Asya’da Bozkır Kültürü: Töre Müessesi

Tarih: 15 Ağustos 2012  |   Bölüm: Kültür, Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Asya Kıtası’ndaki bütün bozkırlarda, belki de binlerce yıldır yaşayan “Töre” vardır. Ünlü Dil Bilimci Kaşgarlı Mahmud’un yazdığı “Divanı Lügati’tTürk” adlı eserinde Töre: “evin en önemli yeri ve sediri” olarak anlatılır. Oysa bu kavramın asıl manası “Törü” şeklinde olup genel anlamıyla “görenek ve adet” olarak açıklanmıştır. Genellikle Töre, Türk örf ve kesin hükümlerindeki beraberliktir. Nitekim Orhun Kitabeleri’nde Töresiz bir devlet veya topluluğun olamayacağı yazılıdır. Bugünkü anlamıyla kısaca denilebilir ki: Töre asırlardırTürklerin sosyal hayatını düzenleyen mecburi kurallar bütünüdür.ı

Türklerde Töre, anlam olarak kanun sayılırsa da onunla sınırlı değildir. Çünkü yazılmış kanunlar da, yazılmamış teamüller ve alışkanlıklar da onun içindedir. Hukuki Törelerden başka, dini ve ahlaki Törelerde vardır. Türk Töresi oldukça sert ve kesin hükümler içerir. Cezaları ağır olan Töre, Türk Milleti’nin belkemiği sayıldığı için hiç kimse bu cezaların haksız ve adaletsiz olduğunu düşünemez bile. Çünkü Töre “Türk Milleti’nin binlerce yıldır süre gelen hayat tecrübesinden süzülmüş olan kaidelerden ibarettir.”

Komünizm Nedir? (İlkel, Anarşist, Stalinizm, Maoculuk)

Tarih: 14 Ağustos 2012  |   Bölüm: Bilgisaçar, Kültür  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

komünizm ve şirinler

Bütün malların ortak kullanılmasını amaçlayan ve özel mülkiyete karşı olan bir fikir akımıdır Komünizm ve bu fikir akımı her zaman sınıfsız toplumu amaçlar. Komünizm fikrine mensup olanlara ise Komünist denir. Peki, dünyayı Şirinler adlı çizgi seyirlikle bir gören bu komünistler, ortaya çıkardıkları bu fikirle ve sağladıkları rejimle dünyada neler yaptı? Buyurun bakalım:

İlkel Komünizm (Komünizmin ilk çıktığı yerler)

Komünizm, Rusya’da çıkmadan önce ı6.yüzyıllarda batıda da vardı. İlk komünal devlet yönetiminin Paris Komün olduğu da iddia edilir. Platon’un yazdığı Devlet adlı ütopya incelemesinin de Komünizm fikrine yakın olduğunu bazı Moskof yanlısı köşe yazılarında ve kitaplarda bulabilirsiniz. Hatta Kolomb’dan önce Amerika kıtasında gelişmemişi!) Kızılderili kabilelerin de Komünizm’le yönetildiği söylenmektedir. Peki, asıl doğduğu yer batı olan bu fikir, neden savunucuları tarafından batıya karşı bir silah olarak kullanılır? Tabanında açıkça hümanizm görülen bu siyasi devlet rejimi, batının neden lanetleyicisidir? Bunlar ilk çelişkiler. Gelelim diğer dönemlerdeki komünizm hâkimiyetine.

