Tanrı Türk’ü Korusun! (Hikaye)

Tarih: 15 Ağustos 2012  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

M.S.- 485, Hazar Kıyıları…

tanrı türkü korusunHüzünlü ve sessiz asker kampının üzerindeki gök ve hemen yakınındaki Hazar, birbirleri ile uyum içerisindeydiler. Günlerdir yağmur yağdıran bulutlar da askerler ile birlikte sessizliğe bürünmüştü. Hazar rengini yitirmiş, en ufak bir dalgalanma göstermiyordu. İçi iyice sıkılan Komutan Sungur, otağından çıkıp girişteki nöbetçi askerlere baktı;

” İçimi parçalayan düşmanın kılıcı olsaydı da askerimin sessizliği olmasaydı… ”

Komutan Sungur yürümeye devam etti. Askerlerinin çoğu ağaçların gövdesine yaslanmış, gözlerini kapatmış, ancak her an düşman gelebilir düşüncesi ile uykuya dalmıyordu. Kılıcını avucunda hafifçe gezdiren bir asker dikkatini çekti. Yanına yaklaştı;

– Bütün askerlerimin içerisinde en hareketli sensin Ozan…

– Ben kamların gençleri toplayıp kahramanlık masalları anlatarak uykusunun gelmesini sağladığı bozkırlarda büyümedim Komutan. Kahramanlık destanının ta kendisinde büyüdüm. Kılıcımla uyurum elbet…

– Bu nasıl kahramanlık destanıdır? Hangi kahramanlık destanında böyle sessiz bir asker kampı duydun?

Ozan önce cevap vermedi. Sonra sinirinden kılıcıyla elini kesti. Eli kanarken gözlerini Sungur’un gözlerine dikti;

– üç gün önce olanları hatırla komutan! Bu ordu değil de kim sessizliğe bürünsün?

Sungur bir an durmadan düşünmeye başlamıştı. Bekliyordu bu cevabı. Hazırlıklıydı ama yine de üç gün öncesinde yaşananları hatırlamadan edemedi.

Sahi ne olmuştu üç gün önce?

Hazar Denizi’nin kuzeyi, üç Gün Öncesi…

Deli gibi yağmur yağıp gök gürülderken, Tanrı’nın Ordusu da yeryüzünde gürlüyordu. Birbirleri ile çarpışan kılıç seslerinden çok ölen adamların sesleri duyuluyordu. Komutan Sungur, Ozan, Gök Alp başta olmak üzere bütün askerler adeta kendilerinden geçmiş, Hazar kıyılarına bilmeden bir hata yapıp çıkıp gelen Erguni adlı kavmin savaşçıları, yağmurdan bile çok ağlıyordu!

Az sonra çarpışma bitmiş, Komutan Sungur ve kardeşi Gök Alp savaş alanını gezmeye başlamıştı. Yağmur da azalmıştı. Gök Alp, başını göğe kaldırıp yakarmaya başladı. Sungur’da ondan geri kalmadı. Yakarış bittikten sonra, Gök Alp, yerde yaralı bir Erguni görüp ona doğru yöneldi. Erguni, mırıldanıyordu;
-Yardım edin…

Yiğit savaşçı Gök Alp, bir an düşünmeden Erguni’ye doğru eğildi;

– Az önce savaştık ama seni de böyle bırakamayız. Yardım edeceğiz.

Bir anda gök gürüldedi. Komutan ve askerler ani gürleme sonucunda irkilip şaşırdılar. Yağmur bu kez daha şiddetli yağıyordu. Sungur gülümseyip askerlerine döndü;

– Çok sevindikte Gök Tanrı mı kızdı ne?

Hayrani Ilgar ile Söyleşi

Tarih: 15 Ağustos 2012  |   Bölüm: Edebiyat, Türkçülük  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

hayrani ılgarTürkçü büyüklerimizden, Atsız Ata ile aynı dergide yazma fırsatı bulmuş, Türk Tarihi ile ilgili kitaplar yazan ve yazmaya da devam eden Hayrani Ilgar hocamız ile görüştük, elini öptük. Bizi en iyi şekilde ağırlayan ve anılarından bahseden Hayrani Hoca ile yaptığımız söyleşiden bazı kesitleri sizlerle de paylaşmak istedik.

Genç Atsız: 80 sonrası Türkçü dergi çıkaran tek yazarsınız…

Hayrani Ilgar: O dönem memurdum. Komünizmle Mücadele Derneği’nin başkanlığını yaptım. Cesaret isteyen bir işti. Devlet memuru olmama rağmen böyle bir dernekte yer almıştım. Aynı dernekten Nazi Almanyası’nda da olduğu için ihbar ile İnönü hükümeti tarafından takibe alındık. Sonuçta bir şey bulamadılar. Sonra İzmir’de dergi ve gazeteler çıkardım. Aynı anda 3 gazeteye yazılar yazdığım oldu.

