Tarımı Etkileyen Faktörler

Tarih: 27 Ağustos 2012  |   Bölüm: Coğrafya  |   Okunma: 3.088  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

tarımı etkileyen faktörlerTarımı, bir taraftan fiziki şartlar yani, iklim, toprak, topoğrafya, doğal bitki örtüsü tayin ederken, diğer taraftan kültürel faktörler altında toplayacağımız gelenekler, işçi, pazarlama, sermaye, ulaşım gibi hususlar kontrol altına almaktadır. güneş sistemi

Fiziki Faktörler

 

Tarımı etkileyen fizikî faktörler ya da doğal ortam şartları şunlardır:

İklim

Bilindiği gibi, bitkilerin yeryüzündeki dağılışlarını ve verimini esas itibariyle iklim şartları belirler. Örneğin tahılın yatay ve dikey yöndeki ekim alanlarının dağılışında, sıcaklık şartları, yani don olaylı günlerin süresi ve bitkilerin yetişme dönemi olan vejetasyon döneminin uzunluğu etkilidir. Buna karşılık kuraklık, orta kuşak ve alçak enlemlerde tarım üzerinde önemli rol oynamaktadır. Örneğin sıcak çöllerde su sıkıntısı tarımı tamamen önlemektedir. oruç nedir

Dünyanın iklim şartları dikkate alındığında çeşitli tarımsal ürünlerin yetişmesine elverişli olan bölgelerin, ekvatoral, subtropikal ve orta kuşak olduğu görülür. Özellikle ekvatoral bölgeler, muz, kahve, kauçuk, kakao; subtropikal bölgeler turunçgiller, pamuk gibi lifli ve yağlı bitkilerin; orta kuşak ise tahıl, sebze ve meyve tarımının yapılmasına uygundur. zekat nedir

Arazi Yüzeyinin Şeklî

Herhangi bir sahada tarımın yapılabilmesi için başta ekim ve sürüme elverişli toprağın olması gerekir. Bu şartlar ise ancak düz ve hafif eğimli ve engebeli arazilerde mümkün olmaktadır. Nitekim dünyanın tarımsal bölgeleri, alüvyal ovalarda ve düz plato yüzeylerinde yer almaktadır. Buna karşılık eğimli olan dağlık ve tepelik alanlar tarımın yapılmasını engellemektedir. And dağlan ve Güneydoğu Asya’nın eğimli yamaçlarında tarım, taraçalar (seki) üzerinde yapılmaktadır. uyak ve ölçü

Eğimli sahalarda tarım, düz sahalara göre daha masraflı ve daha fazla emek ister. Özel topoğrafya şekilleri, yerine göre tarım üzerinde olumlu veya olumsuz etki yapar. Kuytu depresyonlarda ve güneye bakan etekler üzerinde sıcaklık isteği yüksek bitkiler yetiştirilir. Örneğin Çoruh vadisinde Artvin-Yusufeli arasında zeytin, nar, dut, incir üretilir. Yağışlı ve kışı oldukça ılık geçen Doğu Karadeniz kıyılarında çay bitkisinin tarımı yapılır. Buna karşın yılın büyük bir bölümünde tabansuyu seviyesinin yüksek olduğu çukur sahalar tarımın yapılmasını engeller. Örneğin Büyük Menderes ve Gediz deltasında tabansuyu seviyesinin yüksek olduğu çukur kesimlerde tarım yapılamamaktadır. hac nedir

Taşlık-kayaiı bir yapı gösteren kireçtaşlarının olduğu karstik araziler, eğimli yamaçlar tarıma uygun değildir, böyle sahalar ormanların yetişmesine elverişlidir. Örneğin Toros dağlarının karstik alanlarında gür karaçam ve sedir ormanları yer alır. bitkisel yağlar

Arazi Kabiliyet Sınıfları

Arazi; kullanım açısından iklim, eğim, drenaj, toprağın fiziksel, kimyasal özellikleri dikkate alınmak suretiyle kabiliyet sınıflarına ayrılır ve bu sınıflara göre üzerinde tarım, ormancılık ve hayvancılık yapılır (Şekil 3.2).

