Türklerin Çin Kültürü Üzerindeki Etkileri

türklerin çin kültürüne etkisiTürk-Çin ilişkileri binlerce yıllık geçmişe dayanmaktadır. Bu uzun tarihî süreç içerisinde, Türklerle Çinliler bazen hanedanlar arasında ilişkiler kurarak barış içinde bazen de çeşitli sebeplerle anlaşmazlığa düşerek savaşmak durumunda olmuşlardır. Dolayısıyla, bu ilişkinin her iki milletin kültürü üzerinde çok derin izler bırakmış olması gayet doğaldır. Bu izler gerek Türklerin gerekse Çinlilerin dil, edebiyat, sanat, ziraat gibi manevî ve maddî kültürünün her alanında görülebilmektedir. Bugüne kadar hep Çinlilerin Türk kültürü üzerindeki etkilerinden bahsedildi. Oysa Türklerin de Çin kültürü üzerinde çok derin izleri olmuştur.

Türklerin Çin kültürü üzerindeki etkilerini ele alırken, önce şu soruların cevabını aramak durumundayız. Çinlilerin “Hu” dedikleri kimlerdi? Yue-çiler kimlerdi? Onların Kuşan veya Küsenlilerle ne ilişkisi vardı? Hotenlilerin etnik kimliği neydi? Çünkü, bunlar eskiden Çin kültürü üzerinde önemli etkisi olan kavimlerdir.

Çinliler “Hu” kelimesini Çin’in kuzeyi ve Batı bölgesinde yaşayan Hun, Türk, Siyenpi ve diğer kavimler için kullanmışlardır. Ayrıca bu milletlerden Çin’e getirilen şeyleri de “Hu” kelimesiyle ifade etmişlerdir. Meselâ, “Hutao” (ceviz), “Huqin” (çalgı), “Hujiao” (karabiber), “Hugua” (salatalık), “Hushı” (börek, çörek), “Huma” (susam). Ancak “Hu” teriminden Türklerin mi yoksa Türk olmayan diğer kavimlerin mi anlaşılması meselesi başlı başına bir sorundur. Genellikle Uygur tarihçileri “Hu” terimini “Uygur” diye tercüme ederler. Yani bu terim araştırmacının yorumuna göre “Uygur”, “Türk” veya “Sogd” ya da başka bir kavim için kullanılabilmektedir.

Aşağıdaki başlıklara dokunarak ilgili içeriğe erişebilirsiniz:

Türkçenin Çinceye Etkisi
Türk Edebiyatının Çin Edebiyatına Etkisi
Türklerin Çin Dini Budizme Etkisi
Uygur Türklerinin Çin Müziğine Etkisi
Türk Müziğinin Çin Müziğine Etkisi
Çin Resimciliğinde Türklerin Etkisi
Türklerin Çin Tarım Kültürüne Etkisi

Yue-çilerin etnik kimliği hâlâ meçhuldür. Kimine göre bu kavim Aryan ırkına, kimine göre Altay kavimlerine mensuptur. Bu belirsizlik Kuça’da kurulan Baktria, Toharistan, Kuşan veya Küsen Devleti’ni kuranların etnik kimliğini tespit etmede büyük sorun yaratmaktadır. Genellikle söz konusu devleti kuranların Yue-çiler olduğu kabul edilir. Uygur tarihçi Turgun Almas “Tang Sülâlesi Yıllığı. Eftalitler Hakkında Kıssa”da kaydedilmiş olan “Eftalitler Han Sülâlesi dönemindeki Yue-çilerden gelmiştir.” ifadesine dayanarak Yue-çilerin Kuşanların ve Akhunların ataları olduğunu ifade etmektedir. Bu durumda Türklerin Hunlar ve Ak Hunlar (Eftalitler) ile olan ilişkisi, aynı zamanda Türklerin Yue-çilerle olan ilişkisini de ortaya koyar.

Hoten, Uygur tarih kitaplarında “Udun”, “Yotkan” diye geçer. Bu bölgede yaşayanların aslında Hint-Avrupa dil ailesine mensup bir halk oldukları ileri sürülmektedir. O zaman şunu sormak gerekir: Nasıl olur da yüksek kültür seviyesine ulaşan bu halk Türkler gelir gelmez birden bire Türkleşiverdi?

