Hüseyin Nihâl Atsız

Tarih: 31 Ağustos 2012  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

hüseyin nihal atsızToplum içinde ender rastlanılan bir kişilikti. Davasına sadıktı ve neferdi. Çünkü Türklüğün bir gün mutlaka muzaffer olacağına inanmıştı. Fedakârdı. Ruhunda ve karakterinde en ufak bir menfaat duygusu taşımıyordu. Savaşçıydı. Belinde kılıcı olmasa da kalemi ile tüm Türk düşmanlarına kafa tutuyordu.

Hakkında birçok yazı, şiir ve kitap yazıldı. Uçmağa varışından sonra yapılan olumsuz eleştirilerin hemen hemen hepsine, kaleme aldığı yazıları bugün de cevap niteliğindedir. Çünkü düşman yine aynı yağıdır. Hakkında yazılan övgüler ise O’nu tarifte eksik kalmıştır diyebiliriz. O’nu hiçbir kalem kolay kolay anlatamayacaktır. Çünkü o “Yalnız Adamadı.

Yazıları, söylemleri bir kılıç kadar keskin olan Nihal Atsız, Türkçülük davasının tarihinde en önemli yeri altın sayfalarla kaplamıştır.

Bugün yetişmiş ya da yetişen Türk Milliyetçisi gençlikte mutlaka payı olan nadir fikir adamlarındandır. Fakat yeni nesilde yeni bir moda çıktı. Atsız’ı okuduktan(ya da okumadan) sonra güncel fikirlerin tesirinde kalarak, hallerine bakmadan Atsız’ı eleştirmeye kalkıyorlar. Bu kendini bilmezliktir. Nihal Atsız bir iddiaya göre on binin üzerine eseri ya incelemiş ya da okumuştur. Sadece bu yönden baksak bile hayatında 50 kitap okumuş veya okumamış kişilerin ortaya koydukları cılız eleştiriler devede kulak kalmaktadır. Atsız her şeyden önce bir bilim adamıydı. Ön görüde bulunduğu tezler tartışılabilir ama Türkçülük mücadelesi tartışmaya açık değildir. O’nun Türkçülük fikri yerilemez.

Tanrı Türk’ü Korusun! (Hikaye)

Tarih: 15 Ağustos 2012  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

M.S.- 485, Hazar Kıyıları…

tanrı türkü korusunHüzünlü ve sessiz asker kampının üzerindeki gök ve hemen yakınındaki Hazar, birbirleri ile uyum içerisindeydiler. Günlerdir yağmur yağdıran bulutlar da askerler ile birlikte sessizliğe bürünmüştü. Hazar rengini yitirmiş, en ufak bir dalgalanma göstermiyordu. İçi iyice sıkılan Komutan Sungur, otağından çıkıp girişteki nöbetçi askerlere baktı;

” İçimi parçalayan düşmanın kılıcı olsaydı da askerimin sessizliği olmasaydı… ”

Komutan Sungur yürümeye devam etti. Askerlerinin çoğu ağaçların gövdesine yaslanmış, gözlerini kapatmış, ancak her an düşman gelebilir düşüncesi ile uykuya dalmıyordu. Kılıcını avucunda hafifçe gezdiren bir asker dikkatini çekti. Yanına yaklaştı;

– Bütün askerlerimin içerisinde en hareketli sensin Ozan…

– Ben kamların gençleri toplayıp kahramanlık masalları anlatarak uykusunun gelmesini sağladığı bozkırlarda büyümedim Komutan. Kahramanlık destanının ta kendisinde büyüdüm. Kılıcımla uyurum elbet…

– Bu nasıl kahramanlık destanıdır? Hangi kahramanlık destanında böyle sessiz bir asker kampı duydun?

Ozan önce cevap vermedi. Sonra sinirinden kılıcıyla elini kesti. Eli kanarken gözlerini Sungur’un gözlerine dikti;

– üç gün önce olanları hatırla komutan! Bu ordu değil de kim sessizliğe bürünsün?

Sungur bir an durmadan düşünmeye başlamıştı. Bekliyordu bu cevabı. Hazırlıklıydı ama yine de üç gün öncesinde yaşananları hatırlamadan edemedi.

Sahi ne olmuştu üç gün önce?

Hazar Denizi’nin kuzeyi, üç Gün Öncesi…

Deli gibi yağmur yağıp gök gürülderken, Tanrı’nın Ordusu da yeryüzünde gürlüyordu. Birbirleri ile çarpışan kılıç seslerinden çok ölen adamların sesleri duyuluyordu. Komutan Sungur, Ozan, Gök Alp başta olmak üzere bütün askerler adeta kendilerinden geçmiş, Hazar kıyılarına bilmeden bir hata yapıp çıkıp gelen Erguni adlı kavmin savaşçıları, yağmurdan bile çok ağlıyordu!

