Ruh Adam (Hüseyin Nihâl Atsız)

Tarih: 5 Mart 2012  |   Bölüm: Kitap  |   Okunma: 11.591  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

Kitap Bilgileri

 

Adı: Ruh Adam
Yazarı: Hüseyin Nihâl Atsız
Sayfa sayısı: 308
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Basım yılı: 2010

 

Özet

 
Ayşe eşi Selim Pusat’a eski bir Uygur hikayesini okumaktadır. Pusat askeri görevinden ayrıldıktan sonra dünyadaki her şeye ilgisizdir. Ayşe onun bu durumundan kaygılanmakta ve ona hayatı yeniden sevdirmenin çoban içindedir. Pusat askerlik sanatı dışındaki her şeye kayıtsızdır. Ayşe üç yıl önce ayrılmış olduğu görevine geri döner. Kız lisesine edebiyat öğretmeni olarak tekrar gelir. Orada Ayşe’ye ilgi gösteren eski cebir hocası ve üç kız öğrenciden başkası olmaz. Bu üç kız Güntülü, Aydolu, Nurhan’dır. Özellikle Güntülü edebiyattaki bilgisi ile Ayşe öğretmeni etkiler. Güntülü roman boyunca etkili olan birisidir.

Selim Pusat bazı akşamlar Çamlı koruya geziye gider. Burada onula birlikte ordudan ihraç edildikten sonra intihar eden arkadaşı Şeref vardır. yine böyle bir akşamda Selim çamlı korudaki gezintisi sırasında gaipten bir kadınını şiir okuyan sesini duyar. Birden yanında Leyla adında tarih öğretmeni olduğunu söyleyen bir kadın belirir. Bu kadın Pusat’ u tanımaktadır. Eşi Ayşe’nin eski öğrencilerindendir. Kendisini birinin takip ettiğini söyler ve Pusat’ tan yardım ister. Pusat o akşam Leyla’yı eve bırakır. Ertesi akşam yine Çamlı koruda Leyla mutlakla karşılaşır. Tarih üzerine tartışırlar. Leyla’yı takip eden kişi gözükür. Selim Leyla’yı bıraktıktan sonra bu kişiyi yine görür.

Konuşurlar, adının yok olduğunu söyler. Bu insan Selim hakkında çok şey bilmektedir. Selim’e Leyla’nın tahtın varisi olduğunu söyler. Ve kendisini onun tahta geçmesi için çalıştığını anlatır. Selim’in bu çamlı koru gezileri Ayşe’yi tedirgin eder.

Selim’i neşelendirmek maksadıyla eve tarih öğretmeni ve üç öğrencisini davet eder. Selim bu davette tarih öğretmenine Leyla ile ilgili sorular sorar. Ayrıca öğrencilerden Güntülü’nün etkisinde kalır. Ertesi gün Selim’in eline bir telgraf geçer. Telgrafta Leyla’nın asıl adının hanzade olduğu ve gerçek bir prensese olduğu yazılmaktadır. İşin daha da ilginç telgraf üç saat önce Erzurum’dan Yek tarafından gönderilmiştir. Selim yine ertesi gün Leyla’yı bulmak maksadıyla çamlı koruya gider. Fakat orada eski arkadaşı Tahsin’le karşılaşır. Tahsin kendisine Neşriyat şubesinde iş önerir. Selim işi kabul eder ve çalışmaya başlar. Selim Neşriyat şubesindeki işini sevmekle beraber buradaki insanları sevmez. Özellikle Yek’ e benzerliğindin dolayı Osman Fişer adında biriyle ağız kavgasında bulunur. Şubede çalışanlar tasavvufla ilgilenmektedir.

Şubedekilerin rahat hayatlarının bu inançtan kaynaklandığını düşünen Pusat tasavvufu merak eder. o gece Ayşe’ye tasavvufla ilgili sorular sorar. Ama Pusat bu fikri beğenmemektedir. Bir bayram günü Pusat Ayşe’yle beraber önce Huzur çay hanesine sonra Çamlı koru’ ya gezmeye giderler. Yanlarında Gültülü ,Aydolu, Nurhan ve tarih öğretmeni vardır. Bu gezinti sırasında Güntülü Pusot’ a kendisinin 2000 yıldır yaşadığını söyler. Bu arada Pusat o gün Çamlı koruda şiir okuyan sesin Güntülü’ye ait olduğunu anlar. Güntülü Pusat’ın Mete’nin ordusunda asker olduğunu (askerlerin nişanlılarına ok atma sınavı) ok atamadığı için idam edildiğini ve kendisinin de ok atamadığı nişanlısı olduğunu söyler. Pusat yine ertesi gün yine Çamlı koruya gider Leyla yine ordadır. Ona prensesliğini sorar. Ve Leyla kendisinin gerçekten prenses olduğunu anlatır. O Osmanlı soyundan gelmektedir. fakat Leyla’nın Yek adına şüpheleri vardır. Selim gerçeği öğrenir ve eve döner.

