Uzay ve Zaman

Zaman gibi günlük hayatımızın bir parçası olan, bir çırpıda çıkarıp atamayacağımız kavramlar, biz üzerlerinde düşünürken deneyimlerimizin ve yaşantımızın baskısıyla şekillenir. Bu gündelik deneyimler klasik deneyimlerdir. Büyük bir doğruluk derecesiyle, 300 yıldan uzun bir süre önce Newton tarafından temelleri atan fizik yasalarından esinlenirler. Zaman, insanlığın şimdiye kadar karşılaştığı en bilindik ama en az anlaşılan kavramlar arasındadır. Zamandan tasarruf ederiz, zamanı boşa harcamamaya çalışırız, ”vakit nakittir”  deriz. Peki nedir zaman? Yüzyıllar süren gizemden ve derin düşünüşlerden sonra zamanın bazı sırları konusunda epeyce şey öğrenmiş olsak da, pek çoğu hala esrarını koruyor.

Özel ve genel görelilik, zamanın evrenselliğini ve tekliğini paramparça etti. Bu kuramlar, her birimizin Newton’un tanımladığı eski, evrensel ve mutlak zamanın bir parçasını alarak onu kendimizle birlikte taşımakta olduğumuzu gösterdi. Görelilik kuramları bizi şaşırtmıştır çünkü kendi kişisel saatimiz, kendi sezgisel zaman kavramımızla uyum içinde işliyor olsa bile, başka saatlerle karşılaştırdığımızda ortaya bir fark çıkmaktadır. Sizin zamanınızla benim zamanım, aynı olmak zorunda değildir. 

Zamanın benim için anlamı nedir? Başkalarının zaman deneyimiyle bir karşılaştırmayı odağa koymazsak, bir birey tarafından yaşandığı ve kavrandığı şekliyle zamanın tam karakteri nedir? Kendi deneyimimiz bize, ezici bir şekilde geçmişin gelecektenfarklı olduğunu anlatır. Gelecek pek çok olasılık sunuyor gibi görünse de; geçmiş, tek bir şey, gerçekleşen şey olmak zorundadır. Geleceği bir dereceye kadar etkileyebileceğimizi, yönlendirebileceğimizi veya belli bir kalıba sokabileceğimizi hissederiz ama geçmiş, değişmez gibi görünür. Geçmiş ile gelecek arasında, tıpkı bir film şeridinin parlak ışığının önünden geçerken, anlık olarak ”şimdi”ye dönüşen kareler gibi, kendini bir andan diğerine, geçici bir tutunma noktası olarak yeniden yaratan kaygan bir ”şimdi” kavramı vardır. Deneyimlerimiz bize, aynı zamanda, olayların zaman içinde nasıl geliştiği konusunda apaçık bir yönlülük olduğunu söyler. Dökülen bir kahve için ağlamanın bir yararı yoktur. Kahve bir kez döküldüyse asla geri dönüşü yoktur: yere saçılmış kahvenin, toparlanarak yerden yükseldiğine ve mutfak tezgahının üzerindeki bardağın içine dolduğuna, sadece ve sadece video-kameralarımızda rastlarız. Yaşadığımız dünya tutarlı bir şekilde, olayların her zaman böyle  bitemeyeceği koşulundan asla sapmayan, tek yönlü bir zaman okuna takılı kalmış gibi görünmektedir.

Bütün bunlardan dolayı, deneyimlerimiz bize, zaman konusunda birbiri üzerine kapanan iki şey öğretir: birincisi, zaman akmaktaymış gibi görünür.  Sanki zaman nehrinin kıyısında oturmuşuz ve çok güçlü bir akıntı, geleceği bize doğru getiriyor, zaman bize ulaştığında ”şimdi” oluyor ve nehrin aşağısına, geçmişe doğru akıyor gibidir. İkincisi, zamanın bir oku varmış gibi görünür.  Zaman, olayların yalnızca bir zamansal sıralamada olması anlamında, tek bir yöne ve hep aynı yöne doğru akıyor gibidir. Birisi size, içinde bir bardak kahvenin döküldüğü kısa bir film bulunan ama kareleri tek tek kesilip karıştırılmış bir kutu vermiş olsa, film yapımcısının yardımı olmadan, bu kareleri doğru zaman sıralamasına sokabilirsiniz. Zamanın yapısal bir yönü varmış ve geçmiş adı verilenden gelecek adı verilene akmakta, olaylar da bu evrensel sıralamaya göre gelişmektedir: kahve dökülür, yumurtalar kırılır, mum yanar ve erir, insanlar yaşlanır.     ”Zaman akar mı?”  sorusunun cevabı, hissedebilen varlıklar açısından açıkmış gibi durmaktadır. Bu kelimeleri yazarken, zamanın aktığını açıkça hissediyorum. Her tuşa dokunuşum, bir sonraki tarafından izleniyor. Bu kelimeleri okurken, gözleriniz sayfada bir kelimeden diğerine giderken, hiç kuşkusuz, siz de zamanın aktığını hissediyorsunuz. Ama fizikçiler ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, hiç kimse fizik yasaları içinde zamanın aktığı yönündeki sezgisel hissi destekleyen, inandırıcı bir kanıt bulamamıştır.

Emre ORAL | Pozitif İnfotropizma

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!