Türk Kültüründe Sarayların Önemi

türk tarih ve kültüründe sarayTürkler sarası bir yapı olarak değil, devlet teşkilatının iç ve dış merkezleri olarak görüyorlardı. Elbette ki bir otağ veya sarayın, sembolik olarak büyük bir önemi vardı. Fakat eski Türkler daha çok, “içtimaî bütün” ile “devlet teşkilâtının tümüne” önem verirlerdi. Devlet, “içre“, yani “içe doğru” ve “taşra” “dışa doğru” olmak üzere, ikiye ayrılmıştı. Eski Türkçede “îçre” sözü hakanın sarayı ile birlikte, ordugâh ve çevresindekileri de anlatırdı.

Hakanın hemen yanında bulunan, büyük memur ve komutanlara ise, “içreki“, yani içeridekiler, adını verirlerdi. Devlet, hakanın tahtından sınırlara doğru yayılan tıpkı iki uçlu bir yelpaze gibi görülürdü. Devlet otoritesinde her şeyi, bu “” temsil ederdi. Bu sebeple Türk devletine, tâbi olanlar için, “içikdi” yani “İçe girdi, hakana tâbi oldu ve Türk sınırları içine alındı” derlerdi. Çin’de söylenen deyimlerle de, yakın bir ilgi gösteren bu devlet anlayışı, Türk içtimaî hayatının, en derin yönlerine kadar sinmişti. Çinliler de “Nei” yani “” sözünü, isim, fiil ve sıfat olarak, aynı anlamlar için kullanmışlardı.

“Bark” taş yapı ve saray:

Bark” sözü, hakan sarayı için kullanılan, en eski bir Türk deyimi olmalıydı: Öyle anlaşılıyor ki Türkler, ilk zamanlarda taştan yapılmış yapılara bark diyorlardı. Kül Tegin’in, hatırası için yapılan taş binalara, eski Türk yazıtları , özellikle bu deyimi kullanıyorlardı. Bu yapılar, yaygın olarak, taştan yapılırlar ve ölen atanın resimleri, heykelleri ile türlü hatıraları da bu yapı içinde saklanırdı. Bu yapılar bir nevi “ata tapınağı” şeklinde olmalı idiler.

Bark” sözü, “ev” anlamına da gelirdi. Bu söz, yaygın olarak yalnız kullanılmaz ve bugünkü Türkçemizde olduğu gibi “eb bark” yani “ev bark” şeklinde söylenirdi. Bugünkü “ev” sözümüzün karşılığı da, eski Türkçede “eb” idi. “Eb“, şimdiki gibi “ev” anlamına geldiği kadar, “aile” karşılığında da kullanılırdı. Fakat “bark” evin maddesi ve ta kendisi idi. Uygur çağında “bark”, artık “hakan sarayı” anlamına da gelmeye başlamıştı.

Türklerin saray anlayışında dış tesirler:

Sponsorlu Bağlantılar

Bir yapı olarak “saray” anlayışında Türkler, çin’den çok Batı Türkistan’ın tesirleri altında kalmışlardı. Diğer Türklere göre şehir kültürüne daha erken çağlarda girmiş olan Uygurlar’a, dışarıdan gelen dinlerle birlikte saray deyimleri de sızmıştı.

Uygur Türkçesindeki “tay güntan” deyimi, Çinceden alınmış bir sözdü. Büyük şato ve saray gibi yapılara verilen “sa” adı da, yine Çince‘den gelmiş olmalıydı. Bunların yanında, Türklerde de çok erken çağlarda görülen, “Manistan” sözü ise, Batı Türkistan’dan alınan tesir ve görgülerden biri idi. Eski Türklerde “saray” karşılığı olarak görülen ilk Farsça deyimlerden biri de “karşı” sözcüğü idi.

XIII. yüzyılda Türkler, artık “saray” sözünü kullanmağa başlamışlardı. Avrupa’daki Kumanlar, Mısır’daki Türkler dahil, herkes bu deyimi benimsemeye başlamışlardı. Harezmşahlar devletinde, “saray üsdi“, saray asdı ve saray içi gibi deyimler de kullanılıyordu.

Saray, bir “koru” ve yasak bölge:

Hakan sarayı veya otağı, herkesin serbestçe girip çıkabileceği bir yer değildi. Oraya belirli kimseler, ayak atabilirlerdi. Kimlerin girebilecekleri de, kanun ve törelerle tesbit edilmişti. Eski Türkler, görülmesi ve gidilmesi “yasak” olan bölgelere “korıg” derlerdi. Bugün kullandığımız “koru” sözcüğü de, aslını buradan alıyordu. Çin ve Hıtay devletlerindeki sarayların, “Yasak bölgeleri” de büyük bir önem taşırlardı. Cengiz-Han’ın sarayı için söylenen Moğolca “horiya’an” deyimi de herhalde kök ve anlamını Türkçe “koru” sözünden almalı idi.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!