Türkistan’ın Parçalanmasında Rusya Faktörü

Tarih: 20 Temmuz 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

türkistanın parçalanması1917 devriminden önce, Orta Asya’da (en azından kültürel konularda) birlik mevcuttu. Baymirza Hayit, 1925’ten önce Orta Asya halkının Türkistanlılar (Türkistan halkı) olarak adlandırıldığını belirtmektedir. Sonradan bu halklar farklı ünitelere bölünmüşlerdir.

Ruslar için Müslüman (yada Türk) bir birlik tehlikeliydi. Bu nedenle, Ruslar bu tehdidi Ruslaştırma ve Böl Yönet politikası ile ortadan kaldırmayı istemişlerdir. Sovyetleri basmacı hareketi ile tehdit eden Orta Asya’nın gücünü zayıflatmak amacıyla 1925’teki Moskova planı ile (daha sonraki bazı değişikliklerle birlikte) Sovyetler bölgeyi tek tek ünitelere ayırmışlardı. Bölgede yaşayanlara resmi birer milliyet verilmiştir.

Bu yapay bir bölünme olmuştur. Kabile veya Klanların (boyların) isimleri Özbek, Kazak, Tatar gibi, sıklıkla kullanılmıştır. Sovyetler Birliği idarecileri bu halkların aynı kökenden geldikleri gerçeğini mümkün olduğunca örtmeye ve bir çok küçük ulus yaratmaya çalışmışlardır.

Türk Cumhuriyetlerinin halkları da bu yolla eğitilmiştir. Özbek, Kazak, Azeri, vb. olma bilinci Türk halkları arasında artmıştır. Critchlow Orta Asya halkından belirli sayıda sıradan kişilerle yapılan görüşmelerde, Orta Asya’daki her cumhuriyetin halkının kendilerini Türkistanlı yada Türk olmak yerine bireysel cumhuriyetlerin kimlikleri ile tanımladıklarını ortaya çıkarmıştır.

Sovyet Rusyası’nda Basmacı Ayaklanması

Tarih: 18 Temmuz 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

basmacı ayaklanması

Türkistan muhtariyetinin Kızılordu birlikleri tarafından dağıtılması ve Kokand şehir halkına karşı Ermeni Taşnak silahlı grupları aracılığıyla kanlı soykırım girişimi, Türkistan içinde Bolşeviklere karşı duyulan güvensizliği ve direnişi kamçıladı. Türkistan Muhtariyet hükümetinin hayatta kalan savunmacıları Ergeş Korbaşı’nın önderliğinde şehir dışına kaçtılar. Kokand polis gücü başkanı da olan Ergeş Korbaşı 1916 yılından beri silahlı çetelerden en güçlüsüne sahipti.

Ruslar da kendilerine direnen çetecileri Türkistan Türkçesinde “haydut” anlamına gelen “Basmacı” (basmak fiilinden) terimiyle adlandırdılar. Ergeş Korbaşı kısa bir süre içinde birbirinden bağımsız silahlı çetelerden bir bölümünün yönetimini eline geçirdi. Basmacıların direniş hareketi 1918’e kadar Fergane vâdisinin her yanını sardı.

Basmacı hareketinin Türkistan’ı bağımsızlığa kavuşturma amacıyla yapılmış bir istiklâl savaşı olduğunu Stalin şöyle açıklamıştır: “Basmacı hareketi 1918-1924 yıllarında Orta Asya’da bir karşı ihtilâl ve milliyetçi hareket olarak Orta Asya cumhuriyetlerini Sovyet Rusya’dan ayırmak ve sömürücü sınıfın hakimiyetini yeniden kurmak gayesi ile mollalar tarafından yürütülen, alenî-siyasî bir haydutluk olarak ortaya çıkmıştır”. Basmacı Hareketi’nin parolaları da yine Sovyet kaynaklarına göre şöyleydi: “Türkistan Türkistanlılarındır. Türkistan’ı Rusya’dan kurtarmak gerekir. Müstebitlerden arınmış bir Türkistan”.

Basmacıların silahlı mücadelesinin Türkistan’ın çeşitli bölgelerine yayılması üzerine Sovyet hakimiyeti 1919’da “Türkistan Cephesi” açarak, bölgeye ek kuvvetler gönderdi. Bu cephenin kumandanlığını Rus Generali Frunze üstlendi. Ergeş Korbaşı, Şir Muhammed Bek (Körşermet), Nur Muhammed Bek, Küçük Ergeş, Muhammed Emin Bek, Hal Hoca, Parpi Bek, Muhittin Bek, Aman Pehlivan, Cüneyid Han gibi çok sayıda önder altında Basmacı hareketi 1924 yılı sonuna kadar çok etkili olarak sürdü.

