Türk Tarih ve Kültüründe “Saraylar”

hakan otağı, saray567 senesinde, Bizans’tan Batı Göktürk kağanlığına, Zemarhos adlı bir elçi gelmişti. Batı Göktürk kağanı İstemi Kağan’ı, altın otağında ziyaret eden bu elçi, Türk hakanının, “altın bir taht” üzerinde oturduğunu da görmüştü. Bu taht elçiye göre, “altından yapılmış dört arslan” üzerinde duruyormuş.

İkinci Uygur hakanı, Bayan-Çur Kağan da kendi Türkçe yazıtında bir “Saray“dan söz açıyordu. Uygur Türkleri saraya “org” adını verirlerdi. Sonradan bu söz, Türkçede “örüg” şekline girmiştir.

Uygur hakanının, çoğu zaman çadırda oturmasına rağmen, ayrıca bir de sarayının bulunduğuma bize anlatan bazı kaynaklar da vardır. Bir Arap gezgini “Uygur kağanının otağının, taştan yapılmış kendi sarayı önüne kurulduğunu” görmüştü. Kara-Balgasun şehrindeki büyük harabelerden anlaşıldığına göre, Uygur kağanının orada, sarayının da bulunması gerekiyordu. Bayan-Çur Kağan’ın kendi yazıtında “örg” diye bahsettiği şey, “saray” anlamına geliyordu. Fakat bu öyle bir saray idi ki, onun içinde hakanlık tahtı da, bulunuyordu. Bu sebeple örg kelimesi, Uygur Türkçesi’nde hem saray ve hem de taht  anlamına geliyordu.

“İl evi”, “ordu sarayı” ve “devlet evi”:

Türk hakanları yeni aldıkları ülkeler ile sınırlara “hâkimiyet sembolü” olarak, kendi saraylarını da yaptırırlardı: Saray ve onun içindeki taht, devletin yüksek hâkimiyetinin bir sembolü, idi. Bu sebeple adı geçen yazıt, saraya “İl örgi“, yani devlet sarayı da diyordu. Başka bir yerde de, aynı sarayı “il ebi” yani devlet evi adı ile adlandırıyordu. Türkçe yazıtlardan anlaşıldığına göre, hakanlar, yeni zapt ettiği yerlerde böyle saraylar yaptırıyor ve bu yolla o ülke üzerindeki hâkimiyetini içinde tahtı bulunan bu sarayla da sembolleştirmiş ve canlandırmış bulunuyordu.

Uygur kağanının kendisinin oturduğu, öz sarayına da ordu örgi denirdi. Böyle saraylar yalnızca başkentte değil, yeni zapt edilen ülkelerde de yapılırdı.

Yeni alınan illere, valilik sarayları:

Yeni alınan illere “saray” ve “otağ”’ ile birlikte, yeni bir “kağanlık şehri” de, kurulurdu: Uygur hakanları yalnız, saray yaptırmakla, kalmıyorlardı. Selenga kıyıları gibi, yüzyıllardan beri göçebelerin yaşadığı ve şehir izlerinden mahrum bir bölgeye, yeni bir şehir de kurduruyor ve adını da “Bay-Bahg” koyuyordu. İçinde,, hükümdar sarayının da bulunması gereken bu şehrin yapılışına, Çinli ve Soğd‘lu ustalar da yardım etmişlerdi.

Uygurlar, Turfan bölgesine göçtükten sonra, eski Türk devlet anlayışı ve töresine göre önem kazanan hükümdar sarayının, bu eski anlamını unutmuşlardı. Saray için, Farsça’dan alınmış, “karşı” sözünü kullanmağa başlamışlardı.

Yeni alman illere diktirilen, “kağanlık otağları“, “saraylar” ve kurulan “şehirler“, eski Türk düşüncesinde, hâkimiyet sembolü olarak, çok büyük bir öneme, sahip idiler. Fakat diktirilen boş bir otağın veya boş bir sarayın, şüphesiz ki hiçbir önemi olmayacaktı. Türk hakanları yeni bir ili aldıkları zaman oraya, “yabgu” gibi, hakandan sonra gelen büyük memurlar veyahut da “şad” gibi, ordu komutanları tayin ederlerdi. Yabgu’lar ve şad’lar, devletin bu saray ve otağlarında otururlar ve yen i illeri hakanları adına, idare ederlerdi. Yaptırılan şehirler ise, daha çok, Türk askerleri ile aileleri için kurulurlardı. Bu şehirlerde, yeni gelip yerleşen sivil Türkler de oturabilirlerdi. Bu sembolik kuruluşlar, “eski Türk iskân politikası” ile “Türkleştirme hareketlerinin“, temelini meydana getiriyorlardı.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!