Şiir Nedir ve Özellikleri Nelerdir?

şiir nedir, özellikleriŞiir bir edebiyat türüdür: En yaygın şekli ile “vezinli ve kafiyeli söz” veya “nesrin zıddı olan mısra sanatı” diye tanımlanır. Ancak bunlar kesin tanımlamalar değildir. Bugüne kadar şiirin pek çok tanımı yapılmış, fakat bu konuda değişmez bir sonuca varılamamıştır. Bu durum bize şiir kavramının tek bir tanımın sınırları içine sığmayacağını gösterir.

Yahya Kemal, “Şiir kalpden gelen bir hadisenin lisan hâlinde tecellî edişidir” der. Burada iki kelime bizi şiire yaklaştırır: duygu ve dil. Bu güne kadar yapılan şiir tanımlarının çoğunda “his” önemli yer tutar. Recaizâde Mahmud Ekrem şiiri “fikir, his ve hayal“den ibaret kabul eder.

Dil ise şiirin hem ham maddesi, hem de kaynağıdır. Ancak dil, diğer güzel sanatların ham maddeleri gibi, sanatkârın eline şekilsiz ve anlamsız bir yığın olarak gelmez. Taşa ilk olarak heykeltıraş şekil verir; dağınık renkleri ilk defa ressam düzenler, karışık sesleri musikişinas belli bir sıraya koyar. Ancak dil, şairin eline işlenmiş olarak gelir. Şairin malzemesi taş, renk ve ses gibi sadece sanatkârın kullandığı malzeme değildir, bütün bir milletin kullandığı, malzemedir. Millet bu malzemeyi yüzyıllar boyu kullanmış, işlemiş ve geliştirmiştir. Şiirin malzemesi yaşayan, canlı ve şekil almış bir varlıktır.

Ancak şair dili halkın, kullandığı şekli ile şiirine almaz. Şiir dili alelade konuşma dilinden farklıdır. Bu farklılık kullanılan kelimelerden değil; kelimelerin, anlamından ayn olarak ahengine, telkin kudretine, ses varlığına, çağnşım gücüne göre seçilmelerinden gelir. Şair, kelimelerin seslerini belli bir maksat için “Orkestrasyon” denilen bir grup lengüistik olay içinde ele alır. Orkestrasyon dildeki ses kalıplarının, eş veya birbirleriyle ilgili ses değerlerinin tekrarlanışının ve manalı seslerin kullanılışının, ses taklitlerinin bir sistem içinde yeniden ele alınması ve sıralanmasıdır. Bu yolla günlük hayatta kullanılan kelimeler bir sanat malzemesi hâline gelir.

Sanat malzemesi hâline gelen kelimelerin musikisi şiir için önemlidir. Şiirde musikinin tuttuğu yerin önemini belirtmek için bazı tenkitçiler “musikide nota ne ise edebiyatta şiir odur” derler. Bu noktaya dikkat eden Yahya Kemal “şiir, ritim yani nazım sanatı olduğu için güfteden önce bir bestedir. Mısralarında nağme hissedilmeyen bir manzume sadece bir güftedir ki, onu nesir sahasına atarız. Mısra mısra bir beste olan manzume ise asıl şiirdir” diyor.

Buradan şunu çıkarabiliriz: Şiir sadece basılı bir metin değildir. Hatta basılı metin tam şiir değildir. Onun şiir olabilmesi için yüksek sesle okunması, yani bir musiki parçası gibi icra edilmesi gerekir. Bu bizi şiirin yüksek sesle okunmadığı zaman var olamayacağı görüşüne kadar götürür.

Bu anlayışa göre şiir, her okunuşta, okuyucunun ton, tempo ve vurgu dağılımı ile bazı özellikler kazanır veya kaybeder. Buna göre şiirin ses yapısı, genel yapısı içinde önemli bir yer tutar. Vezin, kafiye, sesli ve sessiz harflerin sıralanışı, kelimelerin heceleri arasındaki ses benzerliği, aynı hecelerin tekran gibi özellikler hep şiirin ses yapısı ile ilgilidir. Böylece “şiir bir ses sistemi” oluyor.

Şiirin çok önemli bir tarafını da şekil meydana getirir. Burada söz konusu olan tek mısradan geniş hacimli bentlere kadar, hatta şekilsiz şiire kadar geniş bir alandır. Şekil, dil denen zengin dünyanın içinde, şairin varmayı arzuladığı mükemmelliğin sınırlarını çizer, ona seçme ve düzenleme, istif etme ve yerleştirme imkânı sağlar.

Kafiye, şiire sağladığı peşin ahenk zenginliği yanında, uyandırdığı çağrışımlarla hem şiiri hem de şairin duygularını idare eder. Her çeşidi ile vezin ise, zorluk çıkarıyor gibi görünürse de sağladığı arayış ve disiplin imkânı ile şaire, dilin ve duyguiannın ufuklannı zorlama yollarını gösterir ve buldurur.

Şiirde mana, üzerinde durulan bir diğer husustur. Şiirde mana vardır, fakat bu nesrin ve konuşmanın taşıdığı anlama benzemez. Şiirin kıymeti, ifade ettiği manaya bağlı değildir; onun değeri manevi varlığını yaratan havadadır. Bu havayı orkestrasyon sağlar. Bu hava şiirden kalkınca, elimizde, nesir dilinden veya konuşma dilinden gelmiş, sözlüklerde de bulabileceğimiz anlamlar yüklenmiş kelimeler kalır.

