Türk Halıcılık Tarihi – 3

Ankara eserlerinde belli bir ekol, geleneksel şekilde tekrarlandığında, konu ilk bakışta oldukça yeknesak ve renksiz görünebilir. Ancak, Natürel halıcılığın XI. yüzyıl halıcılığı içinde önemli yer tuttuğunu unutmamak gerekir.

Prof. Dr. K. Otto-Dorn, Ankara Türk devri eserinin gerek Anadolu Türk mimarisinde, gerekse yaygı ve örtülerinde ve halıcılığında içiçe girmiş belli bir yeri olduğunu vurgulamaktadır. Ankara geleneksel el sanatlarında belli bir ekol, geleneksel şekilde tekrarlanmaktadır. Motiflerin kendine özgü şekilleri asırlar itibariyle hafif değişikliklere uğramış olup, XI., XII., XIII. ve XIV.’üncü yüzyıla doğru ilerlerken, kökende motife sadık kalındığı, ancak renklerin natürellikten kurtularak canlı parlak renklere kavuştuğu görülmektedir.

Ankara’nın Bizanslılardan Selçuklular tarafından alınışı 1073 yılına rastlar (5). Türklerin Ankara’ya gelişiyle Ankara’nın kaderi de değişmiştir. Beraberinde sanatlarını da taşıyan Türk toplumu, Koyun yetiştirmeye başlar. Esasen, Ankara steplerinde yetişen ve Silenos adını taşıyan yabani keçinin tüylerini de halı ve kilim dokumacılığında kullanmıştır.

Silenosların step bitkileriyle doğal beslenmeleri nedeniyle olsa gerek, o zamanki yapağıları sandre bir renkteydi. Bugünkü tiftik keçisini ehilleştirerek ve koyun yününe katarak daha parlak, daha uzun lifli iplik elde etmişler ve Natürel halıcılığı, keçe ve kilimciliği, zili, şat ve varda dokumacılığını başlatmışlardır.

Haçlı ordularının akınları XII. Asrın ortalarına kadar karışık bir devre olmuştur (6). Bu nedenledir ki XI. yüzyıl Ankara’sını drog ekim alanları, boya merkezleri olarak görmüyoruz. Motiflerde kıvrık dallar, savaş sahneleri, cennet bahçeleri, döğüşen hayvanlar, mezar taşları daha çok dikkati çekmiştir. XI: yüzyıl Ankara’sı daha ziyade Natürel bir bünye taşımaktadır. Kılıçarslan, Anadolu Selçuklu Devleti’nin birliğini sağlamıştır. Anadolu Selçuklu Devleti malumlarınızdır. Halıcılığın daha ziyade yaygın ve örtünün en muhteşem örneklerini vermiş. Tabii boya ekim alanlarını meydana getiren dönem olmuştur. Motifler çiçek ve bitkilere gene geometrik bir stil içinde kendine özgü bir şekilde sitilize edilmiştir. Gri ve mavinin her tonu, yeşilin açıklısı koyulusu dokumada yer almıştır. Desenler hekzagonal şekilde tecelli etmiş, fresklerde ve minyatürlerde, ahşap oymalarda da aynen tekrarlanmıştır. Anadolu Selçuklularına ait çok güzel örnekler Stockholm (İsveç), Milli müzesinde mevcuttur. XIII. yüzyılda Anadolu’yu gezen Ebu Elfido Seit İbn Sait, Aksaray’da ve Ankara’da Türkmen halıları yapıldığını ve her tarafa satıldığını ve yine aynı yüzyılın sonunda Türkiye’den geçen Marko Polo 1271 yılında Anadolu’yu ziyaret etmiş ve Selçukluların dünyanın en ince ve en güzel halılarını ürettiklerini yazmıştır. Eserinde Afyon, Ankara, Niğde, Nevşehir, Konya, Kayseri ve Sivas halılarının Anadolu halıları olarak isimleri geçmektedir. XIV. yüzyıl başlarında Anadolu’yu ziyaret eden İbn Battuta, Anadolu’da yapılan halıları övüyor ve bunların Mısır, Suriye, Irak, İran, Hindistan ve Çin’e kervanlarla satıldıklarını kaydediyordu.