O gece Güntülü’yü düşünür ve onu unutmak için çok içer. Tekrar Çamlı koruya gitmek ister ama kendisini Nurhan’ın evi önünde bulur. Onun piyanoda çaldığı “eski arkadaşlar”marşını dinler. Bir ar sendeler ve düşür . kendini yerden Yek kaldırır. Yek bu seferde kendisinin de eski bir asker olduğunu söyler. Selim yine evdedir. Selimin son günlerdeki durumu Ayşe’yi telaşlandırır. Onu muayene etmesi için doktor çağırır. Doktor onun rahatsızlığının aşktan olduğunu söyler. Selim bu aşkın Güntülü’ye duyulduğunu bilmektedir. Ayşe’nin görev yaptığı lisenin mezuniyet töreni vardır. Nurhan, Aydolu ve Güntülü Selim ’i de davet ederler. Selim’ in Güntülü’ye ilgisi burada daha da belirginleşir ve Ayşe bu ilgiyi anlar. Selim’ in kafasında Yek’ le ilgili sorular vardır. Bunların cevabını bulmak için Leyla’nın yanına gittiği bir günde Leyla onu aşık olduğunu anlar. Ve ona bu aşktan vazgeçmesini söyler. Pusat bu aşktan vazgeçmenin tek yolunun kendisini yani Leyla’yı sevmesi olduğunu söyler. Leyla’da buna izin verir. Şeref akşam eve geldiğinde oğlu Tosun’ un annesinin ağladığını söyler. Zira Ayşe artık Pusot’ un vaziyetinden umudunu kesmiştir.

O gece Pusat evde intihar eden arkadaşı Şefle konuşur. Şeref ona yüreğinin kanadığını söyler. Sebebinin ise selimin Güntülü’ye duyduğu ilgi olduğunu anlatır. Sabah olunca evde kan izleri vardır. Bu da Selim’ in gece olan olayın gerçek olduğunu anlamasını sağlar. Yine bir gün Selimle Ayşe dolaşırken Güntülü ve annesine rastlarlar. Güntülü onları evlerine davet eder. burada Güntülü ile Selim arsında bazı tartışmalar olur. Selim akşam eve geldiklerinde bu sefer Güntülü’nün hayali ile konuşur. Güntülü ona Selimin masası üzerinde bulunan Şerefin resmi yerine Kendi resmini koymasını söyler. Şeref isteneni yapar. Ertesi akşam Şeref meyhanededir. Orada bir hayli içtikten sonra Güntülü’nün evine gelir. Eve girmek ister. Ama Şeref yine belirir ve ondan uzak tutmak ister ve kendisinin bu yüzden Selim’le dostluğunu bozulacağını söyler. Selim eve gelir. Ertesi sabah şerefin masadaki resminde daha önce olmayan gözyaşları vardır. Selimin Güntülü’ye ilgisi günden güne artar. Selim bundan kurtulmak için çok içki içer. Artık evde Ayşe ile birer yabancı gibidirler. Bir gün oğlu tosun ona bir mektup verir mektubun içinde Selim’ in Güntülü’ye yazmış olduğu şiir vardır. Güntülü bu mektubu geri göndermiştir. Selim daha sonra bu şiiri Nurhan ve Aydolu’ nun da okuduğunu öğrenecektir. Yine Selim’in içkiyi çok kaçırdığı bir akşam kapı çalınır. Kendisine bir mahkeme celpnamesi gelmiştir. celpnameye getiren Yek’ ti ve onu büyük mahkemeye aşk suçundan çağırıyordu. Bu mahkemede yine olağan üstülükler yaşanır. Hakim Tanrı’ dır. Ve Selim Güntülü ‘ yü severek işlediği yasak aşktan yargılanır. Cebrail, Mikail, İsrafil, peygamberler ileri gelen Türk hükümdarları ondan davacı olurlar. Onu savunan tek insan annesidir. Ve kara alarak Selim’ in suçsuzluğunu ispatlayabilmesi için Temuçin, <Cengiz Kaan’ın ordusundan bir bahadırla dövüşüp onu yenmesi şartı getirilir. Selim ve Bahadır Çamlı koru’ da karşılaşırlar. Dövüşü Bahadır kazanır. Selim yaralanır ve yere yığılır.

Uyandığında hastanededir. Burada 6 gün kalır. Hastaneden çıkınca prenses Leyla’nın evine gider. Fakat Leyla gitmiştir. Yerine kimse bilmez. Ayşe akşam okuldan eve gelir. Tosuna babasının nerede olduğunu sorar. Tosun babasının gittiğini ve kendisinin subay olunca döneceğini söylediğini anlatın. Roman 30. Bölümde sona erer. 31. Bölümle okulda bulunan 3 kızdan bahsedilir. Bunlardan Ülker adlı kız romanın başında anlatılan Uygur hikayelerindeki kahraman Burkay’ ın soyundan gelmektedir. ve bazen Burkay’ ın sesini işitmektedir.