Tarım, l-IV sınıf arazilerde yapılır. I. sınıf arazi, iklim koşullarının hertürlü tarımsal ürünün yetiştmesine uygun olduğu, kalın topraklı, drenajı iyi olan sorunsuz arazidir. Böyle tarım arazileri, Çukurova ve Ege Bölümü’ndeki ovalarda yaygın olup iklim koşulları hertürlü sebze ve meyvenin yetiştirilmesine uygundur. II. sınıf arazi, çok az taşlılık, tuzluluk, drenaj sorunu olan ve çok sayıda tarım ürününün yetiştiği arazidir.

II. sınıf arazi, toprakta tuzluluk, taşlılık, erozyon gibi sorunların olduğu, tedbirler alınmak süretiyle tarıma uygun olan sahalardır. IV. sınıf arazi, iklim koşullarının belli tarım ürünlerinin yetişmesine uygun olduğu, taşlılık, tuzluluk ve erozyon sorunlarının bulunduğu, eğimli arazilerde taraça yapmak süretiyle tarıma yapılan yerlerdir. Buna örnek olarak sadece buğday ve arpanın yetiştiği Erzurum Ovası, erozyon kontrolü tedbirlerinin alındığı, özellikle eğimli yamaçlarda sekiler üzerinde tarımın yapıldığı Anadolu’daki yerler verilebilir (Şekil 3.2).

Tarım dışına giren V. sınıf arazi, genellikle sürüme uygun olmayan birikinti yelpazeleri üzerindeki taşlı topraklar, zaman zaman taşkınla millenmeye uğrayan kavak, bazı meyve ağaçlarının yetiştirildiği arazilerdir. Buna örnek olarak Büyük Menderes oluğunda Aydın dağlarının eteklerinde zeytin ve incirin yetiştirildiği kumlu-çakıllı araziler verilebilir. VI. sınıf arazi, sadece otlak ve orman olarak kullanmaya uygun taşlı düzlük araziler, dağların üzerinde az eğimli saha ve platolar üzerindeki arazilerdir. VII. sınıf arazi, eğimin fazla olan ancak iklim açısından ormanın yetişmesine uygun dağlık yerlerdir. VIII. sınıf arazi, yararlanılmayan aşırı tuzlu, bataklık, kayalık yerlerdir. Bu araziler dağlık alanlarda özellikle ormanın üst sınırındaki kayalıklar, deltalardaki tuzlu ve kumlu alanlar, devamlı bataklıklar olup yaban hayatına uygun, özellikle bataklıklarda çeşitli kuşların beslendiği yerlerdir.

Araziyi kullanma ve kabiliyet sınıflarına göre sınıflandırmadaki amaç, doğayı korumak süretiyle devamlı olarak yararlanmaktır. Yani, VII. sınıf arazi denildiğinde sadece ormanın yetişmesine uygun, ormanla kaplı olduğu takdirde toprakların erozyondan korunarak sürekli orman ürünleri üretilen arazi olduğu anlaşılır. İklim koşullarının uygun, fakat sahanın az eğimli olduğu yerlerde tarım yapılabilmesi için muhakkat sürette toprağın erozyona karşı korunması gerekir. IV. sınıf arazi kapsamına alınan böyle yerlerde erozyonu önleyerek tarım yapabilmek için arazinin eğiminin düşürülmesi için sekiler (taraçalar) yapılması ve tarımsal bitkilerin bu sekiler üzerine dikilmesi gerekir. Güneydoğu Asya’da eğimli sahalarda tarım binlerce yıldan beri taraçalar üzerinde yapılagelmiştir. inkalar döneminde itibaren And dağlarının eğimli yamaçlarına taraçlar yapılarak tarımsal faaliyetler sürdürülmüştür..

Arazinin kabiliyet sınıflanna göre kullanılmaması, toprakların aşınarak veriminin düşmesine ya da arazinin verim gücünü kaybetmesine neden olur. Uluslararası alanda arazinin kabiliyet dışında kullanımasına yanlış arazi kullanma ve verim gücünü kaybetmesine de arazi bozulması denir. Arazinin erozyona uğrayarak verim gücünü kaybetmesi “çölleşme” olayına neden olur. Bunun anlamı çöllerdeki kadar arazinin veriminin düşmesidir.

