Türklerde Halıcılık – 2

Çatal Höyük kazıları, Türk halıcılığının pek eski geçmişini ortaya çıkarmakla kalmamış, Türk halı dokumacılığının başlangıcını da düşünülenden çok daha geriye götürmüştür. Çünkü Çatal Höyük kazılarında elde edilen halı dokumaların bu seviyeye gelebilmesi için halı dokumacılığının birçok aşamalar geçirmesi gerekmektedir. Bu ise ilkel topluluklarda binlerce yıl demektir. Prof. Garstang tarafından Mersin yöresinde Yümüktepe ve Soğuksutepe kazılarında Kalkolitik devir katında yaklaşık olarak M.Ö. 2800 yıllarına ait taştan tezgah ve tezgah dokuma yeri bulunmuştur. Tokat’ın Erbaa ilçesi yakınındaki Horoztepe’de bulunan Tunç Devrine ait kirman ile Alacahöyük’ten çıkarılan Bakır Çağı yapısı altın başlı gümüş kirman, Orta Asya Türk mezarlarından çıkan kirmanların aynılarıdır.

Görülüyor ki, Türkler dünyanın neresine giderlerse gitsinler, kültür unsurları olan halı dokuma tekniğini akan bir ırmak gibi anadan kıza devrederek devam ettirmişlerdir.

Altaylarda, Beşinci Pazırık Kurganında gün ışığına kavuşturulan dünyanın en eski düğümlü halısı ise, Türk halı karakterini Orta Asya halı sanatının Üslup ve Tekniğini en iyi şekilde aksettiren çok değerli bir örnektir. Pazırık halısının zemininde süvariler, geyik ve hayvan figürleri, canlı bir şekilde dokunmuştur. 1 santimetrekaresi incelendiğinde 36 düğümden oluştuğu görülür. 60×60 karakterinde ince bir halıdır. Bu şekilde bir desen anlayışının seyrek düğüm sistemiyle meydana getirilmesi zaten söz konusu olamaz. Pazırık halısının kalınlığı, yani hav yüksekliği 2 mm kadardır. Koyun yapağısının bükülmesiyle elde edilen iplikten dokunmuştur. Burada aklınıza bir soru gelebilir. Yapağı ve yün aynı şey değil midir?

Evet, yapağı ilk kırkımdır. Lifler daha uzun ve parlaktır. Kalite halı yapağıdan hazırlanan iplikten yapılır. Yün ise ikinci kırkımdır. Parlaklık ve uzunluk derecesi daha düşüktür. Pazırık halısının çözgü iplerini de incelediğimiz zaman, çok ince ve iki defa bükülmüş olduğunu ve yine 10 mm genişliğe ortalama 12 çözgü isabet ederken bir santim yüksekliğe yaklaşık 18 kadar atkı rastladığını görüyoruz. Düğüm stili ise, dolama çift düğümdür ki biz bugün bu düğüm şekline Türk düğümü diyoruz. Pazırık halısında dikkatimizi çeken diğer bir unsur da sıra başına üç atkı kullanılmış oluşudur. At ve geyik figürleri, kenar su’lara nazaran belirli bir şekilde genişlemiştir. Halı, 189×200 cm ebadındadır. Figür ve nakış yönünden son derece hareketli, teknik ve sanat anlayışı yönünden ise kusursuzdur. Gerek dokuma tekniği, gerekse de üslup ve form anlayışı, bütün eski Orta Asya Türk halılarında aynı olduğu giibi Teke-Türkmen ve Buhara halılarında da, Doğu Türkistan’da da döneminde aynıdır. Motif dizayenleri arasından geniş Pazırık halısında görüldüğü gibi su’lar mevcuttur. Nitekim, Pazırık halısının ikisi geniş üçü dar olmak üzere beş suyu vardır. Bugün Leningrad Hermitaj müzesinde sergilenen dünyanın en eski Türk halısı adını alan halısında zemin bakır kırmızısı olup orta zemindeki kayın yaprakları sarıdır. Türk halılarında olan sarı ve kahverengi armoniyi Pazırık halısında da görüyoruz. Çiçeklerde koyu kahverengi lekeler ve ince lacivert damarlar görüyoruz.

