Hatay Sorunu ve Çözümü

Tarih: 2 Haziran 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

hatay sorunuTürk Hükûmeti’nin 9 Ekim 1936’da Fransız Hükûmetine, Antakya-İskenderun Sancağı’na bağımsızlık tanınmasını isteyen notasına, 10 Kasım 1936’da Fransızlar bir nota göndermek suretiyle karşılık verince, bu notaya 17 Kasım 1936’da Türk Hükûmeti cevap vermek zorunda kalmıştı. Fransızlar, buna karşılık olarak 1 Aralık 1936’da Türk Hariciyesi’ne bir diğer nota yollamışlardır.

Mustafa Kemal, Hatay sorunu üzerinde dikkatle durmaktaydı. Atatürk Hatay sorunu ile ilgili olarak, 22-26 Ocak 1937 tarihlerinde Kurun Vakit gazetesinde Asım Us’a kendi tarafından dikte ettirilen, fakat, Asım Us’un imzasını taşıyan beş makale yayınlatmıştır. Nihayet, yapılan teşebbüsler başarıya ulaşmış ve 27 Ocak 1937’de Cenevre’de Milletler Cemiyeti’nin toplantısında Hatay’ın bağımsızlığı kabul edilmiştir. Cemiyet 25 Şubat’ta Anayasa Komisyonu kurmuştu.

Hatay’ın bağımsızlığa kavuşması nedeniyle Başvekil İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapmış olduğu konuşmada şöyle demiştir. “Büyük Şefin, insanlık yolunda millî bir davayı neticeye yaklaştırmaya matuf gayretlerini takdir borcumdur”. Gerçekten de Atatürk’ün şahsi teşebbüsleri ile elde edilen bu sonuç, ilerde ister istemez Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmasını temin edecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi “Hatay Davasının başarılması sebebiyle Atatürk’e, İsmet İnönü Hükûmetine ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a teşekkür edilmesi” ve “Kahraman Ordu’ya selâm gönderilmesi” yolunda 29 Ocak 1937’de bir karar almıştır. Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 1 Şubat 1937’de teşekkür etmiştir.

Hatay’ın bağımsızlığa kavuşması nedeniyle yurdun her köşesinde coşkun gösteriler ve mitingler düzenlenmiştir. Bunlardan 31 Ocak 1937’de İstanbul Beyazıt Meydanı’nda büyük bir miting yapılmış ve mitingden sonra halk vapurlarla Dolmabahçe Sarayı önünde Atatürk’e büyük tezahürat yapmış ve Atatürk balkona çıkarak halkı selâmlamıştır. Aynı gün, Ankara’nın Ulus Meydanı’nda da bir miting yapılmıştır.

Serbest Cumhuriyet Fırkası

Tarih: 31 Mayıs 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

serbest cumhuriyet fırkasıMustafa Kemal ile Ali Fethi (Okyar) Bey, Yalova’da yaptıkları konuşmalarda yeni bir fırka kurulması konusunda anlaşmışlardı. 7 Ağustos 1930’da Mustafa Kemal “Serbest Cumhuriyet Fırkası” kurması yolunda, Fethi Bey’in Atatürk’ün isteği ve izni bulunduğuna dair bir yazılı teminat istemesi üzerine, 8 Ağustos 1930’da yanında İsmet Bey de olduğu halde bu metni hazırlayıp verdi. Sonra, Fethi Bey ile Mustafa Kemal arasındaki yazışmalar açıklanıp, yayımlandı. 12 Ağustos 1930’da, Genel Başkan Fethi Bey, Genel Sekreter Nuri (Conker) Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Bu parti, programında, cumhuriyetçi, milliyetçi, laik, esaslara bağlı olduğunu, anayasadaki hak ve özgürlükleri koruyacağını ilân ediyordu.

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulduğu aynı tarihlerde, Edirne’de Türkiye Cumhuriyeti Amele ve Çiftçi Partisi, Adana’da Ahali Cumhuriyet Partisi kuruldu.

4 Eylül 1930’da İzmir’de parti teşkilâtını kurmak için Fethi Bey İzmir’e gitti. Oradaki halk gergin havanın etkisinde kalarak olaylara neden oldu. 14 yaşında bir öğrenci öldü. Serbest Parti milletvekilleri, İçişleri Bakanı’nın güven oyu aldığı 15 Kasım 1930 günü görüşmelerinden hemen sonra toplanarak, Parti’nin kaldırılmasına dair karar aldılar ve böylece Serbest Cumhuriyet Fırkası 17.11.1930’da resmen kalktı. Böylece tek partili sisteme dönüldü.

1927 yılından beri yeni seçimler yapıldı. Cumhuriyet Halk Fırkası adayları tam liste halinde seçildi. Mecliste Türkiye’nin iç ve dış işleri ile ilgili gerekli kararlar, oy birliği ile alınıyordu. Mecliste yalnız Cumhuriyet Halk Fırkası’nın milletvekilleri vardı. Bu Hükümetin denetlenmesini önlüyor, eleştiri olmadığı için yapılan işlerin hesabını sormak imkanı bulunamıyordu. ATATÜRK VE OKYAR

Cumhuriyet Halk Fırkası ve Terakkiperver Fırkası

Tarih: 30 Mayıs 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

cumhuriyet halk fırkası, chpAtatürk, Millî Mücadele’yi kazanan “Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti”ni siyasî bir parti hüviyetine sokmak istedi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi mebuslarıyla toplanıp, 11 Eylül 1923’te Cumhuriyet Halk Partisi’ni kurdu. Parti Genel Başkanlığı’na Mustafa Kemal seçildi. Halk Partisi’nin altı ana özelliği şunlardı: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Lâiklik, Devletçilik, Halkçılık, İnkılâpçılık. Bu arada halifeliğin kaldırılması ile inkılâplara karşı hoşnut olmayan bir grup parti kurma hazırlığı içersinde idiler.

