Türk Dillerinde Tahılların Adları

Türklerin tamamen göçebe bir hayat sürdüklerine dair yaygın kanılar sebebiyle, tarımla olan ilişkileri çok az dile getirilmiştir. Oysa Çin yıllıklarını inceleyen araştırmacılardan öğrendiklerimiz, Türklerin atalarının tarımla da uğraştıklarını ve ürün elde ettiklerini göstermektedir. Proto Türk kavimlerinden olan Hunların zaman zaman göçebe hayattan uzaklaşarak bir yere yerleştikleri, et yedikleri ve tarımla meşgul oldukları bu yıllıklarda kayıtlıdır. Proto Kırgız kavimlerinden Cu-şilerin Çince ve Hunca yazdıklarını, klasikleri Hun dili ile okuduklarını, buğday yetiştirdiklerini, meyveliklerinin çok olduğunu, üzüm şarabı ve tuz ürettiklerini, dut diktiklerini, bu kaynaklardan öğrenmekteyiz. Aynı kavimlerin darı, buğday, arpa ve bir tür yulaf ekip bir ezme değirmeni ile bunları un yaptıkları da bilinmektedir (Eberhard 1996: 68; 76; 90; 98).

Altay yöresinde ve Batı Türkistan’daki arkeolojik bulgular, Türklerin yaşadıkları ülkelerde tarihin çok eski çağlarından beri tarımın var olduğunun kesin işaretlerini ortaya çıkarır. Yenisey boylarında MÖ VII. yüzyıldaki Tagar kültürünü yaratan Tingling, Kao-che, Teih-le, Töles gibi Türk kavimleri, arklar açarak tarımla uğraşırlardı. Şimdiki Kazakistan ortalarında, özellikle ırmak boylarında çapa ile kazılıp işlenen topraklarda, bronz çağından itibaren tarım görülmektedir. Toprağı işleyen bu çapalar bronz, taş veya kemikten yapılmışlardır. Bu çağdaki Andronova kültürü temsilcileri, göçebe çobanlığı yanında ilkel şekilde tarım da yaparlardı. Bu tarım sonraki yüzyıllarda, MÖ birinci bin yıl ortalarına doğru daha da gelişti. Erken göçebe çağına, MÖ VII-III. yüzyıllara tarihlenen ve doğuya iki sıra taşla açılan kurganlarda oval biçimde öğütme taşları bulunmuştur. Diğer taraftan, bugünkü Kırgızistan’da, Fergana  ile sınır olan dağlardaki kaya resimlerinde, sabanla çift sürenler görülür (Baykara 1997: 125-126).

Hun ve Göktürk sonrası Türk tarihinde, Türklerin tarımla olan ilişkileri daha belirgindir. Anonim bir coğrafya kitabına göre, Hazar Devleti’nde tarım alanları, bostanlar ve meyveler çoktu. Ahmet Tûsi’ye göre, Hazarların başkenti Etil şehrinin çevresindeki tarım alanı, 20.000 fersah kadar geniş bir yer tutuyordu. Sir Derya deltasında yerleşen Oğuzlar, araştırmacıların “bataklık ziraatı” diye adlandırdıkları bir metotla ürün yetiştirmişlerdir. Karluk ve Türgişlerin hâkim oldukları Batı Türkistan’da tarım, sulamaya elverişli ırmaklar boyunca gelişmiştir. Çinli budist rahip Hüen-Tsang, VII. yüzyıl başlarında geçtiği Çu vadisinde tarımın geliştiğini ve çevrede üzüm bağları bulunduğunu yazar. Ebu Dülef, IX. yüzyılda Kaşgar (Argu?) ülkesinde arpa, buğday, Karahanlı ülkesinde arpa, darı, çeşitli sebzeler; Beha ülkesinde darı, Çiğillerde arpa ve burçak yetiştirildiğini kaydeder (Baykara 1997:130-132).
Eldeki bu bilgiler ve tarihsel metinlerdeki konuya ilişkin veriler, birçok Türkoloğun Türkçedeki “tarım sözcükleri”ni araştırmasını ve bu yönde çalışmalar
ortaya koymasını sağlamıştır. Bu bağlamda Daher 1970; Eren 1979; Zieme 1975 vd.; Rybatzki 2001’in çalışmaları önemlidir. Anılması gereken bir başka eser, 2004 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Prof. Dr. F. Sema Barutcu Özönder danışmanlığında Bülent Gül tarafından hazırlanan Eski Türk Tarım Terimleri adlı doktora çalışmasıdır. Kısa zaman içinde yayımlanmasının gerekli olduğunu düşündüğümüz bu çalışmasında Bülent Gül, Köktürk, Uygur ve İslami çevre Türk eserlerinde geçen Türk tarım terimlerini hem isim hem de fiil boyutunda titizlikle incelemiştir.