( Hayrani Hoca daha sonra yazdığı kitapları anlatıyor…)

Hayrani Ilgar: Çok uzun zaman belge ve kaynak biriktirdim. Tek bir kaynağı değil, pek çok kaynağı araştırdım. Araştırma yaparken sadece bir kaynaktan değil, pek çok kaynaktan yararlanılmalıdır. Türk kahramanları üzerine kitaplar yazdım. Fuarda gezerken diyanetin bölümünde tanıtılan kitapların içerisinde romanlar da olduğunu gördüm. Görevlilere, hangi konuda kitap yazdığımı anlattım. Kendileri kitabı yayınlar mı diye sordum. “Tabi ki ” dediler. Yetkililere yazdıklarımı gönderdim. Kurul, basım kararı aldı. Gerekli işlemler yapıldı. Ancak bir yıl hiç ses çıkmadı. Bir yıl sonra yine fuarda aynı görevli genci gördüm. Beni hatırlayıp hatırlamadığını sordum. Hatırladığını söyledi. Kitabımı matbaada basıma almışlarken son anda gelen bir emir ile basmaktan vazgeçmişler. Genç bana ” Senin çok büyük bir düşmanın var” dedi. Kim olduğunu sorduğumda öğrendiğim kişi, bana ve Atsız Ata’ya bir süre önce “Allahsız” diyen biriydi…

Genç Atsız: Kitaplarınızı hangi konularda yazdınız?

Hayrani Ilgar: Diyanete verdiğim kitap, Abbasiler zamanında yaşayan bir Türk olan Afşın ile ilgiliydi. Afşın, daha sonradan Arap entrikası sonucu hapiste hayatını kaybetmiş. Kitabın sonunda ağlayanlar oldu. Kafkasya’da yaşayan bir Türk kahramanı üzerine de yazdım.

(Kısa bir süre din konusunda söyleştik…)

3 Mayıs (Türkçüler Günü)

Tarih: 14 Ağustos 2012  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Yakın tarihimize göz attığımızda, Mayıs ayının Türkçülük için ne derece önemli olduğu görülmektedir. Türkçülüğün fikri ve fiili alanda attığı en ciddi adımlarından biri olan “3 MayısTürkçülük Hareketi” de bu aya rastlamaktadır. Biz de bu sayı için özellikle hazırlanmamız gerektiğini düşünerek, Genç Atsızlar olarak böylesine önemli bir günün yıldönümünü savsaklayarak geçiremeyeceğimizi düşündük Sizleri, dergimizi okuma keyfiyle baş başa bırakmadan önce 3 MayısTürkçülük Hareketi hakkında kısa bir hatırlatma safhasıyla meşgul etmek düşüncesindeyim.

3 mayıs 1944Altmış altı yıl önce Ankara’da H. Nihal ATSIZ’ ın önderliğinde bir kaç bin Türk gencinin gerçekleştirmiş olduğu Türkçülük Hareketi, milletin içine kadar girmiş olan Komünizm’e karşı verilecek mücadelenin şuurlu bir biçimde uyanışını teşkil etmektedir. Türkçülük için önemli bir adım olmasının yanı sıra büyük ıstırapların da başlangıcı olan bu cesur hareket, milli bilinci olmayan ve kendilerine kutlayacak gün arayan siyasi şamatacılar tarafından eğlenilecek bir gün gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Hâlbuki herTürkçünün kendisine bunalımdan çıkış yolu olarak kılavuz edinebileceği bu fedakâr hareket, kapsamlı şekilde öğrenilmeli ve onurlu bir duruşla her yıl anı İmalıdır. Bize 3 Mayıs günlerinde pilav yiyip halay çekecek insan yığınlarının kazandıracağı zerre fayda yoktur! “3 MayısTürkçülük Bayramı” şeklindeki yaklaşımları en şiddetli tavrımızla reddetmemizin gereği Atsız Ata’nın şu sözlerinde belirginleşmektedir:

“Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. Ona bir bayram diyemeyeceğiz. Çünkü yıllarca süren büyük ıstırabımız o gün başlamıştır. Ona bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşi ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne kadar tehlikelerde gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük, 3 Mayıs’ta gafletten ayrılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür. Böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. Bundan dolayı biz 3 Mayıs’a Türkçülerin Günü deyip çıkıyoruz!”