Şahıslar ve Olaylar

 

  • Selim Pusat: Pusat bütün ömrünü askerlik mesleğine vakfetmiş bir yüzbaşıdır. Biz onu romanda kralcı sisteme bağlı oluşundan dolayı ordudan ihraç edilmiş bir subay olarak buluruz. Selim Pusat’ın hemen her şeyi askerlik mesleğidir. Onun için dünyanın en kutsal mesleği budur. Öyle ki gerek Ayşe ile girmiş olduğu tartışmalarda gerek diğer kişilerle girmiş olduğu tartışmalarda hep askerliği üstün tutmuştur. Selim Pusat’ın inanç konusunda ciddi sorunları vardır . o manevi olan hiçbir şeye inanmamaktadır. En büyük isteği Mete’nin ordusunda bir subay olabilmektir. Selim Pusat’ ın askerlik mesleğine neden bağlı olduğunu ve kralcı sisteme bağlılığını romanının son bölümlerinde yapılan mahkemeden de anlarız. Bu mahkemede Selim Pusat tanrının dahi bazı sözlerine itiraz ederken Türk dünyasının ileri gelen komutanlarına tam bir teslimiyet içindedir. Selim Pusat askerlik görevinden atıldıktın sonra suskun dünya ve insanlardan nefret eden bir kişiliğe bürünmüştür. Evde bütün zamanını harp kitaplarını okuyarak geçirmeye başlamıştır. Selim Pusat’ ın bir yönü de şair oluşudur. Romanda onunu Güntülü’ ye yazmış olduğu bur şiir de bulunmaktadır.
  • Ayşe: Ayşe Selim Pusat’ ın eşidir. İyi bir edebiyat öğretmenedir. Fikir açısından Selim Pusat’ ın zıttı bir tip tir diyebiliriz. Ayşe; eşinin ordudan atılmasından sonra eşini tekrar kopmuş olduğu dünyaya bağlamanın yollarını aramaktadır. Bu uğurda eşenin kendisine yapmış olduğu hakaretlere bile katlanmıştır. Ayşe; Selim Pusat’ ın kralcılık fikrinin diyetini ödeyen en önemli kişidir. Roman boyunca Selim Pusat’ ın hayatı bağlamanın yollarını arayacaktır.
  • Güntülü: Ayşe’nin öğrencisidir. değişik bir kişiliği sahiptir. Selim Pusat’ ın geçmişi ile .ilgili söyledikleri ile Pusat’ ı şaşırtır. Kendince Mete zamanında bahadırların kendi nişanlılarına ok atması sınavında ok atılmayanlardan birisidir. Ve 2 bin yıllık bir geçmişi vardır. Selim Pusat onu çok vahşi bulmaktadır. Bu kızda vahşi ve hırçınlığından ileri gelen bir çekicilik vardır. pusat bu kıza aşıktır. O bir anlamda Selim’ in Mete’nin ordusundan atılmasına sebep olan kızdır. Ayrıca Güntülü edebiyatta olan başarısıyla da Ayşe öğretmenin dikkatini çekmektedir.
  • Şeref: Selim Pusat’ ın arkadaşıdır. Selim’ le birlikte ordudan atılmış ve intihar etmiştir. O da Selim gibi asker ir kişiliktedir. Romanda gerçek mi, değil mi olduğu anlaşılmayan bazı olaylar vardır. Bu olayların bazılarında Şeref Pusat’ la konuşur. Ve onu Güntülü hakkında uyarır. Leyla Mutlak; Leyla mutlak kanuninin soyundan gelen bir prenstir. O da kralcı sisteme inanmaktadır. Fakat onun derdi tekrar bu sistemi getirmek değil asıl ismi olan Hanzede’ yi kullanabilmektir. Leyla Mutlak’ ta Ayşe’nin eski öğrencilerindendir. Ve Selim Pusat’ ın Güntülü aşkına karşı gelenlerdendir.
  • Yek: Kambur, topal biridir. Romanda değişik yerlerde ansızın belirir. Tam olarak kim olduğu bilinmez. Kendine göre Leyla Mutlak’ ın tahta geçmesi için çalışmaktadır. Olağan üstü bir kişiliktir. Hep olmayacak zamanlarda o vardır. Pusat’ la ilgili her şeyi bilmektedir. Yek bir anlamda Selim’ i kamçılayan merak unsurudur.

 

Yazar

 

Hüseyin Nihal Atsız, 12 Ocak 1905’te İstanbul’da Kadıköy’de doğdu. Babası bahriye (deniz) subayı Nail Bey, annesi Fatma Zehra Hanımdır. İlköğrenimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul sultanilerinde yaptı. Buradan mezun olunca Askeri Terbiye’ye yazıldı. Bu okulun 3.sınıfında iken, Arap asıllı bir subaya selam vermeyi reddettiği için okuldan çıkarıldı. Daha sonra İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’ne yazıldı. Bu fakülteden 1930 yılında mezun olunca, Türkiyat Enstitüsü’nde, hocası Köprülüzade M.Fuat Beyin asistanı oldu. Ancak diğer hocası Zeki Velidi (Togan) Beyin Türk Dil Kurultayı’nda maruz kaldığı hücumlara tepki olarak çektiği telgraf sebebiyle asistanlıktan çıkarıldı (1933).