İlk Ankara Halısı, Avrupa’ya XIII. yüzyılda girmiştir. XVI. Yüzyılda ise Ankara halısına kavuşmak, adeta bir ihtiras halini almıştır. Orta Asya’da Milattan beş yüzyıl önce mükemmel şekilde tatbik edilmekte olan düğümlü halı, Batı Asya’ya XI. yüzyılda Selçuklu Türkleri tarafından getirilmiştir.

Anadolu Selçuklu devri ve ondan sonraki beylikler devri ile XI., XII., XIII. yüzyıl Selçuklu halılarının kendi tipik şekilli karakteristiğinin XIV. ve XV. yüzyılda daha da zenginleşerek devam ettiği bilinmektedir. XV. yüzyıldan itibaren Ankara halıları arasında saf seccade ve namazlık örnekleri de görülmektedir. Kıvrım dallar arasında simetrik olarak yerleştirilen hayvan motifleri, Selçuklu Ankara halısının özelliklerindendir. Ayrıca sekiz köşeli yıldızlar, çengelli kartuşlar, stilize nebati unsurlar, zemindeki motiflerin terkibi, sonsuz bir düzene göre devamlılık ifade eder. İri Kûfiye benzer yazı frizleri, bordürlerin monümental görüntüsü ve etkisi, Ankara Selçuk halılarının özel karakteridir. Salkım söğüt, kıvrık dal, ağaç, yaprak, selvi, kayın ağacı, cevgan deyneği (yeniden dirilme sembolü), üzüm, nar, çeşitli yapraklar, sümbüller, şakayıklar, karanfiller, şeftali çiçekleri, ebegümeci, madımak gibi bitkiler, geometrik motifler arasında üsluplaştırılarak müşterek kullanılmıştır. Ankara Selçuklu halılarında söz konusu bitkiler sekizgen, dörtgen, üçgen gibi 3-8 kenarlı şekiller ve mücadele eden hayvanlar arasına stilize edilmiştir. Bordürler çok hareketlidir. Dikdörtgenlerin ve yıldızların arasında Arabesk, Rozet, Sütun, Bulut, Çintemani Vazo kullanılmıştır. XIV., XIII., XII. Ve XI. yüzyılda Ankara halılarında sandre, bakır, kahve, bej, beyaz, miski, mavi ve Türkuaz renkleri zamanın bitkilerinden hazırlanmış renkler olarak kullanılmıştır. Natürel halılarda Silenosun doğal rengi hakimdir. Çintemani motifindeki üç yuvarlak, kaplan ve parsın stilize edilmiş hali olarak ileri sürülür. Bu cümleden olarak, Türklerde pars, kaplan, aslan gibi yırtıcı hayvanların gündüz geyik, dağkeçisi, boğa gibi çift tırnaklı hayvanlara; gece çift tırnaklı bir hayvana saldırışı ve pençesini geçirişi ise zaferi ifade etmekteydi. Sık sık görülen bazı motifler ise tılsımlı addedilen koruyucu özelliğe sahip hayvan figürleridir.

Gerek Şehname, gerekse de Hünername ve İskendername’deki minyatürlerde aynı motif (çintemani), insanların elbiselerinde, hayvanların sırtlarında görünmektedir. Bu motif, XIV. yüzyıl Ankara halısının bordür motifinde de yer almaktadır. Ankara Selçuklu halılarında çizgi ve yuvarlaklar, geometrik bir şekilde işlenmiştir. Selçukluların sembolü olan Kartal, hayat ağacı demon stilize edilmiş olarak Ankara halılarında görülür. XI. yüzyıl Natürel Ankara Selçuklu halısında hayat ağacını bordürde, stilize kuş sembolünü gene bordürde ve Arabeski bordürde görmekteyiz. Ancak, bordürdeki motiflerde hayat ağacı ve kartal çok üsluplaşmış olduğundan güçlükle tanınabilir. Fakat natürel renk çok ahenkli işlenmiştir. Bence onbirinci yüzyıl Ankara Halısı sanatında kullanılan sembolik motifleri sadece süsleme malzemesi değil, manevi kültürün başlangıç belgesi olarak düşünmek gerekir. Türklerin Ankara’ya gelişleriyle kendi kültürlerini o tarihten itibaren izlemek mümkün olmuştur. Bu nedenle XI. yüzyıl Ankara Türk devri yapıları kültür belgesi olarak büyük özellik taşımaktadır (6).