Anarşist Diye Sıfatlandırılan Komünizm

Anarşizm, 14.yüzyılda ret isteğinden doğan, her türlü otoriteye karşı bir öğretidir. Anarşist Komünizm ise bu öğretinin Komünist koludur. Ayrıca bu Anarşist Komünizm, Komünizm’in ikinci aşaması olan ve Marx’ın fikir babası Bilimsel Sosyalizmle de çelişmektedir. Anarşist Komünizm öğretisinin önde gelenlerinden Pruodhon ı85i’deki yazı ve konuşmalarında, kilise, devlet, toprak ve parada kısacası her şeyde otoriteyi reddediyordu. İstediği ise sadece özgürlüktü. İnsanların kimseye hesap vermediği, yaşamını sağlayan devlete bağımlı değil de kendi hür iradesine bağlı olarak yaşamasını istiyordu. Kısacası aklıyla diğer canlılardan ayrılan insanın hayvandan farkı kalmayacaktı bu öğretiyle. Aşırı özgürlük gibi saçma bir isteği olan bu öğreti, ortaya çıktığı her yerde ise iç savaşlara neden olmuştur. İspanya ve Ukrayna iç savaşları buna örnektir. Kısacası bu köhne öğreti, insanları devlete, düzene ve otoriteye karşı kışkırtmaktan ileri gidemedi.

Bu öğretiye Türkiye’de de karşılaşılmaktadır. Türk soyunun genlerine hiç uymayan bu hastalıklı öğreti, Türkiye’de genelde azınlık psikolojisindeki topluluklarda görülmektedir. Kürt halkının bağımsızlığı düşüncesi buna örnek verilebilir.

Peki, Türkiye’de ne gibi sonuçlar doğurdu bu öğreti?

— 300 Milyar dolar maddi para, -Güneydoğu’yu geliştiren GAP’ın maliyeti bile 32 Milyar dolardır. –

— Binlerce güvenlik personelinin şehit olması ve bir o kadar da babasız kalan çocuk,

— 4 milyon civarı istihdam geriliği,

— Binlerce sivil insanın hayatını kaybetmesi,(kadın ve çocuk)

— Görev başında şehit edilen yüzlerce kamu personeli,(öğretmen, doktor vb.)

— Suriye ve Irak sınırlarından kaçak getirilen muhtelif ihtiyaç malzemeleri ve uyuşturucu kaçakçılığı.

— Marksizm-Leninizm Komünizmi

Komünizmi savunan akımlar arasında en yaygınıdır. Marksizm-Leninizm öğretisine göre ilk önce proletarya rejimi başlatılarak burjuvazi yıkılacak ve Komünizm’in hazırlayıcısı olan Sosyalizm aşamasına geçilecek. Sosyalizm’de bir süre sınıf ayrılıkları devam edecektir. Bu süre zarfında Komünizm tabanları iyice oluşturulacak ve devlet denen olgu kaldırılacaktır. Leninizm ve Marksizm’in düşünceleri bu yöndedir.

Vladimir Lenin, bu düşünceleri uygulayabilmek için 1.Dünya Savaşı sırasında İsviçre’den Rusya’ya döner ve Çar yönetimini istifa etmeleri için tehdit eder. İstifa etmeyen Çar yönetimine karşı ayaklanmayı başlatır ve 1917 Şubat’ında Bolşevik Devrimi gerçekleştirilir. Şubat devriminin ardından Rusya’da geçici bir hükümet kurulur. Bu hükümeti de yıkmak için önce Rusya Komünist Partisini(RKP) ardından da Sovyetler Birliği Komünist Partisi(SBKP) kurar ve geçici hükümeti yıkarak Rusya devlet yönetimine kendi adamlarını yerleştirir. Komünist hükümetin kurulması ise Rusya’da iç savaşlara neden olmuştur. Komünist rejime karşı olan gelenekçiler, Troçki yönetimindeki Kızıl Ordu tarafından acımasızca katledilmiş, Rusya Komünist Hükümeti sırf karşıt görüşlü olduğu için kendi ülkesinin insanını anti-hümanist duygularla yok etmiştir. Gelenekçiler tarafından kurulan Beyaz Ordu ise çok az bir kitle tarafından destek gördüğü için ve lojistik destek sağlanamaması sebebiyle Rus komünist hükümetinin Kızıl Ordusu karşısında pek fazla direnememiştir. Ayrıca iç savaş nedeniyle Kızıl Ordu tarafından kontrol altında tutulan bölgelerde ise, masum halkın mallarına el konulduğu, karşı koyanlara ise şiddet uygulandığı bilinmektedir.