Atsız, önce Malatya Ortaokulu’nda Türkçe, daha sonra Edirne Lisesi’nde Edebiyat hocalığına tayin edildi. Edirne’de iken Orhun dergisini yayımladı (1933-1934). Bu dergi, daha önce yine kendisinin yayımladığı Atsız Mecmua’nın (1931-1932) devamı niteliğindeydi. Her iki dergi de Türkçülük ülküsünü güçlendirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla çıkarılmıştı. Ancak dil, edebiyat, tarih, halkbilim, yazım konularındaki yazılar ve şiirler de bu dergilerde yer alıyordu. Orhun’un 9.sayısındaki, resmi tarih tezini eleştiren bir yazı sebebiyle dergi kapatıldı. Atsız da bakanlık emrine alındı.

Nihal Atsız, bundan sonra dört yıl kadar Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’nda Türkçe öğretmenliği yaptı. 1938’de bu işinden de uzaklaştırıldı. Kendisine resmi hizmet kapısı kapanınca Özel Yuca Ülke ve Boğaziçi liseleri gibi okullarda öğretmenlik yaptı. “Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar” ve “Türk Edebiyatı Tarihi” adlı ilmi kitapların yanı sıra birçok broşür yayımladı. O dönemin sol düşüncesine karşı şiddetli bir fikir mücadelesine girişti. Tanrıdağ, Çınaraltı gibi milliyetçi dergilerde yazılar yazdı. 1943’te Orhun’u yeniden yayımladı. Bu derginin 15-16. sayılarında dönemin başbakanı Şükrü Saracoğlu’na hitaben yayımladığı açık mektuplarda, Milli Eğitim Bakanı Hasah-Ali Yücel’in istifasını istedi.

Atsız’ın Yücel’i eleştirisinin sebebi ise “Milli Eğitim Bakanlığı’nda tek taraflı bir kadrolaşma”dır. Bu yazıların bazılarında muarızlarına sert eleştirilerde bulunan Atsız, sonunda Sabahattin Ali’nin açtığı hakaret davasıyla yargılanmaya başlar. Ve yine bu davayla birlikte Orhun dergisi kapatılır. Atsız-Sabahattin Ali davası büyük yankılar uyandırır. Öğrenci olayları ve gösteriler başgösterir bunun hemen akabinde de Atsız ve 22 arkadaşı hakkında “hükümet darbesine teşebbüs” suçlaması ile yargılandı. Askeri mahkeme, Türkçülerin birçoğunu çeşitli cezalara çarptırdı. Atsız da 6 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak, Askeri Yargıtay bu kararları bozdu. Yeniden görülen dava sonucunda bütün Türkçüler ve bu arada Atsız da beraat ettiler. Ancak, Atsız, uzun süre öğretmenlik mesleğine dönemedi. Türkiye Yayınevi’nde çalıştı ve önemli Osmanlı tarihlerinin neşirlerini hazırladı.

Tek parti iktidarının son yıllarında, fakülteden sınıf arkadaşı Prof Dr.Tahsin Banguoğlu’nun Milli Eğitim Bakanlığı zamanında yeniden öğretmenliğe tayin edildi. Fakat, kendisine öğretmenlik hakkı tanınmadı ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde uzman olarak görevlendirildi.

1950-1951 öğretim yılının başında Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirilen Atsız, burada iki yıl görev yaptı. Bu defa da, 3 Mayıs’ın kutlanması için Ankara’da verdiği bir konferans nedeniyle öğretmenlikten alındı ve Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki görevine iade edildi (1952). Burada 17 yıl çalıştıktan sonra 1969’da emekliye ayrıldı. Atsız, 11 Aralık 1975’te vefat etti.

Eserleri

 

Romanları

Öyküleri

  • ‘Dönüş’, Atsız Mecmua, sayı.2 (1931), Orhun, Sayı.10 (1943)
  • ‘Şehidlerin Duası’, Atsız Mecmua, Sayı.3 (1931), Orhun, Sayı.12 (1943)
  • ‘Erkek Kız’, Atsız Mecmua, Sayı.4 (1931)
  • ‘İki Onbaşı, Galiçiya…1917…’, Atsız Mecmua, Sayı.6 (1931), Çınaraltı, Sayı.67 (1942), Ötüken, Sayı.30 (1966)
  • ‘Her Çağın Masalı: Boz Oğlanla Sarı Yılan’, Ötüken, Sayı.28 (1966)