Bugün tamamen unutulan Ankara halılarını döneminin özellikleriyle ortaya koymakla, bizden sonraki kuşaklara öz benlikleri iade edilmektedir. Onlar bu motifler üzerinde derinliklere inerek gerçek kimliklerini ortaya koyacaklardır. Bugün dünyanın modern sanat dediği tarzı, atalarımız asırlar önce, duvarlara, kumaşlara ve halılara çizmiş, dokumuştur.

Onikinci yüzyıl Ankara Selçuklu halılarına gelince; yavaş yavaş natürellikten kurtulmuş ve doğal boyalarla boyanmış pastel renkli halılar olarak karşımıza çıkıyor. Türkuaz mavisi, bakır kırmızısı ve silenos sarısı hakimdir.

Onüçüncü yüzyılda Ankara, Konya, Nevşehir, Kayseri ve Afyon doğal boya merkezleridir. Zafer işareti olan stilize hayvan figürleriyle çift filaman ip karakteri, dolama çift düğümüyle, ince hav yüksekliğiyle Selçuklu sanatının doruğunu yansıtmaktadır. Yüzyıllar boyu Türk halılarını tanımış, sevmiş, zevkle kullanmış, nesillerin bugünkü mirasçıları olan Avrupalı müşteriler için, Türk halıları eski bir sanat eseri olarak tanınmaktadır.

Bugün Vakıf olarak amacımız, ilmi araştırmalarda olduğu gibi, şahsen Türk Halıcılığının tarihi gelişmesini incelemek ve buna uygun Otantik halıcılığı çalışma alanlarımızda yaptırmak suretiyle sanat tarihi dünyasına arz etmektir.

Bunun için ise lüzumlu bilgi yanında sabır ve zamana ihtiyaç olduğu gerçektir. Zira yaptığımız etütler, sadece Türk Halıcılığının bilimsel yönü değil, halıcılığımızın geliştirilmesini hedef tutacak olan aynı andaki ticari, iktisadi ve teknik yönleridir. İpliğini kendi hazırlayan, renklerini yörenin bitkilerinden istediği gibi boyayan, desenini törelerden alan ve içinden geldiği şekilde kompoze eden halı dokuyucularımız yaptıkları işe bütün sanat kabiliyetlerini katmış oluyorlar. Oysaki piyasa etütlerimiz şudur ki, ipliği ve deseni halı yaptıran tarafından verilen ve attığı düğüm adedine göre ücret almakta olan bugünkü halı dokuyucu işçi için önemli olan sadece fazla düğüm atmaktır. Fazla düğüm de kaba ve basit desenlerde, açık ve mesnetsiz düğüm tarzıyla daha rahat tahakkuk etmektedir. İç piyasadaki talep fazlalığı, halı imal ettirenleri de bugün için kalite üzerinde durmamaya mecbur etmektedir. Bütün bu sebepler, Türk Halıcılığını muhteşem mazisine rağmen dejenere etmiştir.

Türk Halıcılığına dış piyasalardaki eski itibarını kazandırmak istiyorsak, önce halı modellerinin süratle ıslahı gerekir.

Ancak;

a) Avrupa kökenli dergilerden, kitaplardan desen kopyaları,
b) İran halı desenleri kopyaları,
c) Birbiri ile hiç ilgisi olmayan dış kaynaklı kopyaları birleştirme gibi;

Türk Halıcılığını yok eden bu üç eğilimden acilen uzaklaşmak suretiyle, kullanılan motiflerin yeniden sıhhatli, dikkatli ve ilmi bilenler tarafından değerlendirilmesi birinci şarttır. İkinci olarak, dolama çift düğüm dediğimiz Türk Düğümünün kullanılması ve 1 desimetrekareye düşen düğüm adedini arkaik dönem Türk halıcılığıyla aynı düzeye getirmek suretiyle, Bölge Karakterlerine göre eski Türk halıları normlarını kazandırmak gerek. Üçüncüsü ve çok önemli olan son ön koşul ise, yıkama, tarama, boyama ve eğirme olayını dokumanın yapıldığı kırsal kesime götürmektir. Bu suretle hem büyük şehirlere akın önlenmiş olmakta, hem de prodüktiv çağdakilerin birer iş ve sanat koluna girmeleri sağlanmış olmaktadır.

