir.

Ögel’in kaydettiğine göre, 13. yüzyılda Kuzey Çin’e pamuk umumiyetle Orta Asya’dan geliyordu. Bilhassa Turfan’ın pamuklu kumaşları çok meşhurdu.55 “Han Sülâlesi’nden beri Turfan bölgesinde üzüm yetiştiriliyor ve şarapçılık yapılıyordu. 647 senesinde Göktürk yabgusu, Çin’e üzümler gönderiyor ve bu üzümler Çinliler tarafından çok beğeniliyordu.

Bundan sonra Çin’de şarap imali, Orta Asya’da Turfan bölgesindeki usullere göre yapılmaya başlandı. Hitay Devleti’nde seyahat eden Çinli seyyahlar, karpuzlara rastlamışlar ve karpuz ziraatının Hitay Devleti’ne Uygurlardan geldiğine işaret etmişlerdir. Karpuz buradan da Çin’e gitmişti.”56

Dr. Hee-Soo-Lee’nin belirttiğine göre, Yuan Sülâlesi döneminde karpuz, kavun, üzüm ve pamuk gibi ziraî ürünler Orta Asyalı Türkler tarafından Kore’ye getirilmiştir. Bu da yukarıdaki kayıtları teyit etmektedir.

Türklerin Yuan Sülâlesi Dönemi’ndeki başarıları bunlarla sınırlı değildir. Meselâ, tarihçilik konusunda da Türklerin büyük katkıları olmuştur. Bilindiği gibi, Eski Çin’de edebiyat ile tarih birbirinden ayrı değildi. Onun

için Uygur yazarları da doğrudan tarih yazmaya iştirak etmişlerdir. Mesela, Ma Zuchang “Yuan Sülâlesi Ying Zong Han’ın Saray Hatırası”nı yazmaya katılmıştır. Lian Huishan Kaya Yuan Sülâlesi Dönemi’nde “Liao Sülâlesi Tarihi”ni yazmış olan kişilerin biridir. Ensari Tutung da Hanlık tarihini yazmaya katılmıştır. “Song Sülâlesi Tarihi”ni yazmak için saraya davet edilen Uygurlardan Cuğur ve Chuanpu Ensali adlı kişiler bilinmektedir. “Jin Sülâlesi Tarihi”ni yazan altı kişi içerisinde en iyisi Uygurlardan Şaraban idi.

Türklerin Çin Dini Budizme Etkisi

Tarih: 26 Temmuz 2012  |   Bölüm: Din, Tarih  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

buda, bledaM.Ö. 2 ve 1. yüzyılda, Buda dini Hoten’e girdikten sonra, Hoten Budizm medeniyetinin önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Çin’den Hoten’e gelerek Buda dini tahsili gören Faxian, Sun Yuan, Xuanzang, Hui Jiao’nın ve Remarkus’un yazdıkları tarihi kayıtlarda şöyle denmektedir: “…Eski Hoten şehri içinde beş yüzden fazla tapınak olup, devlet çok zengin, insanlar refah içerisinde yaşıyorlarmış. Halk Buda kanunlarına itaat ediyorlarmış. Müzik ve dans gelenek hâline gelmiş. Binlerce rahibi varmış. Hinayana esas mezhebi imiş”.

Bu kayıttan, M.S. 2 ve 3. yüzyıllarda Buda dini batı bölgelerinde çoktan benimsenmişken, Çinlilerin böyle bir dinden haberleri olmadıkları anlaşılıyor. Bu durumda, Buda dininin Çin’de Küsen (Kuça), Hoten ve İdikut Budistlerinin gayret ve çabalarıyla yayıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

İşte Buda dininin Çin’de kabul edilip yerleşmesinde önemli katkısı olan Türklerden biri Pirhuylan’dır. O, 736-820 yılları arasında yaşamış, ünlü Budist düşünürü, eğitimci, dilci ve yazardır.

Pirhuylan’ın 736 yılında Kaşgar’da doğduğu bilinmektedir. İslâm dini Kaşgar’da yayıldığı zaman, Pirhuylan korkarak Çin’in başkenti Changan’e gitmiştir. O, Changan’de 20 yıllık çalışma sonucunda “Bütün Akait Sözcüklerinin Açıklaması” adlı 100 cildi geçen büyük hacimli kitabı yazmıştır.

  Yukarı çık!