Nasıl Ağlamasın (Nasrettin Hoca Fıkraları)

Tarih: 26 Mart 2012  |   Bölüm: Gülünç  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Nasrettin Hoca’nın eşeği ölmüş. Kapının eşiğine oturmuş, hüngür hüngür ağlarmış. Bir komşusu yaklaşarak:

– A Hoca, geçende karın öldü, ağlamadın. Bir eşek için ağlamak sana yakışır mı?

Nasrattin Hoca da cevap vermiş:

– Nasıl ağlamayayım? Karım ölünce, eş dost, hepiniz etrafımı aldınız, “üzülme, biz sana daha iyisini buluruz” dediniz. Ama bir müslüman çıkıp da: “Hoca, ağlama, sana eşek alırız.” demedi.

Ben De Binemedim (Nasrettin Hoca Fıkraları)

Tarih: 26 Mart 2012  |   Bölüm: Gülünç  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Bir mecliste binicilikten söz açılmış. Herkes biniciliğini övmeğe başlamış. Nasrettin Hoca da meraklanmış, anlatmaya başlamış:

– Falanca çiftlikteydim. Kâhya bir at getirdi. Dik başlıydı. Kimseyi yanına yaklaştırmıyordu. Usta binicilerden biri ata binmek istedi, hayvan onu yere vurdu. Bir başkası denedi kısmetini, o da yuvarlandı. Bir üçüncüsü de yere serilince, gayret dayıya düştü. Şöyle bir kollarımı sıvadım, etek-lerimi belime doladım, el çabukluğuyla hayvanın yelesinden yakaladığım gibi bir sıçradım…

Tam sözün burasında adı geçen kâhya içeri girince, Nasrattin Hoca hiç istifini bozmadan sözünü tamamlamış:

Ama ben de binemedim.

O Kadar Da Değil (Nasrettin Hoca Fıkraları)

Tarih: 26 Mart 2012  |   Bölüm: Gülünç  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Nasrettin Hoca bir gün değirmene buğday öğütmeğe gitmiş. Değirmencinin dışarı çıktığı bir sırada, başka birinin çuvalından avuç avuç alıp kendi çuvalına aktarmağa başlamış. Ansızın içeri giren değirmenci:

– Ne yapıyorsun? Ayıp değil mi sana! diye çıkışmış.

Kusura bakma, ben budalanın biriyim, demiş Hoca.

– Budalaysan, neden kendi çuvalından başkasının çuvalına buğday aktarmıyorsun?

– Yok, budala dedikse, artık o kadar da değil, diye Hoca cevap vermiş.

Bu Da Uzar (Nasrettin Hoca Fıkraları)

Tarih: 26 Mart 2012  |   Bölüm: Gülünç  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Nasrettin Hoca bir gün pazarda dolaşırken bir kılıcın bin kuruşa satıldığını görünce merak etmiş:

– Nedir bunun marifeti? diye sormuş.

Böyle bir kılıçtır ki, düşmana havale ettiğin zaman on arşın uzar, diye cevap vermiş.

Nasrattin Hoca eve gitmiş, ocak başındaki maşayı alıp pazara dönmüş. “İki bin kuruş, alan var mı?” diye dolaşmaya başlamış.

Oradakiler hayretle Nasrattin Hoca’ya sormuşlar:

– Bir maşa iki bin kuruş eder mi? Nedir bunun marifeti?

– Bizim karı bana fırlattı mı, bu maşa yirmi arşın uzar, demiş Hoca.

  Yukarı çık!