Türk Kültüründe Sarayların Önemi

Tarih: 16 Nisan 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

türk tarih ve kültüründe sarayTürkler sarası bir yapı olarak değil, devlet teşkilatının iç ve dış merkezleri olarak görüyorlardı. Elbette ki bir otağ veya sarayın, sembolik olarak büyük bir önemi vardı. Fakat eski Türkler daha çok, “içtimaî bütün” ile “devlet teşkilâtının tümüne” önem verirlerdi. Devlet, “içre“, yani “içe doğru” ve “taşra” “dışa doğru” olmak üzere, ikiye ayrılmıştı. Eski Türkçede “îçre” sözü hakanın sarayı ile birlikte, ordugâh ve çevresindekileri de anlatırdı.

Hakanın hemen yanında bulunan, büyük memur ve komutanlara ise, “içreki“, yani içeridekiler, adını verirlerdi. Devlet, hakanın tahtı

ndan sınırlara doğru yayılan tıpkı iki uçlu bir yelpaze gibi görülürdü. Devlet otoritesinde her şeyi, bu “” temsil ederdi. Bu sebeple Türk devletine, tâbi olanlar için, “içikdi” yani “İçe girdi, hakana tâbi oldu ve Türk sınırları içine alındı” derlerdi. Çin’de söylenen deyimlerle de, yakın bir ilgi gösteren bu devlet anlayışı, Türk içtimaî hayatının, en derin yönlerine kadar sinmişti. Çinliler de “Nei” yani “” sözünü, isim, fiil ve sıfat olarak, aynı anlamlar için kullanmışlardı.

“Bark” taş yapı ve saray:

Bark” sözü, hakan sarayı için kullanılan, en eski bir Türk deyimi olmalıydı: Öyle anlaşılıyor ki Türkler, ilk zamanlarda taştan yapılmış yapılara bark diyorlardı. Kül Tegin’in, hatırası için yapılan taş binalara, eski Türk yazıtları , özellikle bu deyimi kullanıyorlardı. Bu yapılar, yaygın olarak, taştan yapılırlar ve ölen atanın resimleri, heykelleri ile türlü hatıraları da bu yapı içinde saklanırdı. Bu yapılar bir nevi “ata tapınağı” şeklinde olmalı idiler.

Batı Türkistan Türkleri

Tarih: 11 Kasım 2012  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

batı türkistan türkleriOrta-Asya, insanlık tarihinin kültür beşiği, Türk anavatan taşmasının ilk yerleşme menzili ve medeniyet merkezidir. Ecdat Türk, çok eski çağlardan bu yana, burasım vatan edinmiş, yerli kültür yapıcılığında ve kuruluşunda uhdesine düşeni eksiksiz yapmıştır. VI – VIII. yüzyıllarda, Orta – Asya mukadderatını elinde tutan büyük Gök -Türk devleti, sahipliğini yaptığı Batı-Türkistan Demirkapı’sı ile, dillere destan olmuştur. Türkü Ergenekon’a götüren, sembolik kurt da aslen bu iklimden olup, eski Türk tanrılarından sayılmıştır. Türk medeniyetinin manevî kültür mahsullerinden olan Dede Korkut’lar, Manas’lar, Alpamış’lar hep bu saha da doğmuş, beslenmiş, Türklüğün mazisini yaymış ve yaşatmıştır. Bugünkü yaygın Türk dünyasının manen ve maddeten bağlandığı öz vatandır.

Jeopolitik durumu ile Batı-Türkistan, büyük yollar kavşağı ve çeşitli dil, kültür ve medeniyetler tesiri merkezinde bulunması hasebiyle milletler tarihinde önemli rol oynamıştır. Hattâ VII.-XII. yüzyıllar arası Maveraünnehir’le Horasan eyaletleri, Türklüğün siyasî tarihi bakımından olduğu kadar, kültür ve medeniyetler gelişmesi bakımından da çok büyük bir değer taşımıştır. Bu iki coğrafî bölge adı altında asıl kasdedilen saha, Seyhun ırmağı ve Horasan dağları ile Hindistan arasındaki geniş bölgedir. Ceyhunla Hazar denizi çevresi de bu büyük bölge içerisine rahatça alınmaktadır.

Saha, tarihî mukadderatına boyun eğerek, çeşitli dinli ve dilli milletlere geçit yolu vermiş, medeniyetler çarpışmasına sahne olmuştur. Fakat tarih boyunca Türklüğünden hiçbir şey kaybetmemiştir. Bilâkis Arap istilâsı Türklerce burada durdurulmuş, bölgenin ve halkının İslâmlaşması, Türklerin bu dine girmelerine bağlı kalmıştır. Hattâ İslâm dünyası hâkimiyetini ele alan Türk-ler, burasını siyasî sıçrama ve atlama merkezi olarak kullanmışlardır.

  Yukarı çık!