Şiirleri

  • Yolların Sonu, (Bütün şiirlerinin toplandığı kitap) İstanbul 1946. ISBN 978-975-437-806-1
  • Afşın’a Ağıt
  • Aşkınla
  • Ay Yüzlü Güzel Konçuy
  • ‘Asker Kardeşlerime’, Atsız Mecmua, Sayı.2 (1931), ‘Boz kurt’ imzasıyla Ergenekon, Sayı.3 (1938)
  • ‘Ayrılık’, Atsız Mecmua, Sayı.17 (1932)
  • ‘Bahtiyarlık’, Kopuz, Sayı.10 (1944)
  • ‘Bugünün Gençlerine’, Atsız Mecmua, Sayı.1 (1931), ‘Boz kurt’ imzasıyla Ergenekon, Sayı.1 (1938)
  • ‘Bugünün Gençlerine’ (başlıksız), Atsız Mecmua, Sayı.16 (1932)
  • Davetiye
  • Dosta Sesleniş
  • ‘Dünden Sesler: Yarın türküsü’, Orkun, Sayı.53 (1951)
  • ‘Dünden Sesler: Koşma’, Orkun, Sayı.58 (1951)
  • ‘Dün Gece’, Orhun, Sayı.1 (1933)
  • Eski Bir Sonbahar
  • Gel Buyruğu
  • Geri Gelen Mektup, Orkun, Sayı.44 (1951)
  • ‘Hatıralar’, Çınaraltı, Sayı.2 (1941)
  • Kader
  • Kağanlığa Doğru
  • Kahramanların Ölümü
  • Kahramanlık
  • Karanlık
  • Kardeş Kahraman Macarlar
  • Korku
  • ‘Koşma’, Atsız Mecmua, Sayı.2 (1931)
  • ‘Koşma’ (başlıksız), Atsız Mecmua, Sayı.12 (1932)
  • ‘Kömen’, Ötüken, Sayı.2 (1964), Ötüken, Sayı.28 (1966), Ötüken, Sayı.95 (1971)
  • ‘Macar İhtilâlcileri’, Ötüken, Sayı.79 (1970)
  • ‘Macar İhtilâlcileri’, Ötüken, Sayı.82 (1970)
  • ‘Muallim Arkadaşlarıma’, Atsız Mecmua, Sayı.5 (1931)
  • Mutlak Seveceksin
  • ‘Nejdet Sançar’a Ağıt’, Ötüken, Sayı.138 (1973)
  • ‘O Gece’, Orhun, Sayı.2 (1933)
  • Özleyiş
  • Sarı Zeybek
  • Selam
  • Sona Doğru
  • ‘Şehit Tayyareci Erkânıharp Yüzbaşı Kâmi’nin Büyük Hatırasına’, Atsız Mecmua, Sayı.6 (1931)
  • ‘Şiir’ (başlıksız), Atsız Mecmua, Sayı.8 (1931)
  • ‘Şiir’ (başlıksız), Orhun, Sayı.3 (1934)
  • Topal Asker, Atsız Mecmua, Sayı.4 (1931), Kopuz, Sayı.4 (1943)
  • ‘Toprak-Mazi’, Atsız Mecmua, sayı.14 (1932), Kopuz, Sayı.3 (1943)
  • Türk Gençliğine
  • Türk Kızı, Tanrıdağ, Sayı.4 (1942)
  • ‘Türkçülük Bayrağı’, Ötüken, Sayı.119-120 (1973)
  • Türkistan İhtilalcilerinin Türküsü
  • ‘Türklerin Türküsü’, Atsız Mecmua, Sayı.3 (1931), ‘Boz kurt’ imzasıyla Ergenekon, Sayı.2 (1938)
  • Unutma
  • ‘Varsağı’ (başlıksız), Atsız Mecmua, Sayı.9 (1932), Atsız Mecmua, Sayı.10 (1932), Atsız Mecmua, Sayı.17 (1932)
  • Yakarış I
  • Yakarış II
  • Yalnızlık
  • ‘Yarının Türküsü’, Çınaraltı, Sayı.10 (1941)
  • Yaşayan Türkçülere Ağıt
  • Yolların sonu, Atsız Mecmua, Sayı.17 (1932)

Diğerleri

  • Divan-ı Türk-i Basit, Gramer ve Lugati, Mezuniyet Tezi, Türkiyat Enstitüsü, no. 82, 111 s. (İstanbul, 1930)
  • “Sart Başı”na Cevap, İstanbul, 1933.
  • Çanakkale’ye Yürüyüş, İstanbul, 1933.
  • XVIıncı asır şairlerinden Edirneli Nazmî’nin eseri ve bu eserin Türk dili ve kültürü bakımından ehemmiyeti, İstanbul, 1934.
  • Komünist Don Kişot’u Proleter Burjuva Nâzım Hikmetof Yoldaşa, İstanbul, 1935.
  • Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar, I. Bölüm, İstanbul, 1935.
  • XVinci asır tarihçisi Şükrullah, Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, İstanbul, 1939.
  • Müneccimbaşı, Şeyh Ahmed Dede Efendi, Hayatı ve Eserleri”, İstanbul, 1940.
  • 900. Yıl Dönümü (1040-1940), İstanbul, 1940.
  • İçimizdeki Şeytanlar (Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan eserini eliştirmek için yazılmıştı), İstanbul, 1940.
  • Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul 1940.
  • En Sinsi Tehlike (Faris Erman’in ‘En Büyük Tehlike’ye karşılık vermek için yazılmıştı), İstanbul, 1943.
  • Hesap Böyle Verilir (Reha Oğuz Türkkan’a hitaben yazılmıştı), İstanbul, 1943.
  • Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir (İ.Süruri Ermete: Üçüncü dereceden harb malûlü piyade subayı imzasıyla yayımlanmılştı), İstanbul, 1943.
  • ‘Ahmedî, Dâstân ve tevârîh-i mülûk-i Âl-i Osman’, Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.
  • ‘Şükrüllah, Behcetü’t tevârîh’, Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.
  • ‘Âşıkpaşaoğlu Ahmed Âşıkî, Tevârîh-i Âl-i Osman’, Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.
  • Türk Ülküsü, İstanbul 1956.
  • Osman (Bayburtlu), Tevârîh-i Cedîd-i Mir’ât-i Cihân, İstanbul, 1961.
  • Osmanlı Tarihine Ait Takvimler I, İstanbul, 1961.
  • Ordinaryüs’ün Fahiş Yanlışları (Ali Fuat Başgil’e cevap), İstanbul 1961.
  • Türk Tarihinde Meseleler, Ankara, 1966.
  • Birgili Mehmed Efendi Bibliyografyası, İstanbul, 1966.
  • İstanbul Kütüphanelerine Göre Ebüssuud Bibliyografyası, İstanbul 1967.
  • Âlî Bibliyografyası, İstanbul, 1968.
  • Âşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul, 1970.
  • Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nden Seçmeler I, İstanbul 1971.
  • Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nden Seçmeler II, İstanbul 1972.
  • Oruç Beğ Tarihi, İstanbul, 1973.

