Ankara’nın Başkent Olması

Tarih: 11 Mayıs 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

ankaranın başkent oluşu9 Ekim 1923’te İsmet Paşa ile on dört arkadaşı, Meclis Başkanlığı’na bir önerge verdiler: Lozan Antlaşması’nın tamamlayıcılarından olan Boşaltma Protokolü’nün uygulanması tamamlanmış ve baştan başa yabancı işgâlinden kurtulan Türkiye’nin bütünlüğü tamamlanmıştır. Milletimizin en değerli malı olan İstanbulumuz İslâm Halifeliği’nin merkezi olmak durumunu, İslâm âlemi içinde sadece Türk milletinin savunma araçlarına emanet ederek, sonsuza kadar muhafaza edecektir.

Öte yandan, Türkiye Devleti’nin idare merkezi için TBMM’de karar vermek zamanı da gelmiştir. Bir devletin merkezini tayinde esas olan düşünce, Yeni Türkiye Devleti’nin idare merkezini Anadolu’da seçmek ve Ankara olmak gereğini emreder. Sözü edilen düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen hükümler, Yeni Türkiye Devleti’nin temel varlığı memleketin güçlenme ve gelişme kaynağını Anadolu’nun merkezinde kurmak gereği, coğrafya ve stratejinin müsaadesi, iç ve dış güvenlik ve gelişme konusunda edinilmiş tecrübelerle özetlenebilir tarzında olduğunu bir kanun maddesi altında bunu belirttiler. Bu kanun maddesi, Türkiye Devleti’nin idare merkezi Ankara şehridir olarak düzenlenmişti. Meclis Başkanlığı bu raporu Anayasa Komisyonu’na gönderdi.

Anayasa Komisyonu da vardığı kararı aşağıdaki raporla Meclis Genel Kuruluna bildirdi: “Yüce Başkanlığa 10.10.1923 günü komisyonumuza gönderilen Ankara şehrinin Türkiye Devleti’nin merkezi olmasına dair Malatya Mebusu İsmet Paşa ile arkadaşlarınca verilen ve Tasarısı komisyonunca görüşülmeye değer bulunan kanun teklifi komisyonumuzca da görüşülerek doğru ve uygun bulundu. Olaylar, Anadolu’nun hemen ortasında bulunan Ankara’yı zâten tabiî merkez gösterdiğinden bu kanun teklifi bir gerçeğin belirtilmesinden ibarettir. Teklifte yer almış olan kanun maddesini sonradan düzenlenecek ve kabul edilecek ayrıntılı Anayasamız’ın maddeleri arasında konması dileğinin Genel Kurul’a sunulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.

İzmir İktisat Kongresi

Tarih: 4 Mayıs 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

izmir iktisat kongresiİktisat Vekili Mahmut Esat Bey “Türkiye İktisat Kongresi İktisat Vekâleti’nin teşebbüsü ve isteklendirmesi ile toplantıya çağrılmıştır. Vekiller Heyeti’nin kararı yoktur. Memleketimizin iktisatçılarının bir araya gelmesindeki ihtiyacı duyup, 21 Kasım 1922’de Mustafa Kemal Paşa’ya İzmir’den bir telgraf çekerek; meslek adamlarını dinlemek ve dileklerine göre bir ekonomik programı düzenlemek gereklidir” demekteydi.

Türkiye İktisat Kongresi, 17 Şubat 1923’te 1135 temsilcinin katılmasıyla saat on buçukta açıldı. Beş yüzü kadın olmak üzere, üç binden fazla dinleyici vardı. Atatürk yapmış olduğu konuşmada “Bence, yeni devletimizin, yeni hükûmetimizin bütün temelleri, bütün programları İktisat Programı’ndan çıkmalıdır. Çünkü her şey bunun içindedir. Böylece, esaslı bir hükûmet programı yapıp uygulamak ve bu program üzerinde bütün milleti ahenkli olarak çalıştırmak gereklidir” dedikten sonra, bir iktisat programının yapılmasına değinmiştir. Daha sonra İktisat Vekili Mahmut Esat Bey bir konuşma yapmıştır.