Orta Asya Türk kültürünün üsluplaşmış karakterini bu halıda görüyoruz; şöyle ki, dişi geyiklerin birbirini izledikleri geniş su dışında orta zemini ve halının dış ucunu çevreleyen iki dar suda, ki bunlara sedefler diyoruz, arslan grifon figürleri ve yine halının bordüründe yer alan piyadeler ve atlıların dokunuşu, atlıların yularlı kuyruklarının düğümlü oluşu, Atlı Bozkır kültürünün derin izlerini ispat etmektedir. Hermitaj müzesi Pazırık Kurganlarının binlerce sanat eserini kendinde saklamaktadır. İç Asya’da göçebe Türkmen topluluklarının halı dokumalarının, üslup ve kalite bakımından da aynı karakteri taşıyan duygu ve düşünceyi yansıtan halılar olduğunu bugün bilim dünyası kabul etmektedir. Türk halıları Tekstil sanatının en güçlü örnekleridir. Hangi boydan olursa olsun, sık olan düğüm sayısı, desen çokluğu, ipin elde edilişi, bitkisel boya, dolama çift düğüm tekniği ve motif stilizasyonu, yumuşaklığı, inceliği ve elastikiyeti, halının Orta Asya Türk kökenli halı olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu, uzun bir geçmişin tekniğidir. Halı, Orta Asya Türk atlı yarı göçebe toplumun yaşayışı içinde her zaman en önemli unsur ve kendinden ayrılmaz kaynaşmış bir parçasıdır.

Pazırık halısından sonra en eski halı adını alan, M.S. I. ve III. yüzyıllara tarihlenebilen ve Doğu Türkistan’da İpek Yolu üzerinde bulunan Turfan bölgesinde Sir Aurel Stein’ın gün ışığına kavuşturduğu halılardan bahsetmeden geçemeyeceğim.

Doğu Türkistan halıları da saf yapağıdan yapılmış olup dolama çift düğüm tekniğiyle dokunmuştur. Sadece Pazırık halısından motif ve incelik ve ilmek sayısı ile ayrılık gösterir. Hayvan figürleri stilize edilerek geometrik şekil ve çizgilere dönüşmüştür.

Doğu Türkistan Lu-lan kuyu mezarlarından çıkarılan halılardaki renk anlayışı çok cesuranedir. Renk sayısı halı üzerinde çok fazladır. Ve parlak renkler kullanılmıştır. İplik filamanları kalın olduğu içi,n Lu-lan halıları daha kalın, dolaysıyla da hav yükseklikleri daha kalındır. 40×40, 50×50, bugünkü Türkmen, Kırgız ve Kazak Türklerinin halıları kalınlığındadır. İp büküm aletleri tarama stillerinde fazla ayrılıklar yoktur (2). M.S. I. ve III. yüzyıllarda görülen bu yüksek teknik ve zengin motif anlayışı, halı sanatının Doğu Türkistan’da çok daha eski bir tekamüle dayandığını işaret etmektedir. Orta Asya Türk toplulukları arasındaki halılar üzerinde transformasyonda zemini oluşturan motiflerin sekizgen şekillerden oluştuğu dikkati çeker.

Lu-lan halılarında dokumanın kaydırılmış alternatif sıralama ile Losange (eşkenar dörtgen) ve kıvrım biçiminde yaprakların stilizasyonundan oluşan motifleri daha çok görmekteyiz. Bu motifin mahalli ismi Koşan Köpek’tir, motiflerin ekserisi, üsluplaştırılmış ve geometrik bir tarz almış bitki ve hayvan karışımı stilizasyonu ile Kırgız Türk halılarını hatırlatmaktadır. Lu-lan ve özellikle Astana’daki mezarlardan çıkarılan halı parçalarındaki desenlerin brokar ve ipek kumaşlarda da dokunduğunu müşahede ediyoruz; özellikle bulut parçaları, sarkıntılı çiçekler arasına serpiştirilmiş kuş ve hayali yaratıklar, döğüşen hayvanlar görüyoruz. Özellikle heraldik tarzda dokunmuş kıvrım dal ve rozet çiçekler arasında karşı karşıya duran bir çift kuş motifli halı, çok dikkati çekmektedir. Aynı motifi Lu-lan mezarlığından çıkan ipek kumaş dokumada da görüyoruz.

Doğu Türkistan Lu-lan mezarlığı bulguları, bizi, daha sonra bunların Çin, Sasani-İran ve Ortaçağ Avrupa süsleme sanatına tesiri olduğu gerçeğiyle karşılaştırıyor. Aynı çiçek ve kuş motifli stilize desenlerin Yenisey bölgesindeki Kırgız Türklerine ait Kopeni Hazinesinde ve yine Macaristan’da Nagyszentmiklos Hazinesinde devam ettiğini görüyoruz. Şu halde Doğu Türkistan’dan göç eden Türk toplumunun gittikleri yerlere motifleriyle birlikte halı sanatını da taşımış olduğu, birkaç defa daha ispat edilmiş oluyor.