Türk halıcılığının geleceği için bu üç şart acilen gereklidir. Halı malzemesinin kalitesi, şüphesiz desen kalitesi kadar önemlidir. Elle hazırlanan iplikler, elle hazırlanan motifler, Türk halı sanatına eski itibarını kazandıracaktır. Bugün 10 milyon metrekareye yakın halı üretildiği halde, bu miktarın ancak % 3’ü Türk Halısı karakterinde imal edilmektedir.

 

Oysaki, dış piyasalara satılan halılarda aranılan vasıflar arasında;

a) El halısı imalatı olduğunu ilk bakışta belli edecek özellikler taşıması, bu cümleden olarak desen ve motiflerde renk ve simetri hataları, dokuyucunun dalgınlığının, duygu ve düşüncelerinin bir işareti ve çözgü tellerinden bağlamalar gibi ufak tefek hatalar. Bunlar, dokuyucunun varlığını ispat eden donelerdir ki bu da halıyı değerlendirir.
b) Menşe; dokumanın yapıldığı memleketin karakteristik desen, renk ve iplik filaman özelliği,
c) Doğal boyanın ve yapağının verdiği olgunlaşmış parlaklık, yumuşaklık ve esneklik, tabii renklerden oluşan renk ahengi,
d) Arkaik tezgah türü,
e) Halının kenar örgülerinin makine halısında olduğu gibi dümdüz mekanik bir görünüşte olmaması. Ancak bununla da halının kenarlarının tamamen bozuk dokunmasını kastetmiyorum. İnsan elinin makineden farklı olarak vereceği gayri muntazamlığın ilk bakışta halının kenar örgülerinde görülebilmesi,
f) Desenlerin bilgisayarda çizilmesine müsait raporda olmayıp ancak el halısında uygulanabilecek tarzda olması,
g) Halının atkı ve çözgüsünün Orta Asya Türk halılarındaki özellikte ve Kirman ve Çıkırık ipiyle hazırlanarak makine halısına benzer sertlikten kurtarılması,
h) Saçak ve kilim kısımlarının natürel bir görünüşe kavuşturulması.

Bu maddeler daha da çoğaltılabilir.

Bugün Doğu Türkistan’da Hoten, Kaşkar; ayrıca Afganistan halıları, tipik Türk halı desen ve karakterini kısmen korumuş halılar olarak kabul edilebilir.

Eskilik, Avrupalı için en büyük lükstür. Bugün gerçek bir antika halıyı elde etmesi imkânsız olan Avrupa toplumu için, eski Türk halılarının özelliklerini taşıyan malzemeyle yapılmış olan aynı menşe ve tipte yeni bir halıya sahip olmak, kendisine bir üstünlük hissi kazandırmaktadır. Bu nedenledir ki, yukarıda belirtilen Ankara Selçuklu halıları daha yüksek değerlerle alıcı bulabilmektedir.

Bugün dış piyasalara yeni halı satışını sağlamak için, halılarımızın hala eski güzelliklerinde dokunabileceklerini ispat etmekten başka bir reklama ihtiyaç yoktur. Avrupalı, Türk halılarını orjinal bir eşya, bir süs olarak kabul ediyor. Bu nedenle orijinal havasını kaybetmemiş, orijini belli desendeki halılara sahip olmak istiyorlar. Zira eski Türk Halıları şaheserdirler.

Bozkırın göçebe sanatı diye adlandırılan Türk Halıları, özünü tabiattan almıştır. Üzerindeki desenler, hareketli ve dinamiktir.

 

<< Önceki Sayfa <<

  1. meryem
    25 May, 2013 - 13.30 | #1

    Çok aşırı sayfalı ama işime yarayan hiç bir şey yok.

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!