Polonya Jagiellonian Üniversitesi, Orta Asya ve Sibirya Dilleri Kürsüsü’nün genç öğretim üyesi Kamil Stachowski’nin Names of Cereals in the Turkic Languages adlı çalışması, yedi Türkçe tahıl adının anlam ve köken bilgisi üzerinedir. Genel Türkçede arpa, mısır, darı, yulaf, pirinç, çavdar, buğdaya verilen adlardan yola çıkılarak yapılan çalışmanın her bölümünde ilgili tahıl adının Türk lehçelerindeki biçimleri (toplam 106 biçim) alfabetik olarak verilmiş; bu adlar ayrıca Türk lehçe adlarına göre de listelenmiştir. Sözcüklerle ilgili daha önce yapılan etimolojiler, kronolojik biçimde sıralandıktan sonra yazarın görüşleri sunulmuştur. Her bölüm sonunda ilgili tahıl adının Türk lehçelerindeki kullanım alanı haritayla gösterilmiştir.

Çalışma kısa bir giriş bölümünden sonra barley (hordeum L.) “arpa” ana başlığı ile başlamaktadır. Tarihsel ve modern Türk dilinde arpa, arpagan, as, yaçmeń, köçe, sula, şa‛ir, tak-tak, jeh, jehimien adlarıyla bilindiği ortaya konulan bu tahılı sırasıyla corn (zea mays L.) “mısır”, millet (panicum l.) “darı”, oats (avena l.) “yulaf”, rice (oryza sativa l.) “pirinç”, rye (secale cereale l.) “çavdar” ve wheat (triticum l.) “buğday” izlemektedir. Bu yedi ana tahıla tarihi ve modern Türk lehçelerinde verilen adların nicelik açısından zenginliği şaşırtıcıdır.

Eserde son derece özgün etimolojiler ileri sürülmektedir: Örneğin, arpa sözcüğüyle ilgili Tatarincev 2000’de yer alan *ar- “artmak, çoğalmak” + -p + -a etimoloji önerisine, Kamil Stachowski Eski Japonca *apa “darı” sözcüğünü ekleyerek, arpayı Altayik bir öge boyutuna taşır. Bu suretle Clauson’un “Türkçeye Hint-Avrupa dillerinden (Toharca ?) geçmiş olması muhtemel bir sözcük” değerlendirmesine dolaylı olarak karşı çıkar. Biz bu bağlamda, araştırmacılar tarafından Rusça arıj’a bağlanan arış “çavdar; pirinç” sözcüğünün de *ar- “artmak, çoğalmak” ile birlikte düşünülebileceğini eklemek isteriz. -gAn eki hayvan adları yapımında olduğu gibi, bitki adları yapımında da (çim+gen>çimen vb.) işlek bir ek olmasından dolayı arpagan “yabani arpa” (s. 13, 50), ügürgen “Karluk Türkmenlerinin yediği bir hububat türü” (s. 45), taragan “darı” (s. 44), tuturgan “pirinç” (s. 67), darıkan “çavdar” (s. 76), yadıgan “çavdar” (s. 76- 78) gibi tahıl adları yapımında yer aldığını görmekteyiz. Bu noktada, Dankoff’un Türkiye Türkçesi ağızlarındaki darıkan sözcüğüyle ilişkili “Ermeniceden Türkçeye girmiş bir alıntı” tezine eleştirel bir yaklaşım getirmek isteriz. Zira, bu sözcüğün Türkiye Türkçesindeki darı sözcüğünden gelişme olasılığı, Dankoff’un ileri sürdüğü Ermenice tarı “yıl”>”hasat” anlam gelişmesine göre daha yüksektir. Üstelik, bu öge Sibirya Türk lehçelerindeki taragan “darı” (s. 44), sözcüğü ile ses ve anlam bakımından örtüşmektedir.

Kırgız ağızları, Uygurca ve Salarcada mısır karşılığında kullanılan (kömme/kömür) konak için G. Jarring’in ileri sürdüğü kömür “kömür” ilişkilendirmesi, yazar tarafından haklı biçimde “anlaşılmaz” olarak nitelendirilir.