Bu cümleden olarak da gün ışığına çıkarılan Türk halısından yola çıkarsak, Doğu Türkistan’da Lu-lan mezarlığı bulguları, Selçuklu halıları ve Carl Lamm’ın eski Kahire’deki Fustat’ta gün ışığına kavuşturduğu halılar, Anadolu Selçuklu halıları ile Buhara, Teke, Yomud, Şirvan, Kaşkay, Bergama, Kırgız, Kazak Türkmen halılarının; aynı ırkın karakter, sanat, kültür, örf ve adetini yansıtan ve tarihi gelişmeleri yakından aksettiren bu çok eski motif geleneğini zamanımıza kadar ulaştıran halılar olduğunu görüyoruz.

Orta Asya kökenli Türk halıları, özünü tabiattan almıştır; desenler, hareketliliğini ve dinamikliğini tabiattan almıştır.

Koşan ve birbirleriyle mücadele eden hayvan figürlerinin özü tabiattadır. Figürlerin coşkun bir canlılık içinde oluşu, bu halılardan dokuyucunun duygu ve düşüncelerini okumak mümkündür. Bunlar, insanın bütün zekasını yansıtan, düşünen ve konuşan halılardır.

Ejder, teoti, bulut, yıldırım, boğuşan anka kuşları, ejderle anka kuşunun mücadeleleri, tabiat ve hayal gücünün birleşmiş şekilleridir. Eski Türk halılarında stilize edilen söz konusu hayvanlar, ana ve hakim olarak sık sık kullanılan temel motifleri teşkil eder. Bazen halı zemininde, bazen ise söz konusu motifler iç ve dış sedeflerde, bordürde tekrarlanan arma şeklindeki bir çerçeve içinde tekrarlanır. Aynı tarzda tasarlanıp stilize edilen bitki motifleri de bu dizaynlar içinde yer alır. Bu, stilize bitkiye tanınmayacak bir şekil verene kadar devam eder. Bazen boyaya esas teşkil eden bikii stilize edilir. Fakat bu, soyut bir hale getirildiğini bilen kişi tarafından anlaşılır. Çiçek motiflerinin stilize edilmeden kullanılışı, ancak onbeşinci yüzyıldan sonradır.

Çin halılarında görülen “Av” motiflerinin İran’la hiçbir ilgisi yoktur. Bazen zigzag halinde, bazen deniz hayvanı kabuğu şeklinde, bazen stilize edilmiş bulut ve şimşeklerden oluşan bordür, halıda ölümsüzlük sembolü olan “çi”dir, ki dinbilim unsurudur.

Çin, halıcılığı Türk toplumundan öğrenmiştir. İran halıları ise, Çin-Türk etkisi altındadır ve açık düğüm ilmekli halılardır. Oysaki Türk Halıları, üslup ve güzellik bakımından bugün bile Buhara, Semerkand, Afganistan, Belucistan ve Türkistan’da özelliğini devam ettirmektedir. Özetle diyebiliriz ki Arkaik dönemden Ortaçağın sonlarına kadar Türk halıları tamamiyle stilize edilmiş dövüş sahnelerine sahip hayvan motifleriyle yapılmıştır. Anadolu Selçuklu halısı, Asya’da gelişen halı sanatının gerek motif ve desen anlayışı, gerekse dokuma teknik ve üslubuyla Pazırık halısının devamını izlemiştir. Bugün dahi Bergama, Şirvan, Kaşkay tipi halılar, Kırgız, Kazak ve Türkmen halılarıyla aynı özellikleri paylaşırlar (4). XV. yüzyılda dokunmuş Anadolu halıları, İç Asya’dan Anadolu’ya göç eden ve Anadolu’nun bazı bölgelerinde aynı uygun ortamı bulabilen göçer topluluklar Türkistan geleneğine sadık kalmışlardır. Bugünkü yörük halıları, Türkmen halıları, organize Selçuklu halıları gibi. Bugün Turizm Geliştirme Vakfı’nın organize Selçuklu halıları, Beşir, Kırgız, Hoten halıları ile aynı paralelde olduğunu çekinmeden söyleyebiliriz. XIV. ve XV’inci yüzyıl stilize hayvan figürlerinin geometrik şekillere benzetilmiş, Anadolu halıları ile Türkmen, Kaşkay, Kafkas halıları arasında pek çok ortak yön vardır. Bilimsel olarak incelediğimizde, XV. ve XVI.’ncı yüzyıllarda Anadolu’nun bizce malum bölgelerinde dokunmuş olan Osmanlı halılarının İç Asya’nın desen kalıplarını taşıdıklarını ancak düğüm karakterinin ve üslubun çeşitli nedenlerle değiştiğini görürüz. Bu da Osmanlı şehirlerinde teşekkül ettirilen halı atölyelerinin geliştirdikleri çeşitli kompozisyonları ve dokuma teknikleri nedeniyle Orta Asya dokuma tekniğinden sapmalar yaparak kendine özgü bir yönde gelişme göstermiştir.

