Bebek ve Bebek Sevgisi

Tarih: 26 Mart 2013  |   Bölüm: Bilgisaçar  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

bebek sevgisiGeç oral devre ikinci altı ayla başlar. Emmenin yerini yavaş yavaş ısırma alır. Bebek ısırmaktan zevk alır. Dişlerin çıkmaya başlaması ve bunun getirdiği gerginlik onu gitgide daha çok ve özellikle anne memesini ısırmaya iter: Ama, her an onun ağzından çekilebileceğini hisseden bebek, memeyi ısırmadan emmek gerektiğini anlar. Sütten kesme zamanı da yaklaşmıştır. Dolayısıyla çevredeki davranışlar ne kadar uyumlu olursa olsun, bir çatışma kaçınılmaz olur. İlk dişlerin verdiği acı, anneye duyulan kızgınlık ve kendi problemlerini halletmekte yetersiz kalması, bebeği, annesiyle olan bütünlüğünün gitgide bozulmakta olduğunu hissettiği, karmaşık bir ortama iter. Anneyle kurabileceği en derin ilişki -ısırmak- onu yaralayacaktır. Bebek, kendini ısırmaya iten dürtülerle savaşarak, onu hem memeden hem de sevgiden yoksun bırakacak ayrılıktan kaçmaya çalışır. Böylelikle, emmeyi hem isteyip hem istemeyen bebek, çelişkili bir kişilik içindedir. Narsisizim’in yani kendini beğenmenin de ortaya çıktığı bu devrede, bebek kendi vücuduna karşı gittikçe artan bir ilgi duyar. Biberonla beslenen çocuk da aynı devreleri geçirir, emzik ve biberonlar onun için aynı besin ve sevgi kaynağıdır.

Ekmek (Hakkında Merak Ettiğiniz Her Şey)

Tarih: 25 Mart 2013  |   Bölüm: Bilgisaçar  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

ekmek hakkındaCiddi istatistikleri yapıldığı ileri sanayi ülkelerinde, örneğin Fransa’da ekmek tüketimiyle ilgili şu rakamlar, oldukça ilginç: 1880’de günde 600 g; 1910’da 500 g; 1925’te 325 g; 1965’te 263 g; 1980’de 160 g! Görülüyor ki bir yüzyıl içinde bu ülkede ekmek tüketimi, daha değerli besinler lehine üçte ikiden daha yüksek bir oranda azalmış (etler, taze meyva, şekerli besinler). Elbette kişisel farklılıklar önemli olabilir. Öte yandan 1980 tüketimi rakamlarına ekmekten başka karbo-hidrat kaynakları da katılmış (biskü-vit, peksimet, çeşitli krakerler, tuzsuz ekmek vb gibi). Her şeye rağmen ekmek tüketiminin büyük azalma gösterdiği bir gerçek. Yine istatistikler buğday tüketiminin 1959’da günde ve kişi başına 263 g’dan 1975’te 203 g’a düştüğünü gösteriyor. (16 yılda % 28 daha az!) Geçmiş yıllardaki kutsal niteliğini yitiren ekmek de, artık diğer besinlerden farklı değil.

Ekmek Üretimi

Ekmek hamurunda eskiden beri uygulanan yöntem 100 pay un, 60 pay su, 2 pay tuz ve 1 ya da 2 pay maya.

Hamur yoğurulduktan sonra (şimdi ekmek fabrikalarında yoğurma işlemi de makinelerde gerçekleşiyor), hamur dört-altı saat arasında dinlendi-rilmeye bırakılıyor. Bu mayalanma döneminde karbonik gaz oluşuyor. Hamur kabarıp üzerinde az çok düzenli kabarcıklar, delikler oluşuyor. Daha sonra istenilen biçimde bölünüyor.

Dayanıklılık ve Direnç

Tarih: 25 Mart 2013  |   Bölüm: Bilgisaçar  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

dayanıklılık dirençSporda şematik olarak İki tip güç ayırt edilir: Dayanıklılıkla çalışma (aerobi) ve dirençle çalışma (anaerobi).

Dayanıklılık

Dayanıklılık normal bir gücü uzun süre devam ettirebilmektir.

Dayanıklılığın en önemli özelliği ihtiyaçlar ile getirilen oksijen arasında denge kurmaktır. Bu nedenle birkaç senedir fizyologlar dayanıklılık gücünden değil aerobi metabolizmasını sağlayan dayanıklılıktan, yani oksijen alındığında ortaya çıkan gerçek enerjiden bahsediyorlar. Aerobide oksijen, kaslara çalışmaları için yeterli derecede gelir. Genellikle dinamik ritimli güçten söz edilmektedir.

Psikanaliz ve Cinsellik

Tarih: 25 Mart 2013  |   Bölüm: Bilgisaçar  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

psikanaliz cinsellikBu soruya psikanalizin cevabı şu olaçaktır: Cansız nesnelerin, bizim onlara yakıştırdığımız, bir ayna gibi bizi de yansıtan bir ruhları vardır. Sigmund Freud (1856-1939) bu isteğin beşikte başladığını söyler. Psikolojik bir araştırma metodunu ortaya koyan bu AvusturyalI doktor, katı düşünceli XIX. Yüzyıl sonlarında, çocuktaki cinsellik konusuna eğilme cesaretini.bulan ilk bilgin olmuştur.

Freud, bir ufaklığın “libido”suna (psikanalizde, canlı varlıklarda kendini cinsellikle ortaya koyan enerji) konu olarak ebeveynlerden birini ya da onların yerini tutan kişileri, fakat özellikle anneyi veya dadıyı, doğumun ilk günlerinden itibaren bu
rolü oynamışsa babayı seçebileceğini söyler. Tercihini, canlı ya da cansız tüm varlıklara yöneltebilir. Nihayet bu tatmini kendinde de bulabilir; nitekim çocukta parmak emmek bir ‘otoerotizm’ göstergesidir. Freud, çocuğun karşılaştığı bu duruma çeşitli şekillerde ortaya çıkabilecek bir sapıklık olarak bakmıştır. Bu sapıklığa görülen eğilimin ender rastlanan, olağan dışı bir şey olmadığını ve insanın normal yapısının bir parçası olduğunu da ilave eder. Çocukluk devresi peşpeşe gelen dönemlerden oluşmuştur. ‘Oral’ devre, yani emme devresi hayatın ilk altı ayım kapsar (bu veri, bundan sonrakiler gibi, bir bebekten diğerine farklılıklar gösterebilir). Burada ağız en önemli yaklaşım unsurudur.

  Yukarı çık!