İklim koşulları, arazi kullanımı açısından son derece önemlidir. Bazı yıllar kuraklığın, bazı yıllar yazı geç geldiği, yani havaların geç ısındığı, erken ve geç donların sıkça olduğu Kuzeydoğu Anadolu’daki yüksek platolar ve ovalara ekilen buğday,’ arpa, patatesten yeterli verim alınamamaktadır. Hatta bazı yıllar, mahsûl olgunlaşmadan ya don olayından zarar görmekte ya da erken yağan karın altında kalmaktadır. Bu nedenle böyle yerler, otlak olarak kullanılmaya daha uygundur.

Yukarıda kısaca belirtilen nedenlerden dolayı, sürdürülebilir bir arazi kullanım sisteminin olabilmesi için bilimsel verilere göre arazinin kabiliyet yönünden sınıflara ayrılması ve buna göre kullanılması şarttır.

Türkiye’de arazi sınıflandırması, bazı eksiklikler olmasına karşın TOPRAKSU tarafından yapılmıştır. Bu sınıflamaya göre Türkiye topraklarının arazi: kabiliyet sınıflarına göre ancak % 34 kadarının tarıma uygun, geriye kalanının ise otlak ve orman olarak kullanıtmaya elverişli olduğu anlaşılır (Tablo 3.1). Fakat ülkemiz topraklan, arazi kabiliyet sınıfına uygun olarak kullanılmamaktadır. Nitekim otlak ve orman olarak kullanılmaya uygun VI. ve VII. sınıfa dahil 6 milyon hektar alan üzerinde tarım yapılmaktadır.

Türkiye topraklarının genellikle arazi kabiliyet sınıflarına göre kullanılmaması bir taraftan alınan ürünün düşmesine, diğer yandan toprakların aşınmasına yol açmış ve açmaktadır. Her ne kadar, toprakların arazi kabiliyet sınıfların göre kullanılması ve erozyonun önlenilmesi için alınan bazı yasal zorunluluklar olmasına karşın, ülkemizde biliçli bir arazi kullanma sisteminden bahsetmek maalesef mümkün değildir. Asırlardan beri süregelen yanlış arazi kullanma sonucu ülkemiz topraklarının yarıdan fazlası aşınmıştır.

Toprak

Tarım üzerinde toprak şartları da son derece etkilidir. Yarıkurak bölgelerde toprağın üst katından yağış suları ile taşınan kireçli ve tuzlu maddeler alt katta birikir. Yarıkurak bölgelerdeki kireç yönünden zengin kahve ve kestanerenkli topraklar, yarınemli yerlerde çernezyom toprakları üzerinde tahıl tarımı yapılır.

Zira, kireçli maddeler, tahıllann ana besin maddeleri arasındadır. Bu sahalar bir bakıma dünyanın tahıl ambarı veya ekmek torbası durumundadır. Buna karşılık ekvatoral bölgelerin çok yağış alan kesimlerinde fazla yıkanmaya bağlı olarak toprakta hidrojen iyon birikimi arttığından toprak asit reaksiyon gösterir. Böyle topraklar üzerinde ancak gübreleme ile çay ve mısır, kakao, çeşitli sebze gibi bazı kültür bitkileri yetiştirilir. Genellikle fazla yağış alan nemli ekvatoral bölgelerdeki topraklar, bitki besin maddeleri yönünden zengin değildir. Çünkü buradaki toprakların bitki besin maddelerinin önemli bir bölümü yağış suları ile taşınır.

Bazı bitkilerin özel toprak istekleri bulunur. Meselâ kumlu, yani hafif bünyeli topraklarda yumrulu bitkiler (patates, soğan, kereviz, pancar) daha iyi yetişmekte ve daha fazla verim alınmaktadır. Ülkemizde patates üretiminin yarıdan fazlasını!’ İç Anadolu Bölgesi’nde üretilmesi, buradaki volkanik kökenli kumlu arazilerin varlığı ile ilgilidir. Üzüm asması, genellikle hafif bünyeli olan kumlu, çakıllı topraklar kumul sırtları üzerinde daha iyi yetişmektedir. Bu yerlerde üzümler çok kalitel olmaktadır. Nitekim Ürgüp dolaylarında volkanik kum ve tüf, Gediz havzasında alüvyal ovalar, kumlu çakıllı yamaç etekleri, Bergama-Kozak yaylasında ayrışmış granit kütleleri üzerinde üzüm bağlan yaygındır.