 

XI., XII., XIII. ve XIV. yüzyıl Ankara Selçuklu halılarına gelince;

Ankara Selçuklu Halıları

Muhtelif devirlerde batıya doğru göç eden Türk kavimlerinin sanatlarını da yeni vatanlarına götürdükleri malumdur. İlk halı örneklerinin Türk kavimlerinin yaşadığı ve tarih boyunca göç ettiği yollardaki araştırmalarda, arkeolojik bulgular ve bulunan düğümlü halıların hep aynı oluşunun manası gayet açık ve kat’idir. Ve yine en eski halıda olduğu gibi, bu göç yolları üzerindeki arkeolojik kazılarda bulunan halıların daima kurganlardan çıkarılmış oluşları ve sahibi ile beraber, at ile gömülü bulunuşu, aynı örf ve adete, töreye sahip Türk Toplumlarına ait olduğunun ispatıdır. Nitekim bugün Leningrad, Hermitaj, Prag, Berlin vb. müzeleri süsleyen en eski Anadolu halıları, İç Asya üslubunu ve motiflerini taşımaktadır.

Carl Lamm tarafından Fustat’ta ortaya çıkarılan Selçuklu halıları Orta Doğu’ya inmiş Oğuzlar (Müslüman olduktan sonra Türkmen adını almışlardır) tarafından yapılmış olup en eski Anadolu halıları ile Fustat’ta bulunan bu halıların İç Asya üslubunu ve motiflerini tamamiyle taşıdığı bir gerçektir. Halının sahibiyle birlikte mezardan çıkarılmış oluşu, gerek bulunuş şekli, gerek düğümlü oluşu, gerekse desendeki at motifleri ve diğer stilize motifler, halıcılık sanatının İran’a veya Ermenilere mal edilmesini mümkün kılmamaktadır. Her ne kadar Yunan kaynakları, Babil ve İran’da, Ankara döneminden de İran’da halılar olduğunu belirtiyorsa da, söz konusu halılar incelendiğinde, bukle dokuma ve kesme şeklinde, yeni kadife kumaş dokumasına benzer tarzda imal edilmiş oldukları görülmektedir.

Ancak, Selçuklu halıcılığının tarihi için Türklerin tarihleri kadar eskidir demek, en doğrusu olacaktır. Zira, söz konusu halılar Türk kültür ve sanatını en iyi şekilde yansıtmakta, milletimizin renk ve nakış ahengi halinde canlanmış ruh akıcılığını ve sağlam karakterini dile getirmektedir.

Motifleri Batıdan ve dejenerasyona uğramış olan gruplardan aktarma zihniyetinin Vakıf olarak tam karşısındayız. Bugünün, ölçü yönünden modern zevki ile birleştirilerek aslına sadık kalmak suretiyle, geçmişimizin yaşamı içerisinde dünün dünyaya hükmeden şanlanışının heyecan ve hızını, birlikte yaşayarak ortaya koymaya kararlıyız. Türk halıcılığının dış piyasalarda geçmişteki şöhreti ve itibarının unutulması söz konusu olamaz.

Bu sanat, el sanatlarımız içerisinde önemli bir döviz kaynağı ve turizmin ayrılmaz bir atraksiyonudur. Bugün dünyanın bir ucundan diğer ucuna sırf halı satın almak üzere seyahat acentaları tur düzenlemektedir. Bugün herşeyin makineleşmesi karşısında el emeğinin günden güne değer kazandığı bir gerçektir.

<< Önceki Sayfa << | >> Sonraki Sayfa >>

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!