Türklerin Anadolu’ya Yerleşmesi

türklerin anadoluya yerleşmesiOğuzların, Çağrı beg ile 1018 de, başlayan ve Selçuklu imparatorluğunun kuruluşuna, 1040 yılına, kadar devam eden ilk akmları devri bir keşif hareketinden ileri tarihî bir mâna taşımaz. Fakat Büyük Selçuklu devleti’nin kuruluşundan Malazgirt zaferine kadar süren otuz (1040-1071) yıllık devrede kesifleşen Türk gaza ve savaşları Anadolu’da Bizansıri mukavemetini kırma ve bu ülkede yurt kurma bakımından büyük bir ehemmiyet arzeder. Gerçekten kuruluşundan beri Selçuklu imparatorluğunu uğraştıran en mühim meselelerden biri kendi beyleri idaresinde müstakil hareket eden, yurt bulmak ve sürülerini beslemek zorunda kalan Türkmen boyları idi. Tuğrul bey, Alp Arslan ve Melikşâh gibi ilk büyük sultanlar Türkmen muhâcirlerin Anadolu’ya sevk ederken hem İslâm ülkelerini onların akmlardan ve devleti asayişsizlikten kurtarıyor, hem urugdaşlarma yurt buluyor ve hem de Bizans’a karşı bir kuvvet kazanıyorlardı. Anadolu’nun fethi ve türkleşmesi bu siyâset ve zaruretlerin bir neticesi olarak gerçekleşmiştir. Böylece Anadolu otuz sene Türk nüfusu baskısına uğramış ve gazalarına sahne olmuştur. Bazan Selçuk ordularının himayesinde, bazan müstakil gruplar halinde sefer yapan ve her yıl biraz daha ilerileyen Türkmenleı* Azerbaycan’dan Şarkî, Orta ve Garbî Anadolu’ya kadar yayılıyorlardı. Bununla beraber Türk-menler Malazgirt zaferine kadar, henüz bu ülkede emniyetle oturamamışlardı. Zira yapılan bunca fetih ve ilerilemelere rağmen Anadolu’da pek çok müstahkem şehir ve kale arkada kalıyor; mahallî Bizans garnizonları veya İmparatorluk orduları da sık sık Türkmenleri takip ediyordu. Bu sebeple Türkmenler fetih ve istilâlarını yaptıktan sonra sıkışınca Azerbaycan ve İran’a dönüyor; bazan da Irak ve Suriye taraflarına çekiliyorlardı. android kodları

Malazgirt zaferi ile Bizans’ın mukavemeti kırılıp artık Türkler karşısında bir ordu kalmayınca Anadolu’da sür’atle bir yayılma ve yerleşme devri başlar. Gerçekten tarihinde bir çok kavim ve medeniyetlere sahne olan Anadolu ’ııun etnik siması, 1071 den sonra, öyle sür’atli bir değişikliğe uğradı, ki bu büyük muhâceret ve iskân hareketi araştırılmadığı ve anlaşılamadığı için türkleşme hâdisesi bir muamma halinde kalmış ve yerli halkların toptan ihtidâ veya imhasına atfolunmuştur. îhtidâ ve karşılıklı nüfus zâyiâtı bahis mevzuu olmakla beraber büyük muhâcereti ve etnik değişmeleri itibara almayan bu tahmini görüşlere artık bir ehemmiyet verilemez1. Kaynaklar Horasan’da Selçuk devleti kurulduğu zaman Türkistan’dan Islâm ülkelerine vukubulan muhâcereti nasıl sel gibi tasvir etmişlerse Malazgirt zaferini müteakip Anadolu’ya akan insan dalgaları n ı da aynı şekilde aksettirirler. Bir anonim Bizans kroniği: “kara ve deniz sanki bütün dünya kâfir barbarlar (Türkler) tarafından işgâl edildi ve ıssızlaştırıldı. Onlar Şarkın (Anadolu’nun) bütün köylerini, evleri ve kiliseleriyle birlikte, yağma ve istilâ ettiler” ifadesiyle durumu, açıkça ve biraz hissî olarak, tasvir eder2. Başka bir kronik Türklerin Anadolu’ya, eskisinden farklı olarak, artık bir yağmacı değil işgâl ettikleri bölgelerin hakîkî sahibi sıfatiyle girdiklerini beyan ederken daha isâbetli bir görüşü temsil eder3. Türk fetihleri önünde kaçan Rumlar-dan veya rumlaşan yerli halklardan başka Anadolu’dan Balkanlara nüfûs nakledildiğine dair, bir haber de çok dikkate şayandır. Filhakika Süryanî tarihçisi Mihael’e göre “Türk1ere yenilen Rumlar bir daha onlara karşı duramadılar. İmparator Mihael’i korku aldı. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine bakarak sarayından ayrılıp T ürk ler e karşı çıkmadı. Hıristiyanlara acıyarak adamlar gönderdi ve Pontfda kalmış halkın bakiyelerini, eşyalarını atlara ve arabalara yükletip denizin ötesine (Balkanlara) nakletti. Böylece ahalisiz kalan bu yerlerde Türklerin yerleşmesine yardım etti ve bu sebeple de o, herkesin tenkidine uğradı. Başka kaynaklarda rastlanmayan bu kayıt Anadolu’nun türkleşmesi bakımından pek mühimdir. google translate indir

