Tanrı Dağında Yalnız Bir Adam

Tarih: 5 Eylül 2012  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

tanrı dağıŞimdilerde yalnızım Tanrı Dağında burada ne bir insan ne de bir canlı var. Bir zamanlar bayram yeri gibi olan buraları şimdi yaslı bir hava içinde efkârlı bir sis çökmüş tamda oğuz iline. içimde bilinmeyene doğru hızlı ve acı veren bir seyir var durmak bilmeyen yalancı çocuklar gibi koşuyorum orta asya düzlüklerinde at sesleri duyuyorum kılıç şakırtıları… Ve bir ses az sonra gök girsin kızıl çıksın… sıcak soğuk hava kütleleri

Bir rüya sanki bu kendimi iyice seçemiyorum ama bu yiğitleri biliyorum Oğuz Ata değil mi o şimşek duruşlu, Bilge Kağan değil mi o tevazu denizi, Korkut Ata işte bak şu elinde kopuzu ile kendinden geçmiş ak sakallı gök adam. bağıl nem

Devler arasında kalan cücelerden ne farkın var bu rüyada masal gibi bir tarihin içinden fırlamış korkusuz ama şöyle boyun büküp baksan seninle ağlayacak devlerin arasında kalmış bir cüce. Akın akın gelen ak yüzlü cengâverler, atları rüzgâra meydan okuyan yiğitler Allah’tan başkasına teslim olmayan alperenler orta asyanın dik duran beli tanrı dağının neşeli çocukları. mutlak nem

Orta Asya’dan Türk Çocukları

Tarih: 3 Eylül 2012  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: 2 yorum  |   Yazar:

Atayurdumuz olan Orta Asya denildiği zaman, damarında Türk kanı dolaşan herkesin yüreği cız eder. Her Türk’ün özünde yatan doğa sevgisi ve geçmişine, mazisine olan özlem onu çepeçevre sarar. Bu bağlamda, Orta Asya tüm Türkler açısından önemli bir yer teşkil eder. Biz, Türkiye Türkleri, halen atayurtta yaşayan soydaşlarımızı merak etmekte, onlarla ilgili çeşitli kitaplar yazmakta, belgeseller çekmekteyiz. Onların hasretiyle yanıp tutuşan bizler için bir nebze su olacak aşağıdaki Orta Asya’dan Türk çocukları resimlerini uzun bir derlemeden sonra hazırladık. Resimlerde Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Moğolistan’dan çocuk fotoğrafları bulunmakta…

 

 orta asya türk resimleri


 
orta asya türk resimleri orta asya türk resimleri

Ailenizin Yobazı: Necip Fazıl Kısakürek

Tarih: 2 Eylül 2012  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: 7 yorum  |   Yazar:

necip fazıl kısakürekMilliyetçilik insanın doğasında varolan, olması gereken, farklı ölçülerde bulunan bir nesnedir. Ancak aslının değiştirildiği kutsal kitaplar Tevrat. Zebur ve İncil gibi bir sürü şekilde değiştirilmiş bir nesnedir. Bu yazımda da size bu durumu meydana getiren Necip Fazıl Kısakilrek’ten bahsedeceğim. Ancak öncelikle şunu belirteyim ki. nasıl şeriatçılık İslâm diniyle ilgili ve onun aslından üretilen bir siyasî görüş oluyorsa milliyetçiliğin de aslı, milleti oluşturan şey her şeyden önce kan bağı ve DAHA SONRA kültür bağı olduğu için, aslı böyle olduğu için asıl milliyetçilik, şu an kan bağı meselesini hiçbir menfaatin altına indirmeyen Türkçülüktür. Türk-İslâm sentezi, ulusalcılık gibi nesneler daha sonra zamanla ortaya çıkan, toplumun çeşitli kesimlerinin menfaatinden ötürü oluşturulmuş bir “milliyetçilik” anlayışıdır. Bunların tarihçesine girmeyeceğim.

Öncelikle bu Necip Fazıl Kısakürek’in kendisini nasıl tanımladığını kendi yazısından alalım:

“…Hâlbuki biz, Türk’ü Müslüman olduğu için sevecek ve Müslümanlığı nispetinde değerlendirecek bir milliyetçilik anlayışı peşindeydik ve bu anlayışa “Anadoluculuk” ismini veriyorduk. Bir konferansımızda, 15 yıl sonra söyleyeceğimiz gibi, “eğer gaye Türklükse mutlaka bilmek lâzımdır ki, Türk Müslüman olduktan sonra Türk’tür!” tezini güdüyorduk.”

Her şeyden öte. tüm siyasal görüşlerden ayrılmış, azıcık tarih bilgisine sahip bir insan, bunun su katılmış bir çorba misali olacağını görecektir. Çünkü “Türk” adı bir milleti ilade eder, bu milletin de su yüzüne çıkarılmış binlerce yıllık tarihi vardır. İslâm’dan önce de “Türk” adı vardı. İslâm sonrası da olmaya devam edecektir ve dileğimiz, dünya yok olana kadar devam etmesidir.

Demokrasi Sömürgeciliktir!

Tarih: 1 Eylül 2012  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

demokrasiÖzgürlük, eşitlik gibi kavramların ısıtılıp sürekli önümüze konduğu dönemlerdeyiz. Gerçi, bu dönemler, Atatürk’ün uçmağa varmasından sonra başlayan bir geçmişe sahip. Biz Türkçüler olarak biliyoruz ki, pembe kavramların tamamı sömürgeci düzene aittir. Mesela, gerçekte özgürlüğün rengi mavidir. Oysa sömürgeciliğin özgürlüğü pembedir. Hayalden, uydurmadan, “sevgi pıtırcıklığından” ibarettir. Pembe özgürlük, büsbütün palavradır.

Bu dayatılan pembe kavramlardan birisi, demokrasidir. Yunan icadı olan ve sözde eşitlikçi çözüme dayanan demokrasi, doğru bir sistem olduğundan değil, sömürgeci güçlerin, “evrensellik” oyununa uygun olduğundan dayatılmıştır. Bugün zannediliyor ki demokrasi, bir çaredir.

Demokrasi, bizde de çoğunluk sistemi üzerinden yerleştirilmiş. Yani, %6o oy oranı tutturan taraf, çoğunluğu sağladığı için %40’ın önüne geçiyor ve onun istediği olup, %40’lık bir kitle, istemediği şekilde yönetiliyor. Bu, eşitlikle, eşitlikçi çözümle alakası olmayan, tamamen acizlikten kaynaklanan bir durumdur. Çoğunluğun, çokluğun kazanması, sömürgeciliğe gayet uygundur. Çünkü az parası olanın çok parası olana ezilmesi, çok parası olan adamın haksız dahi olsa kazanması, cahil çoğunluğun, bilgili ve kültürlü kesime karşı kazanması ile aynı şeydir. Her iki durumda da, kazanan akıl değil, çokluktur. Şöyle de söyleyebiliriz; Türkoloji mezunu bir Türk ile benim Türk tarihi hakkında görüşlerim bir tutulamayacağı gibi, imkânı olduğu halde okumamışın veya okutulmamışında, okumuş kimseler ile oyunun bir olması saçmadır. Herkes, yaşadığı ülkede görevlerini bilmek zorundadır. Sırf bu ülkede yaşıyor diye, herkes her hakka sahip olamaz. Zaten herkesin her hakka sahip olduğu bir ülke, kaostan kurtulamaz.

  Yukarı çık!