Ne yazık ki, bazı tarihçiler, Zeki Velidi Togan’ın da gayet haklı olarak eleştirdiği gibi, Türkleri M.S. 9. yüzyıldan önce Doğu Türkistan’da görmek istememektedirler. Bu görüşteki tarihçilerin başvurduğu kaynaklar hep Çin kaynaklarıdır. Oysa Çin kaynaklarının ne derecede sağlam ve güvenilir olduğu tartışmalıdır. Bu konuda Barthold’un ifadesi oldukça düşündürücüdür. O şöyle yazar: ‘Tang Sülâlesi Tarihi’ 11. yüzyılda yazılmış olup, bundaki batı bölgesine ait gösterilen olaylar 7 ve 8. yüzyıllara aittir. bozkurt resimleri

Anlaşıldığı gibi, “Tang Sülâlesi Tarihi”ndeki kayıtlarla olayların meydana geldiği tarih arasında 3-4 yüzyıllık bir zaman aralığı bulunmaktadır. O zaman söz konusu kaynağa ne derecede güvenebiliriz? Japon tarihçisi Yui Tianheng de bu güvensizliği şu ifadesiyle dile getirmektedir: “Yue-çilerin Baktria’yı itaati altına aldıktan sonraki durumu hakkındaki bilgilerimizde genellikle ‘Tarihname’, ‘Hanname’, ‘Sonraki Hanname’ gibi kitaplardaki kayıtlara dayanırız. Ama bu kitaplardaki kayıtlar birbirinden oldukça farklıdır. Onun için bu kitaplardaki kayıtlar üzerinde ayrıntılı biçimde muhakeme yürütüp sonra bunların hangisini alma, hangisini reddetme konusunda bir karara varmak gerekir”.

Bundan dolayı, kendisi de çok önemli bazı meselelerde yoruma açık hükümler vermektedir. Meselâ O, Vu-sunların, Türk olup olmadığı hakkında şöyle yazar: “Tang döneminde yaşamış Yan Shigu Vu-sunların dış görünüşü üzerinde dururken ‘Vu-sunlar, batı bölgesinde yaşayan bedevîlerin bir boyudur. Onların yüz şekli çok farklı olup, bugünkü Guzlara (Hunlar) benzer. Onlar mavi gözlü, kalın sakallı olup maymun evlâdına benzer’ der. Onun için onlara Türk diye hüküm vermek mümkün değildir”. O, Yedisu bölgesinde yaşayan Kanguy kavmi hakkında da şöyle der: “Bu kabilenin Vu-sunlar ve Kırgızlar gibi dış görünüşü hakkında bir kayıt bırakılmamıştır. Onun için, onları Türk kavmine mensup diye kaydetmek doğru değildir.

Tarihçiler arasındaki bu tür tavrı Zeki Velidi Togan şöyle eleştirir: “Orta Asya’nın eski ve tarihten önceki tarihiyle meşgul olan âlimlerin çoğu, Türklerin tarihî devirler tarihini ve etnografyasını az bilen yahut hiç de bilmeyen şahsiyetlerdir. Bunlar, kitaplarda yazılmış medeniyetleri, tarihî devirlerde, Aryanî kavimlerin yahut Çinlilerin yaşatmış olduklarının, Türk ve Moğol kavimlerinin ekseriyeti ise tarihi devirlerde hep göçebe unsuru olarak görülmelerinin intibai altında kalıyorlardı.

Bu yüzden de onlar, dünyanın muhtelif yerlerinde Türklerle ilgisi olduğunu bazen pek vazıh olan medeniyet eserleri gibi, Orta Asya’daki eski medenî hayatı da ancak Altaylılardan başka kavimlere, bilhassa Aryanilere mal ederler.” “Altay kavimleri, medenî sahalara vakit vakit saldıran Barbarlar gibi telâkki edildiklerinden, onların menşe yeri olarak da Orta Asya’da medeniyetlerin yaşamış ve yaşamakta olduğu yerlerden uzak her bir ülke kabul edilmekte, fakat Aryanî kavimlerinin menşe yeri telâkki olunan Batı ve Doğu Türkistan gibi sahalara Türkler asla yanaştırılmamaktadır.”

Zeki Velidi Togan bu eleştiriyi yaptıktan sonra, Czermak, W. Koppers, S. Ogawa, D. Feist gibi tarihçilerin görüşlerine de başvurarak M.Ö. 1116-247 senelerinde Çin’de Zhou Devleti’ni kuranların Türkler olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre Zhoular, “Tik” diye bilinen Türklerin bir kısmı olup, Çin’e Türkistan’dan gelmiştir. Bunlar Çin’e yeni bir idare sistemi ve yeni akideler getirmişlerdir. Çin’e atı ilk getiren bu Zhoular olmuştur.

