Türklerde At Kültürü

Tarih: 20 Temmuz 2012  |   Bölüm: Kültür  |   Okunma: 2.586  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

Tarihi kendi sosyal şartları ve tarihin yapıldığı dönemi esas alırsak, atın evcilleştirilmesi ile atın bir binek aracı olarak kullanılması, çağımızdaki motorlu araçların kullanımıyla eş değerdir. Çünkü çağımızda motorlu araçlara hakim olanlar tarihe yön veriyorlarsa, eskiden ata sahip olanlar da kendi devirlerinde aynı güce sahiptiler.

Grousset atın vatanı olarak bozkırı gösterirken Koppers’e atfen Rasonyi de “atın ilk ehlileştirilmesini ve bununla ilgili karekteristik atlı çoban kültürünün yaşatılmasını, kesin olarak iç Asya’da yaşayan eski Türklere kadar dayamak gerekir” diyerek, kendi görüşünü şöyle ifade eder: “Göçebe Türkler tarafından, en eski çağlardan beri yetiştirilen at, tekmil kültüre veçhe veren, en önemli bir amildir. Atın ehlileştirilmesi olmadan Eskiçağ ve erken Ortaçağ’ın büyük ölçüdeki kavimler göçleri tasavvur dahi edilemez”. Schmidt ve Menghin’e göre de Ural-Altay kavimlerinin dünya tarihi bakımından iki önemli rolleri olmuştur. Bunlardan biri “hayvan yetiştiricilik” ikincisi de “devlet kurma” kabiliyetleridir. “Sibirya’dan” adlı eseriyle meşur olan W. Radloff, 1859-1871 yılları arasında Barnaul’da yaptığı çalışmalara dayanarak, Altay halkı için şöyle der: “Atın onlarca malum olduğunu, tezyinat ve kaya resimleri ve bundan başka, bakır gemler dahi ispat etmektedir. Onlar atı binek hayvanı olarak da kullanmışlardır”. Saha Türkleri’nden olan Türkolog Y. Vasilyev (Cargıs-tay) “Sahaların en eski zamanlardan, Skiflerden, Saklardan, Hunlardan, Eski Türklerden, Oğuzlardan getirdikleri bir kaç bin yıl (Bazı bilim adamları 5000 yıl olduğunu söylüyorlar.) tarihli dinleri vardır” diyerek, “kürüo cöhögöy Toyan; yani atın ve tanrıların kanatlı atlarının Tanrısı” adıyla bir Tanrı’dan bahseder.

Bilindiği üzere bir çok eserde eski Türkler’in Tanrı’ya at kurban ettikleri belirtilmiştir. Mesela Diyarbekirli, Hunlar’ın Gök Tanrı’ya at, Yer Tanrı’ya da koç kurban ettiklerini zikreder. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Herodotos’a göre de Skyt-İskitler, tanrılarına, domuz hariç bütün hayvanları, özellikle atı kurban ederlerdi. Dede Korkut Destanı’nda da attan aygır kurban edildiği bir çok yerde zikredilmiştir. Yeri gelmişken ifade etmekte yarar var. Günümüz Kazak Türkleri arasında en makbul kurban hayvanlarından biri at olmakla beraber, onun eti de diğerlerine göre daha pahalıdır.

Rostovzeff in, İskit sanatının kaynaklarını Orta Asya’nın bir köşesinde aramanın doğru olacağı iddiası ile Ba-rovka’nın hayvan üslubunun çıktığı yer Altaylar’dır ve bu üslup sonradan batıda yaşayan İskitler arasında da yaygınlaşmıştır iddiası gittikçe kuvvet kazanmaktadır. Mayamir kültüründen önce gelen Karasuk kültürüde, Altay ve Tanrı dağlarında çok tanınan Saka ve Hun sanatındaki hayvan üslubunun doğduğuna ve geliştiğine şahit oluyoruz” diyen Diyarbekirli, hayvan üslubunun ilk örneklerinin Altaylar olduğunu ifade ederken, aslında at üslubunun da orada ortaya çıktığım belirtmektedir. Bilindiği üzere, Altaylar’da bulunan ve dünyanın en eski halısı olan “Pazı-rık Halısı” üzerinde de pantolonlu atlı süvariler yer almaktadır.