3 Mayıs 1944’te gerçekleşen bu hareketin, Kürşad’ın yapmış olduğu ihtilalden farkı yoktur. O zamanki Göktürk Devleti’nin bekası kırk yiğitle kurtarılmış,1944’te ise yirminci yüzyılın Kürşad’ı olmaya erişmiş H.Nihal ATSIZ ve birkaç binTürkçü genç aynı kahramanlıkla devletimizin devamını sağlamıştır. Aradan geçen süre içerisinde Türkçülerin vermiş olduğu mücadele, çekilen ıstıraplara rağmen kararlılığını yitirmemiştir. O zamanki Moskofçu zihniyet bugün kılık değiştirmiş şekliyle tekrar karşımızda durmaktadır.

Türk oğlu Türk Papa Eftim

Tarih: 14 Ağustos 2012  |   Bölüm: Tarih, Türkçülük  |   Yorumlar: 4 yorum  |   Yazar:

Papa Eftim Kimdir?

1884 yılında, Yozgat’ın Akdağmadeni kazasının istanbulloğlu mahallesinde doğdu. Babasının adı Karahisarlı Oğullarından Baraş’tır. ilk ve orta öğrenimini Akdağmadeni’nde yaptı. Zekâsı ve çalışkanlığı sayesinde hocası Şevki Efendi’nin dikkatini çekti. Arkadaşlarının Kuran ezberlemelerine imrenerek incil’i ezberledi. 21 yaşında iken Ruhban mesleğine girdi.

1908’de Ankara’ya gelerek babasının mesleği olan, manifaturacılığa başladı.1912 ‘de Diyagoz,i9i5’te seçimle papaz oldu ve Akdağmadeni’ne döndü.1918’de Keskin Metropolit Vekili iken Fener Patirkhanesi’ni protesto ederek “Müstakil Türk Ortodoks Patrikhanesini kurdu ve ölümüne kadar başında kaldı.

Papa Eftim, Fener Patrikhanesinin dini siyasete alet ettiğini fark etmesinden sonra 65 yıl onlarla mücadele etti.

“Ben Türk dostu değil, Türkoğlu Türk Eftim’im” diyen Papa Eftim, Mart 1968’de, 84 yaşındayken vefat etti.

“Mutlaka Kazanacağız”

Büyük Taarruz’dan önce, meclis binası önünde Yunan Mezalimine karşı yapılan yığılışta, Gazi Başbuğ Papa Eftim’in de konuşmasını istedi. Hazırlıksız olduğunu söyleyerek konuşmak istemeyen Eftim, Paşa’nın “içinden geldiği gibi konuş” demesi üzerine, hemen koşarak meclisin bahçe duvarına çıkmış, Patrikhanenin ihanetini, Türk Ortodoksların mal ve canlarıyla Milli Mücadelede olduklarını haykırmış, Hz.Davut ile Goryat’ın savaşını örnek göstererek;

“Düşmanlarımızın herşeyi var. Bizim silah ve cephanemiz yok; amma göğsümüzde imanımız var. Mutlaka kazanacağız! Fener Patrikhanesinin ihanet mumunu söndüreceğiz; muzaffer olacağız!” demişti.

*Yukarıdaki resimde Papa Eftim, bu konuşmayı yaparken görünmektedir.

Hesap Soruyoruz!

Türk Ortodoks Kilisesi’nin kurucusu Papa Eftim Erenerol, Milli Mücadele’nin devamı müddetince Ankara saflarında hizmet etmiş,Lozan müzakereleri sırasında Patrikhanenin, Türk hudutları içinde kalıp-kalmaması tartışılırken, başbakan Rauf Orbay’a bir rapor sunmuştu.Rauf Beğ, bu raporu özel bir kuryeyle Lozan’a göndermişti.Doktor Rıza Nur, hatıralarında bu bilgilerin, kendileri için tarihi ve değerli mesnet teşkil ettiğini kaydeder ve der ki:

Fener Patrikhanesi’nin nasıl ihanet ve fesat yuvası olduğunu bu rapordan daha vecizizah etmek imkânsızdır. Osmanlı idaresinde asırlarca sadakat ve samimiyetle yaşamış, bu memleketin öz evlatlarından kendilerini ayırmamış, Türklerle beraber gülmüş, beraber ağlamış ve denilebilir ki Hristiyan Türk olarak kalmış ve şimdi zerresine rastlanmıyan sadık tebeanın son mümessillerinden olan Yozgad’ın Akdağmadeni’nde doğmuş bu zatın, her kısmı tarihi değeri müspet vesikalara bağlı ifşaatı, Fener Patrikhanesi’nin istikbalde de Türklüğü yıkıcı ve ezici her hareketin yanı başında, Bizans ruhunun, Megalo-İdea’nın, Büyük Yunanistan rüyasının bağrımızda beslediğimiz tahrikçisi olduğunu anlatır.HerTürk ibretle okumalı ve uyanık olmalıdır!”

  Yukarı çık!