Türk Kültüründe Sarayların Önemi

Tarih: 16 Nisan 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

türk tarih ve kültüründe sarayTürkler sarası bir yapı olarak değil, devlet teşkilatının iç ve dış merkezleri olarak görüyorlardı. Elbette ki bir otağ veya sarayın, sembolik olarak büyük bir önemi vardı. Fakat eski Türkler daha çok, “içtimaî bütün” ile “devlet teşkilâtının tümüne” önem verirlerdi. Devlet, “içre“, yani “içe doğru” ve “taşra” “dışa doğru” olmak üzere, ikiye ayrılmıştı. Eski Türkçede “îçre” sözü hakanın sarayı ile birlikte, ordugâh ve çevresindekileri de anlatırdı.

Hakanın hemen yanında bulunan, büyük memur ve komutanlara ise, “içreki“, yani içeridekiler, adını verirlerdi. Devlet, hakanın tahtı

ndan sınırlara doğru yayılan tıpkı iki uçlu bir yelpaze gibi görülürdü. Devlet otoritesinde her şeyi, bu “” temsil ederdi. Bu sebeple Türk devletine, tâbi olanlar için, “içikdi” yani “İçe girdi, hakana tâbi oldu ve Türk sınırları içine alındı” derlerdi. Çin’de söylenen deyimlerle de, yakın bir ilgi gösteren bu devlet anlayışı, Türk içtimaî hayatının, en derin yönlerine kadar sinmişti. Çinliler de “Nei” yani “” sözünü, isim, fiil ve sıfat olarak, aynı anlamlar için kullanmışlardı.

“Bark” taş yapı ve saray:

Bark” sözü, hakan sarayı için kullanılan, en eski bir Türk deyimi olmalıydı: Öyle anlaşılıyor ki Türkler, ilk zamanlarda taştan yapılmış yapılara bark diyorlardı. Kül Tegin’in, hatırası için yapılan taş binalara, eski Türk yazıtları , özellikle bu deyimi kullanıyorlardı. Bu yapılar, yaygın olarak, taştan yapılırlar ve ölen atanın resimleri, heykelleri ile türlü hatıraları da bu yapı içinde saklanırdı. Bu yapılar bir nevi “ata tapınağı” şeklinde olmalı idiler.

Türk Müziğinin Çin Müziğine Etkisi

Tarih: 26 Temmuz 2012  |   Bölüm: Müzik, Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

rebab, türk müziğinin çin müziğine etkisiDoğu Türkistan’ın Küsen (Kuça), Hoten, İdikut gibi bölgelerinde M.S. 6. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar olan zaman sürecinde dans ve müziğin gelişerek zirveye ulaştığını görüyoruz. Budizm kültürünün hakim olduğu bu bölgelerde müzik, dans ve resmin bu denli gelişebilmesi, Budistlerin Buda dinini daha geniş kitle ve bölgelere yayabilmek için bir nevi mistik hava yaratma çabasından ileri gelmektedir.

Uygur bilim adamı Abliz Muhemmet Sayrami’nin “Eski Tangname”, “Yeni Tangname”, “Müzik Kayıtları”, “Güney Hatıraları”, “Song Sülâlesi Rahiplerinin Biyografisi”, “Geçmiş Sülalelerdeki Ünlü Ressamlarla İlgili Kayıtlar”, “Tang Sülâlesi Dönemindeki Ünlü Resimlerle İlgili Kayıtları”, “Sonraki Resim Eserleri”, “Sui, Tang Sülâlelerdeki Ressamların Resmî Tarihe Kaydedilmemiş Faaliyetleri”, “Rahipler Biyografisi”, “Jinguan Yıllarındaki Genel Resimler ile Özel Resimlerin Tarihi” gibi Çince kaynaklara dayanarak yazdığı “Sui, Tang Sülaliliride Ötken Meşhur Uygur Tarihiy Şehisler” (Sui, Tang Sülâleleri Döneminde Yaşamış Meşhur Uygur Tarihî Şahıslar) adlı kitabına göre, Tang Sülâlesi sarayının meşhur sanatçısı ve müzik üstadı Vaycra Kilti, bir Uygur’dur. (Türk). O, M.S. 618 yılında Hoten’de doğmuştur. Hoten’in geleneksel çalgı aleti olan balman, berbap, kopuz gibi çalgıları çalmada ustadır.

Burada hemen şunu belirtmekte yarar vardır: Abliz Muhemmet Sayrami söz konusu kitabında bir araya topladığı meşhur şahısların etnik kimliğini “Uygur” diye almıştır. Aslında “Uygur” adının yerine daha geniş yelpazeli “Türk” adının kullanılması gerekirdi. Ancak yazarın politik nedenlerle “Türk” adını kullanamadığı anlaşılıyor.

Sayrami’nin kitabına göre, Tang Sülâlesi Dönemi’nde yaşamış bir başka müzik ustası da Vaycraçin’dir. O, 746-750 yıllarında Hoten’de doğmuştur. Balman, ney, tef ve davul gibi çalgıları çalmayı öğrenmiştir. Çin’in başkenti Changan’de balman öğretmenliği yapmıştır. O dönemde Changan’de balman dersi verebilen sadece Buharalı Uygur Envenşen ve Hotenli Vaycraçin olmuştur.

  Yukarı çık!