Saray ve Ötesi (Halit Ziya Uşaklıgil)

Tarih: 7 Mart 2012  |   Bölüm: Kitap  |   Okunma: 3.595  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Kitap Bilgileri

 

Adı: Saray Ötesi
Yazarı: Halit Ziya Uşaklıgil

 

Özet

 

II.Abdülhamit’in tahtan indirilmesinden sonra yönetim de değişmiştir. Yeni Padişah 5. Sultan Mehmet Reşat’tır. Yönetimle beraber yönetici kadro da değişmiş ve Osmanlı Devletinde Meşrutiyet dönemi başlamıştır.

Reşat Efendi’nin beşinci Sultan Mehmet namıyla cülüsü üzerine saray mabeyn başkatipliğine atanan Uşaklıgil, sarayı Meşrutiyet yönetimine uygun bir biçimde düzenlemek amacındadır. Başkatip olmasından dolayı padişahla her zaman yüzyüzedir. Sarayda olup bitenleri, padişahın günlük faaliyetlerini, nelerden hoşlandığını, nelere tepki göstereceğini, kısaca davranış biçimini çok iyi bilmektedir. Sarayda olup biten herşeyle yakından ilgilendiği için , padişahtan önceki söz sahibidir. Yani başkatip durum incelemesi yaparak, konunun padişahı nasıl etkileyeceği veya söz konusu durum karşısında ne gibi bir sonucun çıkacağını değerlendilir.

Yazar, saraydaki bu görevi süresince saray içinde geçen ve entrika kokan olayları anlatmış ve meşrutiyetin saray ve çevresinde meydana getirdiği değişiklikleri kaleme almıştır. Fakat sadece bunları anlatırken çekici ve açık uslüpla zamanın ileri gelenlerinin portlelerini çizmiş, önemli olayların tahlillerini yapmıştır. Zamanın adeta psikolojik ortamını gözler önüne sermiştir. Ayrıca saray adetlerinin eskimeyen yanlarını anlatmış ve dört yıllık zaman kesimini bir tarihçi gibi değerlendirmiştir.


Ana Fikir

 

Bir devletin yönetim usulünün değişmesiyle yönetilen kadronun ve bu yönetimden etkilenecek kişilerin yeni yönetim usullerine yabancılık çekeceğini dile getiliyor.


Şahıslar ve Olaylar

 

Sultan Mehmet Reşat: II.Abdülhamit’ten sonra tahta geçiyor.

İbrahim Bey: Resmi sıfatı olmayan ziyaretçilere delalet vazifesiyle üçüncü mabeynciliğe tayin edildi.

Tevfik Paşa: Yeni padişah tahta geçince Londra sefaletine getirilmiştir.

Hüseyin Hilmi Paşa: Sadarete getirilmiştir. İttihat ve Terakki ile irtibat sahibidir.

Tevfik Bey: İkinci Mabeyncidir.



Yazar

 

Halit Ziya Uşaklıgil, 1867′de İstanbul’da doğdu. 23 Mayıs 1945′te İstanbul’da yaşamını yitirdi. “Uşakizadeler” olarak tanınan İstanbullu bir aileden Hacı Halit Efendi’nin oğlu. Fatih Askeri Rüştiyesi’nde öğrenime başladı. Babasının işleri bozulunca ailesi İzmir’e taşındı. İzmir Rüştiyesi’ne girdi. Özel Fransızca dersler aldı. Avusturyalı Katolik rahiplerin yönettiği Mechitariste Okulu’na devam etti. 1884′te son sınıftan ayrılarak babasının ticarethanesinde çalışmaya başladı. İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Osmanlı Bankası’nda çalıştı. İzmir İdadisi’nde Fransızca ve edebiyat dersleri verdi. 1893′te İstanbul Reji İdaresi’nde Başkatip oldu, İstanbul’a taşındı. 2′nci Meşrutiyet’in ilanından sonra reji komiserliğine getirildi. Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi) Batı edebiyatı ve estetik dersleri verdi. 1909′da İttihat ve Terakki’nin önerisiyle Mabeyn Başkatibi oldu. 1911′de Meclis-i Âyan üyeliğine seçildi. Daha sonra üniversiteye döndü. Siyasi görevlerle Fransa, Almanya ve Romanya’ya gitti. İttihat ve Terakki’nin iktidardan düşmesinden sonra Reji İdaresi Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildi. Cumhuriyet’ten sonra Yeşilköy’deki yalısına çekildi.
Edebiyat yaşamına çeviriler ve şiirle başladı. İzmir’de 1884-1885 arasında Nevruz dergisini, 1886′da Hizmet gazetesini çıkardı. 1896′da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı. Servet-i Fünun dergisinde kendisine büyük ün sağlayan romanları tefrika halinde yayınlandı. 1901′de yazarlığı bıraktı. İkinci Meşrutiyet’ten sonra tekrar yazmaya başladı ama 1923′e kadar bunları yayınlamadı. İzmir’de yazdığı ilk kısa romanlarda acıklı, duygusal bir anlatımla karşılıksız sevgiyi konu aldı. 1895′te yayınlanan “Mai ve Siyah” romanında aşk serüvenleri ikinci planda kaldı. Şairler, gazeteciler, yazarlar, yayıncılar arasında geçen olaylar çerçevesinde o dönemin basın dünyasını anlattı. 1925′te yayınlanan “Aşk-ı Memnu” ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Sağlam bir kurgusu ve tekniği olan bu romanda, genç ve güzel bir kadının, zengin ama yaşlı kocasına sadık kalma kararına karşın, elinde olmaksızın yasak bir aşka sürüklenmesi, olayın psikolojik nedenleri üzerinde de durularak gerçekçi bir yaklaşımla anlatılır. Romanda olay, kişiler arasındaki maddi ve manevi bağlantılarla ustaca örülmüş, hareket, betimleme ve ruh çözümlemeleri ölçülü ve dengeli olarak işlenmiştir.

Eserleri

 

Roman

Hikaye

  • Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası
  • Bir Muhtıranın Son Yaprakları
  • Nakıl
  • Bu Muydu
  • Heyhat
  • Küçük Fıkralar
  • Bir Yazın Tarihi
  • Solgun Demet
  • Bir Şi’r-i Hayal
  • Sepette Bulunmuş
  • Bir Hikaye-i Sevda
  • Hepsinden Acı
  • Onu Beklerken
  • Aşka Dairdi
  • İhtiyar Dost
  • Kadın Pençesi
  • İzmir Hikayesi
  • Kar Yağarken

Oyun

  • Firuzan
  • Kabus
  • Fare

Hatıra (Anı)

  • Kırk Yıl
  • Bir Acı Hikaye
  • Saray ve Ötesi

Gezi Yazısı

  • Almanya Mektupları
  • Alman Hayatı

Deneme

  • Sanata Dair

Mensur Şiir

  • Mezardan Sesler
Afşın Karakozanlı
Afşındır, delidir; ne yapsa, yeridir. Sevecendir, pek umursamaz; ama bir o kadar da haylaz. Derken efendim, hatır bilir, gönül sayar; ilgi alanıdır bilgisayar. Tabii, sadece bunlar olmaz kâfi; bazen neşeli bazen de kederli. Biraz ırkçıdır biraz deli; uykusuz geçmez geceleri... Art ardına dizerken dizeleri; sormayın ne kadar düşünceli. Öyle sevmez, sevemez her şeyi; o yüzden derler "ipe sapa gelmez biri". Diyen desin, söyleyen etsin, tutan yapsın; işte budur Karakozanlı Afşın.
   
Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.

*

  Yukarı çık!