Neden Millet Olarak Kurallara Uymuyoruz?

Tarih: 28 Ağustos 2019  |   Bölüm: Havadan Sudan  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

neden millet olarak kurallara uymuyoruzJaponlara eskiden beri bir sempatim vardır. En basitinden suşi yaparken o kadar özenli, o kadar nizamlı çalışırlar ki bir sanat eseri ortaya çıkarıyorlar diye düşünürsünüz ki gerçekten böyle olur. Günlük hayatlarında da o kadar düzenli ve kurallara uygun yaşıyorlar ki, millet olarak “Biz neden Japonlar gibi değiliz? Neden sürekli kuralları ihlal etmeye çalışıyor ve hatta bununla gurur duyuyoruz.” diye düşünmeden edemiyorum.

Türkiye’deki trafik kazalarının çok büyük kısmı kuralları ihlal etmekten kaynaklanıyor. Bile bile kırmızı ışıkta geçiyor, yasak olduğunu bildiğimiz hâlde saçma sapan yerlere arabamızı park ediyor, yayalara geçiş önceliği vermemek için resmen savaşıyor, trafikte her an bir yarış veya nefis mücadelesi içinde olacakmış gibi gergin oluyoruz. Bir kişiye yol vermek insanların ağırına gidiyor,hız limitleri son demine kadar tüketiliyor…

Sadece trafikte mi? Aslında hayatımızın her alanını düzenleyen çok önemli yazılı ve sözlü kurallar vardır. Yazılı olanlar genellikle yasa ile belirlendiği için, insanlar kendilerini bu kurallara “mecburen” uymak zorunda hissediyorlar. Sözlü hukuk kuralları ise, genellikle toplumun ahlâk ilkelerine göre oluşturulur. Mesela yerlere tükürmemek veya çöp atmamak, gece geç saatte insanları rahatsız edecek hareketlerden kaçınmak, bankada işlem yapabilmek için sıraya girmek… bunlara örnektir.

Eski Türk Tarihinde “Harem” ve “Saray”

Tarih: 14 Nisan 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

türk tarihinde sarayEski Türk hakanlarının ordugâhlarındaki, “harem dairesi” de önemli bir yer tutardı. Eski Türk devletleri, savaş ve il almak ideali üzerine kurulmuş devletlerdi. Bu sebeple hakanlar, uzun süren savaşlara gider ve evlerinden uzak kalırlardı. Savaşlarda hakanların, harem dairelerinin yanında bulunması, eski bir Türk âdeti idi.

Bu savaşlar, yalnızca il almak amacı ile değil; yeni ülkeler alıp, yerleşerek, oturmak gayesi ile de yapılırdı. Bu sebeple, çoğu zaman askerlerin aileleri de, orduyu takip ederlerdi. Tarih kaynaklarında birçok bilgiler bulabiliyoruz.

Bu “göç orduları” hakkında Oğuz Kağan Destanları’nda da güzel hikâyeler okuyabiliyoruz. “Baş-hatun“, resmî törenlerde de hakanın yanında bulunurdu. Fakat bunun yanında, birçok sınıflara ayrılmış, pek çok da “câriye” vardı ki, bunlar başkalarına, pek görünmezlerdi. Bayan-Çur Kağan gibi  Uygur hakanlarının, Çin İmparatorunun öz kızı olan, “Çinli Hatunları” da vardı.  Eski Türkler bu gibi Çinli hatunlar için yine Çince‘den gelen “konçuy” deyimini kullanırlardı.

Baş Hatun’un Türk soylularından birisinin kızı olması, çok önemli bir şart idi. Bunun için de, Çinli Hatunlar, baş hatunun altında ve cariyelerin üst sınıflarında yer alırlardı. Göktürkler cariyeye “kün” derlerdi. “Kün” sözü, Uygur Türklerinde ise, “harem dairesi” karşılığı olarak, kullanılmıştı. Bu anlam biraz da, Çin deyimlerinin taklidi yolu ile meydana gelmişti.

Uygurlar, “harem dairesindeki câriye ve memurlar” için, “künteki kırkınlar“, deyimini de kullanırlardı. Harezmşahlar çağında, daha çok “hatunlar sarayı” deyimi, yayılmağa başlamıştı. Han otağlarının içinde de, birçok odalar vardı. Bu sebeple, hatunlarla cariyeler de, bu otağlar içinde barınabilirlerdi.