Türk Dillerinde Tahılların Adları

Tarih: 9 Ağustos 2012  |   Bölüm: Kültür, Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Türklerin tamamen göçebe bir hayat sürdüklerine dair yaygın kanılar sebebiyle, tarımla olan ilişkileri çok az dile getirilmiştir. Oysa Çin yıllıklarını inceleyen araştırmacılardan öğrendiklerimiz, Türklerin atalarının tarımla da uğraştıklarını ve ürün elde ettiklerini göstermektedir. Proto Türk kavimlerinden olan Hunların zaman zaman göçebe hayattan uzaklaşarak bir yere yerleştikleri, et yedikleri ve tarımla meşgul oldukları bu yıllıklarda kayıtlıdır. Proto Kırgız kavimlerinden Cu-şilerin Çince ve Hunca yazdıklarını, klasikleri Hun dili ile okuduklarını, buğday yetiştirdiklerini, meyveliklerinin çok olduğunu, üzüm şarabı ve tuz ürettiklerini, dut diktiklerini, bu kaynaklardan öğrenmekteyiz. Aynı kavimlerin darı, buğday, arpa ve bir tür yulaf ekip bir ezme değirmeni ile bunları un yaptıkları da bilinmektedir (Eberhard 1996: 68; 76; 90; 98).

Altay yöresinde ve Batı Türkistan’daki arkeolojik bulgular, Türklerin yaşadıkları ülkelerde tarihin çok eski çağlarından beri tarımın var olduğunun kesin işaretlerini ortaya çıkarır. Yenisey boylarında MÖ VII. yüzyıldaki Tagar kültürünü yaratan Tingling, Kao-che, Teih-le, Töles gibi Türk kavimleri, arklar açarak tarımla uğraşırlardı. Şimdiki Kazakistan ortalarında, özellikle ırmak boylarında çapa ile kazılıp işlenen topraklarda, bronz çağından itibaren tarım görülmektedir. Toprağı işleyen bu çapalar bronz, taş veya kemikten yapılmışlardır. Bu çağdaki Andronova kültürü temsilcileri, göçebe çobanlığı yanında ilkel şekilde tarım da yaparlardı. Bu tarım sonraki yüzyıllarda, MÖ birinci bin yıl ortalarına doğru daha da gelişti. Erken göçebe çağına, MÖ VII-III. yüzyıllara tarihlenen ve doğuya iki sıra taşla açılan kurganlarda oval biçimde öğütme taşları bulunmuştur. Diğer taraftan, bugünkü Kırgızistan’da, Fergana  ile sınır olan dağlardaki kaya resimlerinde, sabanla çift sürenler görülür (Baykara 1997: 125-126).

Hun ve Göktürk sonrası Türk tarihinde, Türklerin tarımla olan ilişkileri daha belirgindir. Anonim bir coğrafya kitabına göre, Hazar Devleti’nde tarım alanları, bostanlar ve meyveler çoktu. Ahmet Tûsi’ye göre, Hazarların başkenti Etil şehrinin çevresindeki tarım alanı, 20.000 fersah kadar geniş bir yer tutuyordu. Sir Derya deltasında yerleşen Oğuzlar, araştırmacıların “bataklık ziraatı” diye adlandırdıkları bir metotla ürün yetiştirmişlerdir. Karluk ve Türgişlerin hâkim oldukları Batı Türkistan’da tarım, sulamaya elverişli ırmaklar boyunca gelişmiştir. Çinli budist rahip Hüen-Tsang, VII. yüzyıl başlarında geçtiği Çu vadisinde tarımın geliştiğini ve çevrede üzüm bağları bulunduğunu yazar. Ebu Dülef, IX. yüzyılda Kaşgar (Argu?) ülkesinde arpa, buğday, Karahanlı ülkesinde arpa, darı, çeşitli sebzeler; Beha ülkesinde darı, Çiğillerde arpa ve burçak yetiştirildiğini kaydeder (Baykara 1997:130-132).
Eldeki bu bilgiler ve tarihsel metinlerdeki konuya ilişkin veriler, birçok Türkoloğun Türkçedeki “tarım sözcükleri”ni araştırmasını ve bu yönde çalışmalar
ortaya koymasını sağlamıştır. Bu bağlamda Daher 1970; Eren 1979; Zieme 1975 vd.; Rybatzki 2001’in çalışmaları önemlidir. Anılması gereken bir başka eser, 2004 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Prof. Dr. F. Sema Barutcu Özönder danışmanlığında Bülent Gül tarafından hazırlanan Eski Türk Tarım Terimleri adlı doktora çalışmasıdır. Kısa zaman içinde yayımlanmasının gerekli olduğunu düşündüğümüz bu çalışmasında Bülent Gül, Köktürk, Uygur ve İslami çevre Türk eserlerinde geçen Türk tarım terimlerini hem isim hem de fiil boyutunda titizlikle incelemiştir.