Makaleleri

  • (Ahmed Naci ile birlikte) ‘Anadolu’da Türklere ait yer isimleri’, Türkiyat Mecmuası, Sayı.2 (1928)
  • ‘Türkler Hangi Irktandır?’, Atsız Mecumua, Sayı.1 (1931)
  • ‘”İzmirden Sesler” hakkında’, Atsız Mecmua, Sayı.4 (1931)
  • ‘”İzmirden Sesler” hakkında’, Atsız Mecmua, Sayı.5 (1931)
  • ‘Hindenburgun Sözleri’, Atsız Mecmua, Sayı.8 (1931)
  • ‘Bugünün Meseleleri: Aynı Tarihî Yanlışlığa Düşüyor Muyuz?’, Atsız Mecmua, Sayı.11 (1932)
  • ‘Bugünün Meseleleri: Aynı Tarihî Yanlışlığa Düşüyor Muyuz?’, Atsız Mecmua, Sayı.12 (1932)
  • ‘Bugünün Meseleleri: Millî Seciye Buhranı’, Atsız Mecmua, Sayı.14 (1932)
  • ‘Türk Vatanını PeşkEş Çekenlere’, Atsız Mecmua, Sayı.15 (1932)
  • ‘Sadri Etem Bey’e Cevap’, Atsız Mecmua, Sayı.16 (1932)
  • ‘Bugünün meseleleri: Askerlik aleyhtarlığı’, Astız Mecmua, Sayı.17 (1932)
  • ‘Darülfünunun Kara -daha doğru bir tabirle- Yüz Kızartacak Listesi, Atsız Mecmua, Sayı.17 (1932)
  • ‘Vâlâ Nurettin Beyden Bir Sual’, Atsız Mecmua, Sayı.17 (1932)
  • (‘Çiftçi-Oğlu H. Nihâl’ imzasıyla) ‘Dede Korkut Kitabı hakkında’, Azerbaycan Yurt Bilgisi, c.1 (1932)
  • ‘Kuş Bakışı: Orhun’, Orhun, Sayı.1 (1933)
  • ‘Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar I. Türkeli, II. İlk Türkler’, Orhun, Sayı.1 (1933)
  • ‘En Eski Türk müverrihi: Bilge Tonyukuk’, Orhun, Sayı.1 (1933)
  • ‘Kuş bakışı: Türk Dili’, Orhun, Sayı.2 (1933)
  • ‘Türk Tarihi Üzerine Toplamalar III. Yabancıların Türkeline Saldırışı, IV.Milâttan Önceki 5-4üncü Asırlarda Türkeline Doğudan Çinlilerin, Batıdan Yunanlıların Saldırışı’, Orhun, Sayı.2 (1933)
  • ‘X meselesi’, Orhun, Sayı.3 (1934)
  • ‘Haddini Bil!’, Orhun, Sayı.3 (1934)
  • ‘Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: V. Milâttan Önce 3-2nci Asırlarda Türkler Arasında Dahilî Savaşlar’, Orhun, Sayı.4 (1934)
  • ‘Edirne Mebusu Şeref Bey’e Cevap’, Orhun, Sayı.4 (1934)
  • ‘Ahmet Muhip Bey’e Cevap’, Orhun, Sayı.4 (1934)
  • ‘Şarkî Türkistan’, Orhun, Sayı.4 (1934)
  • ‘Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: VI. Kun Devletinin Dahilî Teşkilâtı, VII. Kun (Oğuz) Sülâlesi Devrinde Türk Birliği’, Orhun, Sayı.4 (1934)
  • ‘Komünist, Yahudi ve Dalkavuk’, Orhun, Sayı.5 (1934)
  • ‘İkinci Türk Müverrihi: Yulıg Tigin’, Orhun, Sayı.5 (1934)
  • ‘Alaylı Âlimler’, Orhun, Sayı.5 (1934)
  • ‘Edirne Mebusu Şeref ve Hakimiyeti Milliye Muharriri A. Muhip Beylere Açık Mektup’, Orhun, Sayı.5 (1934)
  • ‘Alaylı Âlimlerden Sadri Maksudi Bey’e Bir Ders’, Orhun Sayı.6 (1934)
  • ‘Cihan Tarihinin En Büyük Kahramanı: Kür Şad’, Orhun, Sayı.6 (1934)
  • ‘Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar’ Orhun, Sayı.6 (1934)
  • ‘Edirne Mebusu Şeref Bey’e İkinci Mektup’, Orhun, Sayı.6 (1934)
  • ‘Gaza Topraklarının Gazi ve Şehit Çocukları’, Orhun, Sayı.7 (1934)