Atın ehlileştirilmesiyle beraber at ve “at kültü” ile ilgili kültür unsurları da ortaya çıkmıştır. Mesela Çinliler Türkler’in, efsanevi “göl aygırları”ndan türeme cins at yetiştirdiklerine inanmış ve bu atlan elde etmek için çok emek sarfetmişlerdir. Ayrıca Türkler arasında da at kültü çok yaygındır. Mesela Saha Türkleri’nde bahadırlar at sürüsü ilahileri tarafından güneş ülkesine gönderilirken, Buryatlar’da da bu anlayış hakimdir. Ordos Moğolları’nda da Cengiz Han’ın atının gökten indiğine inanılır. Bilindiği üzre Anadolu’nun her yerinde Hz. Ali’nin atının ayak izleri ve onunla ilgili hikaye ve inançlara rastlanır. Ayrıca Köroğlu, Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar bir alanda “kır atı”yla haksızlıklarla mücadele eder ve bu uğraşıda onun en yakın dostu atıdır. Ergenekon Destanı’nda Türkler’in Erge-nekon’a sığındıkları ve yıllar sonra da, kayaları eriterek, at sır

tında bozkırlara yayıldıkları anlatılır. Diğer yandan Mete Han’dan Çinliler’in istedikleri üç şeyden birinin at olduğu, Oğuz Kağan Destanı’nda anlatılır. Ayrıca Anadolu’da “at, avrat ve silah”ın bir başkasına ödünç dahi verilemeyeceği deyimlerde belirtilmiştir. Mesela, Kadirli’de bir atasözünde şöyle denir: “At, avrat ve silah istenmez”. Divanü Lügat-it Türk’de de atla ilgili bir çok deyim ve ata sözü zikredilmiştir. Mesela bunlardan birisi şöyledir “Kuş kanadıyla, er atıyla”. Bu ata sözü, Karaçay-Balkar Türkleri tarafından “at er kişinin kanadı” şeklinde ifade edilmiştir. Anadolu’da atla ilgili bazı ata sözleri de şöyledir: “At ver dost ol, kız ver düşman ol”. “At ver barış, kız ver barış”. “Attan kalanı öküze dökerler”. “Ata binen kılıcını kuşanır”. “At alırsan taydan, kız alırsan soydan”. “At ile avradın yedeği sayılmaz”. “At murat, katır devlet, eşek kısmet, deve gurbettir”. “At pazarında eşek anırmaz”. Türkistan/Kazakistan’da bizim derlediğimiz ata sözlerinden biri de “caksı at kamşı saldırmas”. Yani iyi at kendini kırbaçlatmaz. Bu ata sözü Tunceli’de ise şöyle ifade edilir: “iyi at kendine sopa vurdurmaz”.

Atla ilgili Türk Cumhuriyetleri’nde derlediğimiz bazı ata sözü ve deyimler de şöyledir: “Attan indikten sonra yat”. “At üstünde yemek yemek”. “At adamın kanadı, aş adamın kuvvetidir”. “At üstünde şöyleşmek” veya “at yelesinde şöyleş-mek”. Bu deyim Anadolu’daki “ayak üstü şöyleşmek” deyiminin tam karşılığıdır.

Kazakistan’da atlar çeşitli isimlerle anılmaktadır. “Cılkı”: Erkek ve dişi, yani at türüne verilen genel isim. “Kulun”: Bir yaşına kadar olan at (cılkı) yavrusu. “Tay”: Bir yaşla iki yaş arasındaki at yavrusu. “Canbağı”: İki yaştaki at. “Kunan”: Üç yaşındaki at. “Dönen”: Dört yaşındaki at. “Beste”: Beş yaşındaki at. “Baytat”: Doğurmamış dişi at. “Biye”: Doğurmuş dişi at. “Kısrak”: Kısır olan dişi at. İfade etmekte yarar, Anadolu Türkçesi’nde kısrak, malesef yanlış bir tanımla (Çünkü kelime kısır’dan gelmektedir.) bütün dişi atlara denmektedir. “Mamu”: Üç dört yavru doğurmuş dişi at. “Tarpan”: Yabani at. “Aygır” : Yumurtaları alınmış erkek at. Yani kısırlaştırılmış at. En olgun aygır, beş yaşında olandır.

Askeri ve binek amaçlı kullanılan atlarda da “tılpar, düldül, kazan at, saygülük, beygi, cüyrük-yügrük” adıyla altı grupta toplanırlar. Bunlardan son ikisi daha çok yarış atı olarak kullanılır.

Afşın Karakozanlı
Afşındır, delidir; ne yapsa, yeridir. Sevecendir, pek umursamaz; ama bir o kadar da haylaz. Derken efendim, hatır bilir, gönül sayar; ilgi alanıdır bilgisayar. Tabii, sadece bunlar olmaz kâfi; bazen neşeli bazen de kederli. Biraz ırkçıdır biraz deli; uykusuz geçmez geceleri... Art ardına dizerken dizeleri; sormayın ne kadar düşünceli. Öyle sevmez, sevemez her şeyi; o yüzden derler "ipe sapa gelmez biri". Diyen desin, söyleyen etsin, tutan yapsın; işte budur Karakozanlı Afşın.
   
  1. Emel
    3 Ağu, 2012 - 08.50 | #1

    Atın üstündeki Türk değilse yüktür.

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.

*

  Yukarı çık!