Türklerin Çin Kültürü Üzerindeki Etkileri

Tarih: 26 Temmuz 2012  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

türklerin çin kültürüne etkisiTürk-Çin ilişkileri binlerce yıllık geçmişe dayanmaktadır. Bu uzun tarihî süreç içerisinde, Türklerle Çinliler bazen hanedanlar arasında ilişkiler kurarak barış içinde bazen de çeşitli sebeplerle anlaşmazlığa düşerek savaşmak durumunda olmuşlardır. Dolayısıyla, bu ilişkinin her iki milletin kültürü üzerinde çok derin izler bırakmış olması gayet doğaldır. Bu izler gerek Türklerin gerekse Çinlilerin dil, edebiyat, sanat, ziraat gibi manevî ve maddî kültürünün her alanında görülebilmektedir. Bugüne kadar hep Çinlilerin Türk kültürü üzerindeki etkilerinden bahsedildi. Oysa Türklerin de Çin kültürü üzerinde çok derin izleri olmuştur.

Türklerin Çin kültürü üzerindeki etkilerini ele alırken, önce şu soruların cevabını aramak durumundayız. Çinlilerin “Hu” dedikleri kimlerdi? Yue-çiler kimlerdi? Onların Kuşan veya Küsenlilerle ne ilişkisi vardı? Hotenlilerin etnik kimliği neydi? Çünkü, bunlar eskiden Çin kültürü üzerinde önemli etkisi olan kavimlerdir.

Çinliler “Hu” kelimesini Çin’in kuzeyi ve Batı bölgesinde yaşayan Hun, Türk, Siyenpi ve diğer kavimler için kullanmışlardır. Ayrıca bu milletlerden Çin’e getirilen şeyleri de “Hu” kelimesiyle ifade etmişlerdir. Meselâ, “Hutao” (ceviz), “Huqin” (çalgı), “Hujiao” (karabiber), “Hugua” (salatalık), “Hushı” (börek, çörek), “Huma” (susam). Ancak “Hu” teriminden Türklerin mi yoksa Türk olmayan diğer kavimlerin mi anlaşılması meselesi başlı başına bir sorundur. Genellikle Uygur tarihçileri “Hu” terimini “Uygur” diye tercüme ederler. Yani bu terim araştırmacının yorumuna göre “Uygur”, “Türk” veya “Sogd” ya da başka bir kavim için kullanılabilmektedir.

Türklerin Çin Tarım Kültürüne Etkisi

Tarih: 26 Temmuz 2012  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

türklerin çin kültürüne etkisiTürklerin eskiden yarı göçebe, yarı yerleşik hayat tarzını benimsediklerini biliyoruz. Özellikle Uygur Türklerinin çok erken dönemlerde yerleşik hayata geçtikleri bir gerçektir. Türkler yerleşik hayata geçtikten sonra başta pamuk olmak üzere, üzüm, kavun, karpuz gibi ziraî ürünleri yetiştirmişlerdir.

Ögel’in kaydettiğine göre, 13. yüzyılda Kuzey Çin’e pamuk umumiyetle Orta Asya’dan geliyordu. Bilhassa Turfan’ın pamuklu kumaşları çok meşhurdu.55 “Han Sülâlesi’nden beri Turfan bölgesinde üzüm yetiştiriliyor ve şarapçılık yapılıyordu. 647 senesinde Göktürk yabgusu, Çin’e üzümler gönderiyor ve bu üzümler Çinliler tarafından çok beğeniliyordu.

Bundan sonra Çin’de şarap imali, Orta Asya’da Turfan bölgesindeki usullere göre yapılmaya başlandı. Hitay Devleti’nde seyahat eden Çinli seyyahlar, karpuzlara rastlamışlar ve karpuz ziraatının Hitay Devleti’ne Uygurlardan geldiğine işaret etmişlerdir. Karpuz buradan da Çin’e gitmişti.”56

Dr. Hee-Soo-Lee’nin belirttiğine göre, Yuan Sülâlesi döneminde karpuz, kavun, üzüm ve pamuk gibi ziraî ürünler Orta Asyalı Türkler tarafından Kore’ye getirilmiştir. Bu da yukarıdaki kayıtları teyit etmektedir.

Türklerin Yuan Sülâlesi Dönemi’ndeki başarıları bunlarla sınırlı değildir. Meselâ, tarihçilik konusunda da Türklerin büyük katkıları olmuştur. Bilindiği gibi, Eski Çin’de edebiyat ile tarih birbirinden ayrı değildi. Onun

için Uygur yazarları da doğrudan tarih yazmaya iştirak etmişlerdir. Mesela, Ma Zuchang “Yuan Sülâlesi Ying Zong Han’ın Saray Hatırası”nı yazmaya katılmıştır. Lian Huishan Kaya Yuan Sülâlesi Dönemi’nde “Liao Sülâlesi Tarihi”ni yazmış olan kişilerin biridir. Ensari Tutung da Hanlık tarihini yazmaya katılmıştır. “Song Sülâlesi Tarihi”ni yazmak için saraya davet edilen Uygurlardan Cuğur ve Chuanpu Ensali adlı kişiler bilinmektedir. “Jin Sülâlesi Tarihi”ni yazan altı kişi içerisinde en iyisi Uygurlardan Şaraban idi.

  Yukarı çık!