Toharlarla ve onların kurdukları Kuşan veya Küsen Devleti’yle ilgili olarak Togan şöyle yazar: “Uygur vesikalarında ‘dört Küşen ulus’ diye anılan ve Araplarca ‘Türk aristokrasisi’ sayılan Küşanlar (Küça şehri isminde bu ad Küsen şeklinde geliyor.), padişahlarının ismi ve lâkaplarında küçlü ve külçur ile birleştirilen isimlerden anlaşıldığı gibi Türktürler.” “Greko-Baktria Devleti yerinde Küşan Devleti’ni kuran ve Hintlilerce Turuşka, yani Türk tesmiye olunan Orta Asya fatihleri, reisleri Kanışka’nın idaresinde, Buda dinini kabul ettiler.” Togan’ın bu görüşünü, E. Chavannes F. Hirth ve sanat tarihçisi M. Rostovtsev da paylaşmışlardır.

Togan’a göre, İranlı telâkki edilen Balh, Huttal, Sogd, Esruşene (Uratepe), Fergane ve Curcan beyleri ve Turgiş, Efşin, Akhşid, Bayçur oğulları, Sul beyleri de menşeleri itibariyle Türk aristokrasisi zümrelerine mensupturlar.

türkçenin çinceye etkisiTarihçi Turgun Almas, Tarım bölgesinden bulunan ceset ve arkeolojik kanıtlara dayanarak, Tarım havzasında yaşayanların zannedildiği gibi sarı ırka veya Aryan ırkına mensup değil, Uygurların ataları olduğunu ifade eder. Ona göre Kanışka, Yue-çilerden idi. M.S. 480-567 yılları arasında Hoten, Yarkent, Kaşgar, Aksu, Kuça gibi Uygur hanlıkları Akhun İmparatorluğu idaresinde yaşamıştır.

Gerçekten Çin tarihçilerinin zaman zaman millî kahraman olarak bahsettikleri Ban Chao’nun ve onun oğlu Ban Yong’un Doğu Türkistan’daki maceraları Hunlarla ilgilidir. Çin tarihçileri bu iki Çinlinin, Han Sülâlesi döneminde, yani M.S. 102-123 yıllarında Doğu Türkistan’a gelip Tanrı Dağlarının kuzeyi ve güneyindeki Hunlara karşı büyük kahramanlıklar gösterdiklerini ve bu bölgeden Hunları kovduklarını öve öve anlatırlar.

Bu olay Hunların Doğu Türkistan topraklarında M.S. 2. yüzyıllarda mevcut olduklarını gayet net bir şekilde gösterir. Hunların Türk oldukları ve onların değişik Türk boylarından müteşekkil oldukları bilinen bir gerçektir.

Hotenlilere gelince, bunların dilinin Yue-çilerin, yani Kuşanların diline benzediğini ileri sürenler de vardır,16 Hintçe olduğunu söyleyenler de vardır. Xuan Zang “Seyahatname”sinde, bu dil için “Hintçe de değil, Çincenin değişmiş bir şekli de değil.” demiştir. İmin Tursun’a göre, milâttan sonraki ilk yıllarda Hun, Yue-çi, Ak Hun, Türk, Tibet ve Dokuz Oğuzların etkisiyle, Hoten dili Türkçeleşmeye başlamıştır.

Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Uygurların 840’tan önce de Doğu Türkistan şehirleriyle sıkı ilişkileri olduğunu, Uygurca vesikaların Kuça’da 840 senesinden çok evvel bulunduğunu kaydetmektedir.

Alman bilim adamı Hans-Joachim Klimkeit’e göre Hoten, 502-556 yıllarında Eftalitler tarafından, 565-631 yılları arasında Batı Göktürkleri tarafından yönetilmiştir. Xuan Zang, 7. yüzyılda Çin’e dönerken bu bölgeyi ziyaret etmiş ve orada birkaç ay kalmıştır. O zaman Hoten dünyaca meşhur medeniyet ve din merkezi hâline gelmiştir. Hoten’de en nefis resimlerin büyük bir kısmı 6 ve 8. yüzyıllarda meydana getirilmiştir. Anlaşıldığı gibi, Hoten en parlak çağını Türkler döneminde yaşamıştır.

Bunları kaydettikten sonra, artık Doğu Türkistan’ın Küsen (bugünkü Kuça), Hoten, İdikut bölgelerinde ve Semerkand, Buhara, Uratepe gibi Batı Türkistan bölgelerinde yetişmiş ünlü şahsiyetlerin etnik kimliğini tartışıp durmayacağız. Şimdi Türklerin Çin kültürü üzerindeki etkisini birkaç madde hâlinde anlatmaya çalışacağız.

  1. Selen
    26 Tem, 2012 - 12.52 | #1

    Uygur Mani rahiplerinin Çin’in başkentinde çok sayıda Mani tapınakları yaptırdıklarını biliyoruz. Bu tapınakların mimarlık açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiği ve bunların Çin mimarcılığı üzerindeki etkileri sanat tarihçilerinin konusudur.

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!