Kamil Stachowski, bu adı köm- “gömmek” eylemine bağlar ve GTü. kömeç “ekmek” sözcüğündeki aynı eylem köküne dikkati çeker. Stachowski’nin bu tezini Türkiye Türkçesi ağızlarındaki kömbe/kömpe/könbe/gömbe vb. biçimleriyle yaşayan ve “iki saç arasında ya da külde pişirilen mayasız ekmek; fırında pişirilmiş şişkin yuvarlak ekmek; mayalı ekmek” (DS VIII: 2955) gibi anlamlar taşıyan kömbe ve DLT’de geçen kümürken/küvürken “yaban soğanı” sözcükleri de doğrulamaktadır. Kamil Stachowski, çalışmasının sonunda, incelediği tahıl adlarını istatistik açıdan değerlendirmiştir.

Bu istatistikte, anlamı farklı olan aynı sözcükler (örneğin darı Genel Türkçede “darı”, Türkiye Türkçesi ağızlarında “mısır”), tek bir sözcük sayılmıştır. mısır < mısır buğdayı ve mısır buğdayı < ? örneklerindeki birleşik sözcükler ve kısalmış yapılar da tek sözcük kabul edilmiştir. Farklı morfolojik biçimlerde alıntılanan veya fonetik açıdan farklı yollarla adapte edilen sözcükler de (Bşk. ovsa, Tof. Ovyot, Trkm. ovyos “yulaf” vb.) tek sözcük sayılanlar arasındadır. Böylelikle incelenen 106 sözcük 86’ya inmiştir. Kamil Stachowski, bu 86 ögeden 44’ünün Türkçe olduğu, 10’unun Rusçadan 7’sinin Farsçadan, 2’sinin Arapçadan, 2’sinin Çinceden, 7’sinin de diğer dillerden alıntılandığını saptamıştır. Sözcüklerin köken bilgisi bakımından güvenilirliğini de istatistik veri olarak sunan Stachowski’ye göre, Türkçe sözcüklerden “39’unun etimolojisi kabul edilebilir”, “5’ininki ise kuşkulu”dur.

Stachowski, tahıl adlandırma düzenini de sistemli biçimde sunmuştur; ancak bu düzeni kurarken seçtiği adların hemen hemen yarısının alıntı sözcükler olması dolayısıyla Türkçedeki tahıl adlandırmalarında bu düzenlemenin dikkate alınamayacağını özellikle belirtir. Yazar tarafından maddeler halinde formüle edilen düzenleme şöyledir: 1. niteleme adı + tahıl adı: Kamil Stachowski, iki alt gruba ayrırdığı bu düzene göre kurulmuş 10 öge saptamıştır. A. niteleyici renk adı olanlar: kara: kara bugday “çavdar” (Orta Asya’nın muhtelif lehçelerinde); ak: Tuv. akbudā; Tof. ak hür(ü)pē “pirinç”; Tuv. aktarā “buğday”; kök: Kzk. kök nayza, Tuv. kök tarā “çavdar”. B. ikinci kısmı tarā “1. tahıl; 2. darı” olanlar: Tuv. aktarā “buğday”, a’’tarāzı “yulaf”, çingetāra “darı”, köktarā “çavdar”, hōtarā “darı”. 2. yer adı + tahıl adı. Bu yolla kurulmuş adlandırmalar sadece “mısır” anlamlı olanlardır: Tat. käbä bödoy, Kklp. mäkke (kısalmış yapı); Kırg., Kklp., Uyg., Özb. meke žügörü, Trkm. mekgeZ&öven; Ttü. ağz. Mısır (buğdayı), Osm. şam darısı. 3. “vurmak, dövmek” anlamlı eylemlerden türeyenler: dövme; dügi; öyür2. 4. “gömmek” ve “vurmak” anlamlı eylemlerden türeyenler: kömme konak; sokpa. 5. Dolaylı yolla alıntılananlar: Rus. ovsa; prosa; rži vb.

Kamil Stachowski, eserinde incelediği tahıl adlarını semantik türlere de ayırmış ve bunun sonucunu şöyle belirlemiştir: 1. Tek bir tahıl cinsini karşılayan adlar (pirinç vb.); 2. Farklı semantik gelişmeler gösteren adlar (aşlık “arpa; buğday”; darı “mısır; darı”; dügi “darı; pirinç; öyür “mısır; darı; buğday” vb.). Bu bağlamda dügi sözcüğünün Türkiye Türkçesi ağızlarında (özellikle Orta Anadolu’da) düğü biçimiyle “elendikten sonra geriye kalan en ince bulgur” anlamı taşıdığını da belirtmeliyiz. 3. Farklı tahılları karşılayan adlar (arpa > yulaf; darı > mısır vb.) Jagiellonian Üniversitesi, Orta Asya ve Sibirya Dilleri Kürsüsü öğretim üyesi Kamil Stachowski’nin Names of Cereals in the Turkic Languages adlı çalışması, alana büyük katkı yapan son derece önemli bir eserdir. Kendisini bu çalışmasından dolayı kutluyoruz.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!