  • ‘Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar’, Orhun, Sayı.7 (1934)
  • ‘Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyetinin Değerli Bir İşi’, Sayı.7 (1934)
  • ‘Baş Makarnacının Sırtı Kaşınıyor’ (Benito Mussolini’ye hitaben yazılmıştı), Orhun, Sayı.7 (1934)
  • ‘İnkilâp Enstitüsü Dersleri’, Orhun, Sayı.7 (1934)
  • ‘Musa’nın Necip (!) Evlâtları Bilsinler Ki:’ (Yahudilere kasten yazılmıştı), Orhun, Sayı.7 (1934)
  • ‘Tavzih’, Orhun, Sayı.7 (1934)
  • Yirminci Asırda Türk Meselesi I. Türk Birliği’, Orhun, Sayı.8 (1934)
  • ‘Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar’, Orhun, Sayı.8 (1934)
  • ‘Kanun Ahmet Muhip Efendiyi Çarptı’, Orhun, Sayı.8 (1934)
  • ‘Moyunçur Kağan Âbidesi, Orhun, Sayı.8 (1934)
  • ‘İstanbulun Fethi Yılına Ait Bir Mezar Taşı’, Orhun, Sayı.8 (1934)
  • ‘Yirminci Asırda Türk Meselesi II. Türk Irkı = Türk Milleti’, Orhun, Sayı.9 (1934)
  • ‘Türk Tarihi Üzerine Toplamalar’, Orhun, Sayı.9 (1934)
  • ’16ncı Asır Şâirlarinden Edirneli Nazmî ve Bu Eserin Türk Dili ve Kültürü Bakımından Ehemmiyeti’, Orhun, Sayı.9 (1934)
  • (Nâmık Kemâl Hakkındaki Fikirleri), ‘Namik Kemal’, Millî Türk Talebe Birliği, Sayı.3 (1936)
  • On Beşinci AsIra Ait Bir Türkü, Halk Bilgisi Haberleri, Yıl.7, Sayı.84 (1938)
  • ‘Dede Korkut’, Yücel, C.VIII, Sayı.84 (1939)
  • ‘Cihan Tarihinin En Büyük Kahramanı: Kürşad’, Kopuz, Sayı.3 (1939)
  • (‘Çiftçi-oğlu’ imzasıyla) ‘Atalarımızdan Kalan Eserleri Yıkmak Vatana İhanettir’, Kopuz, Sayı.5 (1939)
  • ‘Türk Tarihine Bakışımız Nasıl Olmalıdır?’, Çınaraltı, Sayı.1 (1941)
  • ‘Koca Ragıp Paşa, Haşmet ve Fıtnat Hanım Arasında Şakalar’, Çınaraltı, Sayı.3 (1941)
  • ‘Dilimizi Türkçeleştirmek İçin Amelî Yollar’, Çınaraltı, Sayı.5 (1941)
  • ‘Türk Ahlâkı’, Çınaraltı, Sayı.7 (1941)
  • ’10 İlkteşrin 1444 Varna meydan savaşı’, Çınaraltı, Sayı.15 (1941)
  • ‘Büyük Günler’, Çınaraltı, Sayı.16 (1941)
  • ‘İki Mühim Eser’, Çınaraltı, Sayı.17 (1941)
  • ‘En Eski Zamana Ait Türk Destanı. Alp Er Tunga Destanı’, Çınaraltı, Sayı.19 (1941)
  • ‘Namık Kemal’, Çınaraltı, Sayı.22 (1942)
  • ‘Mühim Bir Dergi’, Çınaraltı, Sayı.27 (1942)
  • ‘Millî Şuur Uyanıklığı’, Çınaraltı, Sayı.33 (1942)
  • ‘Türk Gençliği Nasıl Yetişmeli?’, Çınaraltı, Sayı.35 (1942)
  • ‘İran Türkleri’, Çınaraltı, Sayı.36 (1942)
  • ‘Dil Meselesi’, Çınaraltı, Sayı.38 (1942)
  • ‘Rıza Nur’, Çınaraltı, Sayı.42 (1942)
  • ‘Yeni Bir Selçukname’, Çınaraltı, Sayı.52 (1942)
  • ‘Günümüzün Baş Müverrihi ve Büyük Bir Eseri’, Çınaraltı, Sayı.58 (1942)
  • ‘Osmanlı Padişahları’, Tanrıdağ, C.1, Sayı.10 (1942)
  • ‘Osmanlı Padişahları II’, Tanrıdağ, C.1, Sayı.11 (1942)
  • ‘Yeni Eserler: “Adana Fethinin Destanı”‘, Çınaraltı, Sayı.82 (1942)
  • ‘Türk Milletinin Şeref Şehrahı’, Kopuz, Sayı.1 (1942)