Az sonra çarpışma bitmiş, Komutan Sungur ve kardeşi Gök Alp savaş alanını gezmeye başlamıştı. Yağmur da azalmıştı. Gök Alp, başını göğe kaldırıp yakarmaya başladı. Sungur’da ondan geri kalmadı. Yakarış bittikten sonra, Gök Alp, yerde yaralı bir Erguni görüp ona doğru yöneldi. Erguni, mırıldanıyordu;
-Yardım edin…

Yiğit savaşçı Gök Alp, bir an düşünmeden Erguni’ye doğru eğildi;

– Az önce savaştık ama seni de böyle bırakamayız. Yardım edeceğiz.

Bir anda gök gürüldedi. Komutan ve askerler ani gürleme sonucunda irkilip şaşırdılar. Yağmur bu kez daha şiddetli yağıyordu. Sungur gülümseyip askerlerine döndü;

– Çok sevindikte Gök Tanrı mı kızdı ne?

Türkçülük Mücadelesinde Atsız Olmak

Tarih: 14 Ağustos 2012  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

atsızTürkçülerin yoluna ışık tutmuş olan Nihal Atsız’ı anlatmak hiç de kolay değildir. Tanrı tarafından özel bir insan olarak yaratılan Atsız, herkese nasip olmayan birçok vasıflarla donatılmış müstesna bir insandır. Onun tarihçiliği, romancılığı, şairliği tartışılamaz bir üstünlüktedir; ama Atsız’ın en değerli niteliği su katılmamış Türkçülüğüdür. Türkçülük mücadelesinde onu diğerlerinden ayıran özelliği ise bilgisinin dışında demir gibi sağlam olan kişiliğidir. Fikirleri herkes tarafından benimsenmese bile sahip olduğu kişiliğinden dolayı birçok kişi tarafından takdir kazanmıştır. Türkçülük Ülküsü’nün bütün zahmetini ve zorluğunu tek başına sırtlaafinış ve bu uğurda birçok fedakârlıkta bulunmuştur. Türklüğün bekasını sağlamak için bütün ömrünü Türkçülük ÜlkKü’ne bağışlamış o-lan Atsız, Türklüğü yüceltmek uğurunda yaptığı çalışmalardan dolayı kendi ülkesinde özgiîrlüğü elinden alınmış ve hapse atılmış, sürgün edilmiş, öğretmenlik vazifesine son verilmiş, açığa alınmış, işklnceler görmüş ve ilerleyen yaşına rağmen Türkçülük davasından vazgeçmemiş, ömrünün son yıllarını bile hapiste geçirmiştir.

Türk Gençliği’ni yetiştirmek, onların şuurlarını aydınlatmak için verdiği mücadelede kendi çotuklarıyla bile yeterince ilgilenememiştir ve en önemlisi tüm biKyaşaaıguplumsuzluklara rağmen şevki kırılmamış, umutsuzluğa kapılmamış, son nefesine kadar ülküsü uğruna’yaptığı çalışmalara devam etmiştir.

Bugünün Türkçüleri öncelikle şunu bilmelidirler: Şahsi telakkilere göre Türkçülük olmaz. Herkettn kendine göre bir Türkçülük telakkisi bulunursa iş arapsaçına döner. Bizim bugünkü dağınıklığımızın asıl seb^i budur. Her önüne gelen “Bana göre Türkçülük…” diye başlayan anlatımlarda bulunursa asla bir birlik sağlayamayız. Daha kötüsü ise bizimle aynı düşünmeyen diğer Türkçüleri “kötü kişiler” olarak algılarız. Bu tür ayrılıklar bizlerin aleyhine olan hareketlerdir. Bu yüzden Türkçülük hakkında esaslar, ancak bilgi sahibi ve yetkili kişile rafından ileri sürülürse bir değer taşır.

Kimdir Atsız?

Tarih: 14 Ağustos 2012  |   Bölüm: Edebiyat  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

kimdir atsızRuh Adam‘dır Atsız, bir ırkın ülküsünde yaşayan, adı, şanı bir yere bırakan…

Parlak bir alevdir Atsız, Türk’ün damarlarında parlayan, yüreğini Türklük’le dağlayan…

Coşkun bir ırmaktır Atsız, Türklük ağacını yeşillendiren, onu köklerinden besleyen,

Dürüstlüktür Atsız, ne düşünüyorsa söyleyen, “doğrudur” dediğine sadık kalan,

Cesarettir Atsız, mesleğinden olsa bile inandığına ters düşmeyen, bir noktasında bile istisna yapmayan…

Türkçe‘dir Atsız taa Altaylar’dan unutulanı hatırlatan, Türk’ün dilinde söz olan…

Türe’dir Atsız, Türk’ün yaşantısını öğreten, bakışını bilen, Türk’ü Türk eden…

Özdür Atsız, Türklüğün Tanrı’dan gelen en saf hali, kişioğlunun bozamadığı en baştan olan.

Irkçıdır Atsız, Türk Irkı’ndan başkasına inanmayan, ondan başkasını sevmeyen…

  Yukarı çık!