Drenaj

Herhangi bir sahada yeraltı veya taban suyu seviyesinin yılın büyük bir bölümünde yüksek olması, çoğu bitkilerin yetişmesini engeller. Yani uzun süre su altında kalan sahalarda bitki kökleri yeterli solunum yapamadığı için hayatiyetin; kaybederek çürür. Bu sahalara; taşkına uğrayan ovalarda, alüvyal ovaların alçak kesimlerinde, denize yakın sahil ovaları veya deltaların alçak kısımlarında rastlanılır. İşte suyun sızmadığı veya su seviyesinin yüksekte bulunduğu kesimler, tarım dış sahalar olarak dikkate alınır. Öte yandan sulama yapılan tarım arazilerinde muhakkak surette suyun topraktan sızması gerekir. Böyle sahalarda toprakta bulunan fazla miktardaki bazlar ve tuzlar, kılcallık (kapilarite) denilen olay sonucunda su ile birlikte yüzeye çıkar. Suyun buharlaşması ile toprağın muhtelif derinliklerinde veya yüzeyinde birikerek toprağın tuzlaşmasına ve bundan dolayı da bitkilerin zarar görmesine neden olur. Bu durum, drenajı iyi olmayan yarıkurak sahalarda kendini sık sık gösterir. Güneydoğu Anadolu ovalarında drenajın sağlanmadığı, yani suyun sızmadığı yerlerde yer yer tuzlaşma sorunu ortaya çıkmaktadır.

Doğal Bitki Örtüsü

Dünyada doğal bitki örtüsünün yayılışı ile tarım alanları arasında bazı yönlerden sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Örneğin makineli tarımın devreye girmesinden önce, gür çayır ve ormanlık alanlar tarım dışında bulunmakta idi. Ekvatoral bölgelerdeki sık ormanlar genel olarak tarımı sınırlandırmaktaydı. Tarımda makineleşme ve gübre kullanımı sonucu yer yer orman ve çayır alanlarında tarım yapılmaya başlanmıştır. Öte taraftan yabanî bitki türleri, ana besin maddelerimizi oluşturur. Başka bir ifade ile tarımsal ürünler, doğal olarak yetişen bitkilerin hibritlenmesi veya ıslahı ile hasıl olmuştur. Ana besin maddelerimizi oluşturan tahıl, yağ ve liflerinden faydalandığımız bitkiler, aslında yabanî türlerden aşılama veya hibritleme yoluyla elde edilmiştir. Dünya genelinde ana vatanı farklı olan bitkiler, yetişebildiği diğer bölgelerde de üretilir. Örneğin Peru Andlar’ının yüksek yaylalarında yetişen beyaz patates, Kuzey Amerika ve Eski Dünya’ya 18. asırdan itibaren getirilerek üretilmeye başlanmıştır. Asya kıtasının bitkilerinden buğday, şeker kamışı, pamuk, kahve, çay, turunçgiller Amerika’da yetiştirilir. Kökeni Amerika’ya ait olan tütün, kakao, kauçuk ve mısır dünyanın diğer bölgelerine yayılmıştır. Yani tüm yediğimiz bitkilerin kökeni doğada yetişen yabanî bitkilerdir. Bunlar zamanla ıslah edilerek ve bazı türler hibritleme, yani aynı türdeki alt türlerin polen alış verişi ile daha verimli ve lezzetli bir tür oluşturularak günümüzde yediğimiz bitkiler hâline gelmiştir.

Hayvanlar ve Hastalıklar

Böcekler dahil hayvanlar ve bitki hastalıkları, tarımın verimini ve birçok tarım ürününün ekiliş sahasını ve dağılışını etkilemektedir. Bazı sahalarda geyik ve diğer büyük otoburlar, meyve ağaçlarının kabuklarını ve diğer tarımsal ürünleri yemektedir. Domuz ve köstebekler, bitkilerin köklerini, bazı kuşlar tahılları yemekte, aynı şekilde çekirge sürüleri tarla ve bahçelerdeki yeşil örtüyü yiyerek âdeta kurutmaktadır. Mantarlar ile bazı böcekler ise birçok tarımsal mahsûle çok zarar vermekte ve hatta ürünün tamamının zarar görmesine neden olmaktadır.