Atatürk’ün yurt içi gezilerindeki sözleri ile tutumundan bazı muhalifler onun diktatörlük hevesi içinde olduğu yolunda haberler yayarak ortalığı bulandırıyorlardı. Asıl arzuları parti kurarak ön plâna geçmekti. 6 Ekim 1924’te, Son Telgraf gazetesi, Rauf Orbay, İsmail Canbolat, Refet Paşa ve çevrelerinin bir muhalif parti kuracaklarını yazıyordu. Bu arada, inkılâpların aşamalarının ortaya koyduğu tepkiler de su yüzüne çıkmaktaydı. Vatan, Tevhid’i efkâr, Tanin gazeteleri iyice muhalefete başlamışlardı.

Halk Partisi mensupları Cumhuriyet kelimesini de koyarak Cumhuriyet Halk Partisi adını aldıktan sonra (10 Kasım 1924), İsmet Paşa 20 Kasım 1924’te sıkı yönetim talebinde bulunmuş, fakat bu reddedilmişti. Bu arada 9 Kasım’da Refet Bele, Rauf Orbay, Adnan Adıvar ve bazı milletvekilleri Halk Fırkası’ndan istifa etmişlerdi. 21 Kasım 1924’te de İsmet Paşa Başvekillikten istifa etmiş ve 22 Kasım’da Fethi Okyar Başvekilliğe seçilmiş ve kabineyi kurmuştu.

Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan istifa edenler, 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurmuşlardı. Partinin beyannamesinde fırkanın geçici hareketlere göz yummayacağı, ne bir tek kişinin ne de birkaç kişinin hegemonyası ile oligarşinin kurdurulmayacağı açıklanıyordu. Partinin 36 madde ile de programı açıklanmıştı. Terakkiperver Fırkası’nın ilk şubesi Urfa’da açılmış, 1924 Aralık’ı sonunda da Sivas’ta teşkilâtını kurmuş, ayrıca, İstanbul ve İzmir’e de teşkilât kurmuştu. Cumhuriyet Terakkiperver Fırkası’na, istifa eden milletvekilleri, İttihat ve Terakki fırkası üyeleri, meşrutiyetçi gruplar ve Malta’dan gelenler katıldılar.

Üniversite Reformu

Tarih: 28 Mayıs 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

üniversite reformu

1926 yılında Maarif Vekâleti’nin bilimsel yetkisini artırmak için çalışmalar yapıldı. Yeni kuşakları güvenilir, karakterli ve şuurlu olarak yetiştirecek kuruluşları kurarken, öğretmenlere de geçim kolaylığı ve iyi bir gelecek sağlamak amacıyla 20 Mart 1926 ile 22 Mart 1926’da Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilâtı’na bağlı yeni kanunlar çıkarıldı. Her ilin kendi bütçesinden yardım etmesi ve böylece yeni öğretmen okullarının açılmasını sağlayabilecek olan kanun da 1926’da çıkarıldı. Süratle okulların sayısı artırılmaya başlandı.

1863 yılında İstanbul Darü’l-fünûnu adı altında açılan üniversitede öğrenim sürekli olmamıştı. 8 Şubat 1870’te üniversite resmen açılmıştı. Fakat, dar düşüncelilerin muhalefeti ile bir yıl sonra kapatılmıştır. 1898’de Vekiller Heyeti, Avrupa’ya giden gençlerin ahlâklarının ve fikirlerinin bozulduğunu ileri sürerek Avrupa’ya öğrenci gönderilmemesi ve İstanbul’da Darü’l-fünûn açılmasını teklif etmişti. Fakat, Dar’ül-fünûn (Üniversite) ancak, 19 Ağustos 1900’de yani Abdülhamid II’nin tahta çıkmasının 24. senesinde açılabilmişti. 1908 Meşrutiyeti ile Darü’l-fünûn beş şube olarak çalışmasına devam etmiştir.

20 Nisan 1922 tarihli nizâmnâme ile Darü’l-fünûn adı İstanbul Darü’l-fünûnu olmuştu. 1919’da Darü’l-fünûn Nizâmnamesi yeniden yapıldı ve bu tarihte Darü’l-fünûn ilmî muhtariyet kazandı. 1921 senesinde, Darü’l-fünûn fakültelerince düzenlenmiş olan özel birer encümen vasıtasıyla 1921 bütçesinin düzeni ve tartışması başlamıştı. İki sene önce evvel “muhtariyet-i ilmiye”ye sahip olan Darü’l-fünûn, ayrıca “şahsiyet-i hukukiye ve maliyeye” sahip olabilmek için Maarif Vekâleti’ne sunulmuş kanun layihasının çıkmasını beklemekteydi. 1928 Nisan’ında, Darü’l-fünûn fakültelerince bazı derslerin kürsüye çevrilmek uğraşısı olmuş ve Edebiyat Medresesi’nin bazı yeni kürsüleri kurulmuştu. Tıp Fakültesi’nde de bazı dersler kürsüye çevrilmişti. 1921 bütçesine göre, Darü’l-fünûn muallimlerince en az ve en çok 3500-2500, müderrislere de 3500-7000 kuruş maaş verilecekti.

  Yukarı çık!