İzmir’in Kurtuluşundan 5 ay sonra ve Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından 4 ay önce toplanan Türkiye İktisat Kongresi Anadolu kurtuluş hareketinin iktisadi yönünü göstermesi bakımından, son derece önemlidir. Anadolu Ajansı’nın 5 Mart 1923 tarihli bir haberinde; “tab ve neşredilecek bilumum kitapların ilk sahifelerinde Misak-ı İktisadi esasları gayet okunaklı bir surette yazılacaktır. Kongre Divanınca bu babda alakadarına tebligat icrasına karar verilmiştir” denilmesine rağmen iktisat kongresi ile ilgili tebliğler sadece Osmanlıca “İktisat Esaslarımız” adlı bir kitapçık ta yayınlanmıştır. Kongreye her kazadan gönderilen sekiz kişi Atatürk‘ün açılış nutkunda belirttiği üzere milleti temsil ediyor ve delegelerin söyleyeceklerine itibar edeceklerini bildiriyordu. Tüm bunlara rağmen,toprağa sahip olmadan çalışan ortakçı ve yarıcının kongrede tam olarak temsil edilemediği de aşikardır.

Saltanatın Kaldırılması / 1 Kasım 1922

Tarih: 3 Mayıs 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

saltanatın kaldırılması30 Ekim 1922 Pazartesi günü, Meclis saat 17’de kapalı bir toplantı yapmaktaydı. Rasih Kaplan’ konuşmasında “Babıâli ve Padişahın dayandığı istilâcı kuvvetlerin pek yakında yıkılıp  gittiğini göreceğiz” demişti. İkinci grup ise, Tevfik Paşa’nın konferansa katılmak teklifinin reddedilmesini öneren bir takrir vermişti. 30 Ekim 1922 günü karar alınamamış ve çoğunluğun sağlanması için toplantı 1 Kasım’a ertelenmişti.

1 Kasım günü yapılan konuşmalar sonunda netice alınamayacağını anlayan Mustafa Kemal, müşterek encümene karar ve isteğini yazdırmıştı. Takrir o gün kânûn haline getirilmiş ve oy birliği ile saltanatın kaldırılması kabul edilmiştir.1 Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nu 16 Mart 1923’te çıkararak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden başka hükûmet şekli tanımayacağı ilân edilmişti.

TBMM, Padişahlığa son verdikten sonra, İstanbul’daki idarî kadrolar Refet Bey’e (Refet Paşa), Millî Hükûmetin emrine girdiklerini söylemişler ve İstanbul il olarak Ankara Hükûmeti’ne bağlanmıştır.

NEDENLERİ

Saltanatın kaldırılmasına doğrudan doğruya yol açan olay, Kurtuluş Savaşı’nın başarı ile sonuçlanmasından sonra toplanması öngörülen barış konferansına Ankara ve İstanbul hükümetlerinin birlikte davet edilmeleridir.  17 Ekim tarihli bir telgrafla sadrazam Tevfik Paşa barış konferansında ortak bir tavır belirlemek amacıyla Mustafa Kemal‘e başvurmuştur. 20 Ekim tarihli, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına hitap eden ikinci bir telgrafta Tevfik Paşa Babıali ile Büyük Millet Meclisi arasında amaç bakımından tam bir birlik olduğunu, Sevr Antlaşmasını iptal ettirmek ve işgalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için beraberce mücadele edildiğini belirterek ulusal birliğin önemini vurgulamış ve vatan uğruna kişisel hırslardan vazgeçilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Şanlı Zafer

Tarih: 20 Nisan 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

şanlı zaferİngiliz zırhları, toplarının namlularını Çanakkale’nin iki yakasına çevirmiş, durmadan ateş ediyorlardı. Sanki gökten ateş yağıyordu. Topçu eri olan Koca Seyit, o korkunç ateş yağmurunu şöyle anlattı:

Düşman zırhlılarının ilk mermileri önümüze, sonrakiler arkamızdan denize düştü. Denizden minare boyu sular fışkırdı. Siperlerimize çarpan mermiler kum torbalarını parçalayıp dağıtarak ortalığı toza dumana boğuyordu.

Bugün olmuş gibi, gözlerimin önünde… Birden, çok keskin bir ıslık sesi duydum. Sonra kulakları sağır edici bir gürültü koptu. Bundan sonrasını hiç bilemiyorum. Düşman gemisinden atılan bir mermi, bizim cephaneliği bulmuş. Oradaki mermiler, barutlar patlayınca ortalık allak bullak olmuş. Ben bir toprak yığınının altında gömülmüşüm.

Yetişen Mehmetçikler, beni bacaklarımdan çekerek topraktan çıkarmışlar. Kendimde değilmişim. Bizim birlikten bir ben, bir de arkadaşım Ali sağ kalmışız.

Bir süre sonra Koca Seyit kendine geldi. Denize doğru baktı. Düşman gemilerinin topları, hâlâ ateş koşuyordu. Kimi Türk topları bozulmuştu. Bundan yararlanan düşman gemileri karaya iyice sokulmuş, Türk askerine mermi yağdırmaya devam ediyordu.

  Yukarı çık!