Bir Gürcü kaynağı: ‘TürkIer Tiflis’ten Berdea’ya kadar bu güzel yerlerde çadırlarını kurmuşlardı. At, katır, deve ve koyunları sayısızdı. Buralarda çok güzel bir hayat sürüyor; avlanıyor, eğleniyor, dinleniyorlar ve hiç bir mahrûmiyet görmüyorlardı. Şehirler ile ticâret yapıyor, bu esnada bizim memleketimize de giriyor ve bir çok esir ve ganimet elde ediyor; baharda Somhet ve Ararat (Ağrı) dağlarına çıkıyorlardı. Sanki Türk ler dünyanın her tarafından bu memlekette randevu vermişlerdi. Sultan dahil kimse onları buradan koğa-maz, çıkaramaz ve kendilerine zarar veremezdi” tasviriyle Azerbaycan ve Kafkasya’da Oğuzların yığılması ve göçlerini çok güzel belirtmiştir0. Aynı Gürcü müellifi Anadolu’ya vukubulan Türkmen alanlarından birini de çok canlı bir şekilde tesbit eder: “Türklerin kudreti dolayısiyle Rumlar Şarktaki bütün şehir ve kalelerini bırakıp gidiyor; bu bölgeleri Türklere terk ediyor ve onların buralarda yerleşmelerine imkân veriyorlar. Hudutlarda komşumuz olan Türkler her tarafı istilâ ediyorlar. Kudretli Emir Ahmed kumandasında Kars’ı aldıktan sonra, anî bir saldırışla, kıral Giorgi’yi kaçmağa mecbur ettiler ve pek çok esir ve ganimet aldılar. Dönüşte Rum ülkelerine Türk kitleleri sevkeden îasi (Ayaz?) ve Bujgob (Mengücik?) adlı iki büyük emîre rastlayarak ganimetleri gösterdiler: “Neden Rum memleketlerine gidiyorsunuz? îşte Gürcistan insandan hâli ve servetle dolu” dediler. Bunun üzerine yollarını değiştirip, çekirgeler gibi, memlekete yayıldılar.. Böylece 1080 yılı Haziranında Acara, Şavşat, Kartlı ve denize kadar bütün bölgeler Türklerle doldu… Rumların devleti çöküntü halinde idi. Zira Türkler denizin berisinde kalan bütün ülkeleri (Anadolu) işgâl etmişti”. Bu metinler Anadolu’nun türkleşmesi hakkında en mühim vesikalar arasında bir değer taşırlar.

Ortodoks Bizanslılar Şarktan ve Orta Anadolu’dan Garbı Anadolu’ya ve Balkanlara doğru çekilirken Ermeniler de Türklerin önünden To-roslarm dağlık bölgeleri ve Kilikya istikametinde göçmekte ve evvelce Bizans’ın bu taraflara sürdüğü nüfuslarını kesifleştirmekte idiler. Çağdaş bir Ermeni müellifi: “1080 yılı Martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu’da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türklerin istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı… Bir çok vilâyetler boşaldı; artık Şark milleti mevcut değildir” ifâdesiyle Türk istilâ ve göçlerini belirttikten sonra Ermeni halkın muhâceretine temasla da “Tarsus’a, Maraş’a ve Delûk’a kadar civar bölgelerde kargaşalıklar hüküm sürüyordu. Zira bu havalide halk kitleler halinde birbiri üzerine atılıyor; binlerce insan birbirinin yolunu tıkıyor; çekirgeler gibi yeryüzünü kaplıyor ve her taraf insan dalgaları ile doluyordu” cümleleri ile Ermenilerin şarktan garba ve cenuba intikalini meydana koyar ve birinci Haçlı seferinden sonra Kilikya’da kurulan Ermeni prensliği ve kırallığınm menşeini de gösterir7. Anadolu’nun ilk fetih devresinde türkleşmesi hakkında burada verebildiğimiz bu kadar bilgi umumî bir fikir edinmeğe kâfidir. Bir kaç asır süren muhâceret ve türkleşmenin ikinci safhasını Moğollar önünden kaçan türlü Türk kavim-lerinin Anadolu’ya gelişleri ve XIII-XIV üncü asırlarda Orta Anadolu’dan sahillere yayılması teşkil eder. Türklerin Boğazlara kadar ilerleyişlerinden yedi yıl sonra, 1080 de, henüz Anadolu’da yerleşmemiş ve devlet kuramamış olduklarına ve bu sebeple de bu ülkeden atılmaları mümkün olduğuna dair ileri sürülen8 ve bazı âlimlerce de benimsenen9 bir fikrin isâbetsizliğini meydana koyarken bu hatanın Türk tarihine, Selçuk devleti ve muhârecetinin mâhiyetine vukufsuzluktan doğduğuna da işâret etmeliyiz.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!