  • ‘Fatih Sultan Mehmet’, Çınaraltı, Sayı.88 (1942)
  • ‘Azizim Tevetoğlu’, Kopuz, Sayı.7 (1942)
  • ‘Türk Sazı’, Türk Sazı, Sayı.1 (1942)
  • ‘Türkiyenin Millî Futbol Maçları’, Türk Sazı, Sayı.1 (1942)
  • ‘Türkçülük’, Orhun, Sayı.10 (1942)
  • ‘Türkçülere Birinci Teklif’, Orhun, Sayı.10 (1942)
  • ‘İki Büyük Yıl Dönümü’, Orhun, Sayı.10 (1942)
  • (İmzasız) ‘Türk Gençlerine Düşündürücü Levhalar: 1′, Orhun, Sayı.10 (1942)
  • (‘T. Bayındırlı’ imzasıyla) ‘Türkiye’nin Millî Futbol Maçları’, Orhun, Sayı.10 (1942)
  • ‘Büyük Bir Yıl Dönümü’, Orhun, Sayı.10 (1942)
  • ‘Türkçülere İkinci Teklif’, Orhun, Sayı.11 (1942)
  • (İmzasız) ‘Türk Gençlerine Düşündürücü Levhalar: 2. 1915 Çanakkale savaşların’ın Bilançosu’, Orhun, Sayı.11 (1942)
  • ‘Türkiyenin Millî Atletizm Maçları’, Orhun, Sayı.11 (1942)
  • ‘Savaş Aleyhtarlığı’, Orhun, Sayı.12 (1942)
  • ‘İki Şanlı Yıl Dönümü’, Orhun, Sayı.12 (1942)
  • ‘Türkçülere Üçüncü Teklif’, Orhun
  • (İmzasız) ‘Türk Gençlerine Düşündürücü Levhalar: 3′, Orhun, Sayı.12 (1942)
  • (‘T. Bayındırlı’ imzasıyla), ‘Türkiyenin Millî Kılıç Maçları’, Orhun, Sayı.12 (1942)
  • ‘Şanlı Bir Yıl Dönümü’, Orhun, Sayı.13 (1944)
  • (‘T. Bayındırlı’ imzasıyla) ‘Türkiyenin Balkanlararası Millî Güreş Maçları’, Orhun, Sayı.13 (1944)
  • ‘Türk Kızları Nasıl Yetiştirilmeli’, Orhun, Sayı.13 (1944)
  • ‘Türk Gençlerine Düşündürücü Levhalar: 4′, Orhun, Sayı.13 (1944)
  • ‘Türkçülere Dördüncü Teklif’, Orhun, Sayı.13 (1944)
  • ‘Türkçülere Beçinci Teklif’, Orhun, Sayı.14 (1944)
  • ‘Yabancı Bayraklar Altında Ölenlere Ağıt’ (Stalingrad Muharebesinde şehit düşen Türk asıllı Kızıl Ordu askerleri için yazılmıştı), Orhun, Sayı.14 (1944)
  • ‘Ülküler Taarruzîdir’, Orhun, Sayı.14 (1944)
  • ‘Varsağı’, Orhun, Sayı.14 (1944)
  • ‘Başvekil Saracoğlu Şükrü’ye Açık Mektup (20 Şubat 1944 Pazar)’, Orhun, Sayı.15 (1944)
  • ‘Başvekil Saracoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup (21 Mart 1944, Maltepe)’, Orhun, Sayı.16 (1944)
  • Saracoğlu, 5 Ağustos 1942′de Başvekil seçildiğinde Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir diye konuştuğu için ‘Türkçü Başvekil’ olarak tanınıyordu.
Afşın Karakozanlı
Afşındır, delidir; ne yapsa, yeridir. Sevecendir, pek umursamaz; ama bir o kadar da haylaz. Derken efendim, hatır bilir, gönül sayar; ilgi alanıdır bilgisayar. Tabii, sadece bunlar olmaz kâfi; bazen neşeli bazen de kederli. Biraz ırkçıdır biraz deli; uykusuz geçmez geceleri... Art ardına dizerken dizeleri; sormayın ne kadar düşünceli. Öyle sevmez, sevemez her şeyi; o yüzden derler "ipe sapa gelmez biri". Diyen desin, söyleyen etsin, tutan yapsın; işte budur Karakozanlı Afşın.
   
  1. şeyda
    14 Eki, 2014 - 19.40 | #1

    çok güzel bir kitap herkese tavsiye ederim

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.

*

  Yukarı çık!