Türklerde At Kültürü

Tarih: 20 Temmuz 2012  |   Bölüm: Kültür  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

Tarihi kendi sosyal şartları ve tarihin yapıldığı dönemi esas alırsak, atın evcilleştirilmesi ile atın bir binek aracı olarak kullanılması, çağımızdaki motorlu araçların kullanımıyla eş değerdir. Çünkü çağımızda motorlu araçlara hakim olanlar tarihe yön veriyorlarsa, eskiden ata sahip olanlar da kendi devirlerinde aynı güce sahiptiler.

Grousset atın vatanı olarak bozkırı gösterirken Koppers’e atfen Rasonyi de “atın ilk ehlileştirilmesini ve bununla ilgili karekteristik atlı çoban kültürünün yaşatılmasını, kesin olarak iç Asya’da yaşayan eski Türklere kadar dayamak gerekir” diyerek, kendi görüşünü şöyle ifade eder: “Göçebe Türkler tarafından, en eski çağlardan beri yetiştirilen at, tekmil kültüre veçhe veren, en önemli bir amildir. Atın ehlileştirilmesi olmadan Eskiçağ ve erken Ortaçağ’ın büyük ölçüdeki kavimler göçleri tasavvur dahi edilemez”. Schmidt ve Menghin’e göre de Ural-Altay kavimlerinin dünya tarihi bakımından iki önemli rolleri olmuştur. Bunlardan biri “hayvan yetiştiricilik” ikincisi de “devlet kurma” kabiliyetleridir. “Sibirya’dan” adlı eseriyle meşur olan W. Radloff, 1859-1871 yılları arasında Barnaul’da yaptığı çalışmalara dayanarak, Altay halkı için şöyle der: “Atın onlarca malum olduğunu, tezyinat ve kaya resimleri ve bundan başka, bakır gemler dahi ispat etmektedir. Onlar atı binek hayvanı olarak da kullanmışlardır”. Saha Türkleri’nden olan Türkolog Y. Vasilyev (Cargıs-tay) “Sahaların en eski zamanlardan, Skiflerden, Saklardan, Hunlardan, Eski Türklerden, Oğuzlardan getirdikleri bir kaç bin yıl (Bazı bilim adamları 5000 yıl olduğunu söylüyorlar.) tarihli dinleri vardır” diyerek, “kürüo cöhögöy Toyan; yani atın ve tanrıların kanatlı atlarının Tanrısı” adıyla bir Tanrı’dan bahseder.

Bilindiği üzere bir çok eserde eski Türkler’in Tanrı’ya at kurban ettikleri belirtilmiştir. Mesela Diyarbekirli, Hunlar’ın Gök Tanrı’ya at, Yer Tanrı’ya da koç kurban ettiklerini zikreder. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Herodotos’a göre de Skyt-İskitler, tanrılarına, domuz hariç bütün hayvanları, özellikle atı kurban ederlerdi. Dede Korkut Destanı’nda da attan aygır kurban edildiği bir çok yerde zikredilmiştir. Yeri gelmişken ifade etmekte yarar var. Günümüz Kazak Türkleri arasında en makbul kurban hayvanlarından biri at olmakla beraber, onun eti de diğerlerine göre daha pahalıdır.

  Yukarı çık!