Bunun yanında bazı böcekler örnek olarak arılar, bitkilerin tozlaşma ve döllenmesine yardımcı olmaktadır. Bazı sahalarda bazı böceklerin veya diğer canlıların olmaması, toprak, ikiim ve diğer şartların uygun olmasına rağmen tarımsal ürünlerden istenilen verimin alınamamasına neden olmaktadır. Meselâ, Kaliforniya’ya getirilen bir incir türünün iyi yetişmesine rağmen meyve vermediği görülmüştür. Sonuçta bu sahaya bir eşek arısı türünün getirilmesi ile tozlaşma sağlanmış ve bu incir türünden fazla verim alınmıştır. Diğer taraftan üzerinde durulması gereken en önemli husustan biri de karşılıklı denge içerisinde bulunan flora ve faunanın çeşitli tarımsal ilâçların fazla kullanılması sonucu yok edilmesi, ya da bunlarla bazı hastalıkların artmasına neden olmasıdır. Meselâ, ülkemizdeki meyve bahçelerinden salyangozların toplanarak ihraç edilmesi, mantar ve parazit gibi bazı hastalıkların yayılmasına neden olmuştur. Fazla ilâç kullanımı, kuş ve böceklerin, faydalı mantarlar ile bakterilerin ölmesine yoi açmıştır.

Kültürel Etkenler

 

Tarım üzerindeki ana kültürel etkenler; gelenekler, bitki seleksiyonu, bitkinin cinsi ve türü, sermaye ve işçi, taşıma, pazarlama ile bazı yasal tedbirler, bu konudaki çeşitli düzenlemeler ve rekabettir.

Gelenekler

Kırsal alanlarda tarımda kullanılan metodlar, nesilden nesile intikal etmekte ve belli tür ve çeşitte bitkisel üretim yapılmaktadır. Meselâ bazı Pasifik adalarındaki yerliler, yiyeceklerini yabanî bitkilerden ve deniz ürünlerinden temin ettikleri için tarıma pek önem vermemişlerdir. And dağlarında da ilâç ve bazı yiyecek, içeçekler (koka çayı gibi) yabanî bitkilerden sağlanmıştır. Kanada’da yaşayan Amerika yerlileri, beyazlar tarafından yapılan tarım faaliyetlerini benimsememişler ve yiyeceklerini avcılık ve balıkçılıktan temin etmeye devam etmişlerdir. Buna karşılık bazı toplumlar, yabanî bitkileri kültüre almışlar, toprağı işlemişler ve gittikleri yeni sahalara bitki tohumlarını da götürerek tarımsal faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Böylece hem gittikleri sahalarda tarımsal faaliyetlerini yaymışlar hem de kendilerine özgü ürünlerini yetiştirmişlerdir. Meselâ pirinç yetiştirimesi, Güneydoğu Asya’dan diğer ülkelere yayılmıştır. Aynı şekilde mısır, buğday, tatlı patates tarımı da aynı yoldan diğer ülke ve kıtalara yayılmıştır (Foto 81-84). Böylece bazı tarım ürünlerinin kültürü, bu kültürü yapan ülkelerin adı ile anılır.

Bitki Seleksiyonu ve Cinsi

Tarımın yapılması ile birlikte, insanlar bilerek veya bilmeyerek yabanî türleri hibritiemek süretiyle, daha kaliteli olan türler elde etmişlerdir. Son yıllarda ise

bilimsel araştırmalara dayalı olarak yapılan aşılama, tohum seleksiyonu, çeşitli kültür metodları ile hastalıklara, kuraklık ve don olayına karşı daha dayanıklı olan türleri geliştirmişlerdir. Bu sayede, hem tarım bitkilerinden elde edilen ürün miktarı artırılmış hem de ürünün kalitesi yükseltilmiştir. Ancak yeri gelmişken şunu belirtelim ki; bölge şartlarına göre yabanî türlerden seleksiyon veya hibritleme yapılmadan başka ülke veya bölgelerden getirilerek tarıma alınan çeşitli bitkilerden her zaman istenilen başarı elde edilememektedir. Şöyle ki, Hollanda şartlarına göre üretilen bir buğday veya domates türü, Türkiye’ye getirildiğinde genellikle bir yıl iyi ürün alınmakta, ikinci ve daha sonraki yıllarda ise ürünün kalite ve verimi düşmektedir. Bunun nedeni, başka ülkelerden getirilen domates veya buğday türü ile yerli türlerin birbirlerini döllemeleri ile gen havuzlarının kirlenmesidir. Bu durum ise bitkinin melez bir özellik alarak ortama uyma (adaptasyon) kabiliyetini azaltmakta, çeşitli bitki hastalıklarına daha kısa sürede yakalanmalarına ve hatta çeşitli ’hastalıkların ortaya çıkmasına bile neden olmaktadır. Buna örnek olarak insan sağlığı için zararlı olan geni değiştirilmiş tarım ürünleri verilebilir.

