Türk Dillerinde Tahılların Adları

Tarih: 9 Ağustos 2012  |   Bölüm: Kültür, Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Türklerin tamamen göçebe bir hayat sürdüklerine dair yaygın kanılar sebebiyle, tarımla olan ilişkileri çok az dile getirilmiştir. Oysa Çin yıllıklarını inceleyen araştırmacılardan öğrendiklerimiz, Türklerin atalarının tarımla da uğraştıklarını ve ürün elde ettiklerini göstermektedir. Proto Türk kavimlerinden olan Hunların zaman zaman göçebe hayattan uzaklaşarak bir yere yerleştikleri, et yedikleri ve tarımla meşgul oldukları bu yıllıklarda kayıtlıdır. Proto Kırgız kavimlerinden Cu-şilerin Çince ve Hunca yazdıklarını, klasikleri Hun dili ile okuduklarını, buğday yetiştirdiklerini, meyveliklerinin çok olduğunu, üzüm şarabı ve tuz ürettiklerini, dut diktiklerini, bu kaynaklardan öğrenmekteyiz. Aynı kavimlerin darı, buğday, arpa ve bir tür yulaf ekip bir ezme değirmeni ile bunları un yaptıkları da bilinmektedir (Eberhard 1996: 68; 76; 90; 98).

Altay yöresinde ve Batı Türkistan’daki arkeolojik bulgular, Türklerin yaşadıkları ülkelerde tarihin çok eski çağlarından beri tarımın var olduğunun kesin işaretlerini ortaya çıkarır. Yenisey boylarında MÖ VII. yüzyıldaki Tagar kültürünü yaratan Tingling, Kao-che, Teih-le, Töles gibi Türk kavimleri, arklar açarak tarımla uğraşırlardı. Şimdiki Kazakistan ortalarında, özellikle ırmak boylarında çapa ile kazılıp işlenen topraklarda, bronz çağından itibaren tarım görülmektedir. Toprağı işleyen bu çapalar bronz, taş veya kemikten yapılmışlardır. Bu çağdaki Andronova kültürü temsilcileri, göçebe çobanlığı yanında ilkel şekilde tarım da yaparlardı. Bu tarım sonraki yüzyıllarda, MÖ birinci bin yıl ortalarına doğru daha da gelişti. Erken göçebe çağına, MÖ VII-III. yüzyıllara tarihlenen ve doğuya iki sıra taşla açılan kurganlarda oval biçimde öğütme taşları bulunmuştur. Diğer taraftan, bugünkü Kırgızistan’da, Fergana  ile sınır olan dağlardaki kaya resimlerinde, sabanla çift sürenler görülür (Baykara 1997: 125-126).

Hun ve Göktürk sonrası Türk tarihinde, Türklerin tarımla olan ilişkileri daha belirgindir. Anonim bir coğrafya kitabına göre, Hazar Devleti’nde tarım alanları, bostanlar ve meyveler çoktu. Ahmet Tûsi’ye göre, Hazarların başkenti Etil şehrinin çevresindeki tarım alanı, 20.000 fersah kadar geniş bir yer tutuyordu. Sir Derya deltasında yerleşen Oğuzlar, araştırmacıların “bataklık ziraatı” diye adlandırdıkları bir metotla ürün yetiştirmişlerdir. Karluk ve Türgişlerin hâkim oldukları Batı Türkistan’da tarım, sulamaya elverişli ırmaklar boyunca gelişmiştir. Çinli budist rahip Hüen-Tsang, VII. yüzyıl başlarında geçtiği Çu vadisinde tarımın geliştiğini ve çevrede üzüm bağları bulunduğunu yazar. Ebu Dülef, IX. yüzyılda Kaşgar (Argu?) ülkesinde arpa, buğday, Karahanlı ülkesinde arpa, darı, çeşitli sebzeler; Beha ülkesinde darı, Çiğillerde arpa ve burçak yetiştirildiğini kaydeder (Baykara 1997:130-132).
Eldeki bu bilgiler ve tarihsel metinlerdeki konuya ilişkin veriler, birçok Türkoloğun Türkçedeki “tarım sözcükleri”ni araştırmasını ve bu yönde çalışmalar
ortaya koymasını sağlamıştır. Bu bağlamda Daher 1970; Eren 1979; Zieme 1975 vd.; Rybatzki 2001’in çalışmaları önemlidir. Anılması gereken bir başka eser, 2004 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Prof. Dr. F. Sema Barutcu Özönder danışmanlığında Bülent Gül tarafından hazırlanan Eski Türk Tarım Terimleri adlı doktora çalışmasıdır. Kısa zaman içinde yayımlanmasının gerekli olduğunu düşündüğümüz bu çalışmasında Bülent Gül, Köktürk, Uygur ve İslami çevre Türk eserlerinde geçen Türk tarım terimlerini hem isim hem de fiil boyutunda titizlikle incelemiştir.

  Yukarı çık!