Şiir, kendisi dışında her türlü menfaat endişesinden uzak, gayesini yalnız kendisinde bulan bir mükemmeliyettir. Kendi varlığından başka hedefi yoktur.

Kendisinden başlar, kendisinde biter. Valery, nesri yürüyüşe, şiiri raksa benzetir. Yürüyüşün açık bir hedefi vardır ve o istenilen noktaya çevrilmiş bir harekettir. Raks da birtakım hareketlerden ibarettir. Ancak bu hareketlerin gayesi yine kendisidir. O, kendisinin dışında, başka gayelere yönelmez. Şiir de öyledir.

Şiir dilinin başka diller karşısındaki durumu nesirde olduğu gibi değildir. Şiir, dili o şekilde yeniden istif ederek kullanır ki onu, aynı güzellikte ve mükemmeliyette, başka bir dile çevirmek mümkün olmadığı gibi aynı dilde ve bir başka şekilde söylemek de mümkün değildir. Şiir gücünü ve güzelliğini yazıldığı dilin ve şeklin içinde devam ettirir. Sevilen tercüme şiir yok gibidir. Var olanlar da şiir olarak değil, taşıdıkları duygu ve düşünce için sevilirler.

Şiirde konu önemli değildir. Bir heykelin beyaz veya başka bir renkte mermerden yontulması ne ise şiirde de konu odur. Şiirin konusu asıl şiirle hiç alâkalı değildir. Konu nazım için aranır ve önemlidir. Nazım ise şiir kabul edilemez.
Şiir bazı tabakalardan meydana gelir. Şiir incelemelerinde bu tabakalar araştırılır. Bunlar sırası ile şöyledir:

şiir nedir, poem1. Ses, ses tabakası, ses uyumu, ritim, kafiye ve vezin,
2. Şiirin lengüistik yapısı, üslûbu ve üslûbun sistematik olarak incelenmesi,
3. İmaj ve benzetmeler,
4. Şiirin mistik yönü olan semboller sistemi.

Şiirin doğuşunda dinî törenlerin yeri önemlidir. Daha sonra ilkel büyü şiir ve türküleri görülür. Bu şiirler kem gözden sakınmak, bir salgını geçirmek, veya tabiatüstü güçleri yatıştırmak için söylenirler. Bu dönemde şiirin toplumda önemli bir fonksiyonu vardı. Akılda kolay kalmaları için vezin ve kafiyeli söylenmişlerdir.

Hint filozoflarına göre en yüce biçimiyle şiir, “ermişlerin iç âlemi“dir. Aristo, şiiri bu şekilde yüce bir sanat olarak görmez. Ona göre şiir, konusu ne olursa ol-sun, taklit sanatlarından biridir. Eflâtun’a göre ise şair aklın ölçüleri dışında, kahredici tutkuları olan, ölçüsüz davranışlar içinde bulunan ve ruhunu vahşî tabiat manzaraları ile besleyen insandır. Fuzûlî, şair ile Tanrı arasında münasebet kur-muş ve en büyük şairin Tanrı olduğunu söylemiştir. Daha sonra Abdülhak Hâmit bu görüşü tekrarlayacaktır. Boileau, her şeye olduğu gibi şiire de aklı ölçü olarak koyar. Mme de Stael, şiirin coşkunluğunu “Bize Tanrı‘nın varlığını duyuran dinî duygu “ya benzetir. Novalıs “Gerçek şair bir din adamıdır” der. Shelley şiiri duanın bir başka biçimi olarak görür. Ahmet Haşim de şairin ilhamının ilâhî olduğunu söyler.

Türk şiiri asırlar süren klasik bir edebiyat geleneğinden sonra XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren toplumdaki değişmelere ve batıdan gelen etkilere bağlı olarak bir değişmenin içine girmiş ve zamanımıza kadar bu değişmeyi sürdürmüştür. Tanzimat sonrası dönemden günümüze kadar hemen her kuşak kendi anlayışlarının ve şartlarının şiirini vermişlerdir.

Tanzimatın birinci kuşak şairlerinden Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Faşa şiirin içeriğini değiştirmiş, onu, siyasî görüşlerini anlatmada bir vasıta olarak kullanmışlardır. Bu devrin ikinci kuşağından olan Abdülhak Hâmit ve Recaizâde Mahmud Ekrem ise şiiri siyasetin dışına çıkarmış ve tabiattaki her varlığın şiire konu olabileceğini benimsemişler ve şiirin konusunu ve biraz da şeklini değiştirmişlerdir. Servet-i Fünûn topluluğu ise şiirde en köklü değişikliği gerçekleştirmiştir. Bu dönemde şiir şekil ve muhteva olarak tamamiyle batıya bağlandı. Arkadan gelen Millî Edebiyat anlayışı ise, Türk millî kültür değerlerini işlemeyi gaye edinen bir dil ve şuur anlayışı getirdi.

Millî Mücadele sırasında şairler girişilen Kurtuluş Savaşını destekleyen şiirler yazdılar. Cumhuriyet‘ten sonra ise şiirimizde;

a) Memleketçilik, b) Mistik akım, c) Sembolistler, d) Yedi meşaleciler
e) Mitolojiye bağlanma, f) Destan ve tarihî şiir, g) Garipçiler
h) İkinci yeniciler (sürrealistler) olmak üzere ayrı ayrı devreler ve akımlar yaşandı.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!