İşgücü ve Sermaye

Çeşitli tarımsal bitkilerin kültüre alınması, işçi ve sermayeye dayanır. Örneğin Çukurova’da pamuk tarımı, özellikle pamuğun toplanması, mahallinden temin edilen işçilerden çok Güneydoğu Anadolu’dan gelen işçilerin emeği ile olmaktadır. Bunun yanında Akdeniz Bölgesi’nde turunçgil, muz bahçeleri ve seraların kurulması, tahıl ve benzer tarıma nazaran fazla miktarda sermaye istemektedir. Özellikle tropikal bölgelerde tarımsal bitkilerin dikimi ve kültüre alınması için önce sahanın ormanlardan temizlenmesi, bakımının yapılması, gübre verilmesi ve devamlı olarak tarlaların doğal bitkilerin istilâsından temizlenmesi gerektiğinden oldukça masraflı olmaktadır. Ayrıca bu sahalarda her zaman kolaylıkla işçi bulunamaması, tarımın oldukça zor şartlar altında yürütülmesine yol açmaktadır. Örneğin Amazon Havzası’nda kauçuk plantasyon alanlarında çalıştırmak için hem bölge dahilinde işçi bulunamaması, hem de işçilerin bu sahalarda çalışmak için isteksiz olmaları büyük sıkıntılar doğurmaktadır.

Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı devlet, bankalar aracılığı ile çiftçilere çeşitli krediler (tesis ve işletme kredileri) vermekte; kuraklık, dolu, sel gibi zararların olduğu yıllarda çiftçilerin borçları ertelenme yoluna bile gitmektedir.

Ulaşım ve Pazarlama

Tarımsal mahsûllerin hasat edildiği yerden pazarlara taşınarak satılması, tarımın gelişmesi, en azından devamı açısından son derece önemlidir. Bilhassa sebze ve meyve gibi kısa sürede bozulan ürünlerin birkaç gün içinde bulundukları sahadan alınarak pazarlanma zorunluluğu, tarımda ulaşım ve pazarlamanın önemini kendiliğinden ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde yol ağının kırsal alanlara ulaşmadığı ve ulaşımın hayvanlarla sağlandığı dönemlerde çiftçi ihtiyaç fazlası ürününü satamadığı için çürümeye terk etmekte idi. Bu nedenle tarım sadece kendi ihtiyaçlarına yeter şekilde sürdürülmekte idi. Ancak yol ağının geliştirilmesi, soğuk havalı kamyon veya ulaşım araçlarının devreye girmesi ile yurdun dört yanında yetiştirilen çeşitli tarımsal ürünler kolaylıkla pazarlanmaya başlanmış ve bu nedenle de tarımsal üretim artmış ve eskiye oranla çiftçinin hayat seviyesi yükselmiştir. Buna karşın kısa sürede bozulan ince kabuklu muz gibi bazı tropikal meyveler, yetiştirildiği yerde tüketilmektedir.

Belli tarım ürünlerine olan arz ve talep, tarımı etkileyen en önemli husulardan biridir. Çiftçinin emek ve masraflarını karşılamayan ürünler, genellikla ikinci yıl yetiştirilmemektedir; ayrıca pazarlarda talebin az olması da ürün fiyatının düşmesine neden olmaktadır. Ayrıca bir tarımsal ürünün çiftçilerin çoğu tarafından yetiştirilmesi, arz-talep dengesini korumadığından fiyatın çok düşmesine yol açmakta ve o yıl çiftçiler, tarımsal girdi masraflarını bile karşılayamamaktdır.

Yasal ve Diğer Düzenlemeler

Belli tarımsal ürünlerin yetiştirilmesi, ülkelerin ihracat, ithalât kotaları ve dünyadaki tarımsal ürünlerin pazarlanma durumuna ve bu konuda oluşturulan uluslararası stratejiye göre değişmektedir. Öncelikle her ülke, ana besin maddeleri ve tüketimlerini esas alarak tarım ürünlerini yetiştirme durumundadır. Özellikle devletin ekonomiyi kontrolü altına aldığı ülkelerde, tarımda ürün desenlenmesi devletin öncülüğünde yapılmaktadır. Buna karşılık liberal ekonomilerin olduğu ülkelerde çiftçiler, kazançlarını esas almak süretiyie önemli ölçüde dünya piyasalarına göre yetiştirilecek tarım ürünlerini belirlemektedir. Bununla beraber, bazı önemli gıda maddelerinin üretilmesini sağlamak ve ürünün kalitesini korumak amacıyla devletin tarımda etkinliği görülmektedir. Meselâ ülkemizde tütünün dış pazarlarda alıcı bulması ve kaliteli sigara üretimi açısından kıraç sahalarda ekilmesi önerilmiştir. Bu tütünlere fazla ücret ödenmek süretiyie hem tütünün kalitesi korunmakta hem de çitfçinin alın teri değerlendirilmektedir. Aynı şekilde, çay üreticisinin kaliteli çay üretmesi için devlet 1980′li yılların başından itibaren 2,5 yaprak çay alımı yapmakta, çay alım miktarı da fabrikaların ihtiyacına göre düzenlenmektedir.

Monopol durumda üretim yapan ülkeler de dünya piyasalarında ürün fiyatlarının düşmesini önlemek için özel tedbirler almaktadır. Meselâ Brezilya, kahve üretiminin fazla olduğu yıllarda, kahvenin uluslararası piyasalarında fiyatının düşmesini önlemek için üreticiden tatminkâr fiyata aldığı kahveyi stoklayarak, bazen denize dökerek, yakıt olarak kullanarak dünya piyasalarına az miktarda kahve satarak dünya pazarlarına arzı azaltma suretiyle kahve fiyatının düşmesini engellemiştir.

Devlet, tarım ürünlerinin fiyatlarının düşmesini veya çiftçinin zarara uğramasını önlemek için de özel tedbirler almaktadır. Bunun başında bazı önemli ürünler için tespit edilen destekleme fiyatı üzerinden ürün alarak çiftçinin zarara uğramasını engellemektedir. Ayrıca kurak geçen yıllarda ya da hastalık nedeniyle ürünün düşük olduğu yıllarda çifçiye maddî yönden destek olunmaktadır. Ülkemizde de böyle uygulamalar başlatılmıştır.

Rekabet

Bazı devletler, ülkelerinde yetiştirilen ürünlerin rekabetle fiyatlarının düşmemesi, ülkenin ihtiyacı olan ürünlerin yetiştirilmesi için bazı özel tedbirler almaktadır. Örneğin pamuk fiatının düşük olduğu yıllarda pamuk ekimini sınırlandırmaktadır. Afyondan yapılan uyuşturucu maddenin illegal yollardan yapımını ve kaçakçılığını önlemek için haşhaş üretimini kontrol altına almakta ve tarım alanlarını belirlemektedir. Bazı ürünlerin de fiyatının düşmesini önlemek için belli sahalarda ekilmesi ve üretilmesi sağlanmaktadır. Dünya pazarlarında alıcı bulan bazı ürünlerin de yetiştirilmesini teşvik etmektedir. Örneğin, ülkemizde fındık ekim alanlarının yaygınlaştırılması için bazı orman rejimindeki sahaların fındık bahçelerine dönüştürülmesine imkân sağlayan kararname çıkarılmıştır.

Afşın Karakozanlı
Afşındır, delidir; ne yapsa, yeridir. Sevecendir, pek umursamaz; ama bir o kadar da haylaz. Derken efendim, hatır bilir, gönül sayar; ilgi alanıdır bilgisayar. Tabii, sadece bunlar olmaz kâfi; bazen neşeli bazen de kederli. Biraz ırkçıdır biraz deli; uykusuz geçmez geceleri... Art ardına dizerken dizeleri; sormayın ne kadar düşünceli. Öyle sevmez, sevemez her şeyi; o yüzden derler "ipe sapa gelmez biri". Diyen desin, söyleyen etsin, tutan yapsın; işte budur Karakozanlı Afşın.
   
Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.

*

  Yukarı çık!