Rıza Nur

rıza nurBugün Türkçülüğe öncülük etmiş kişileri sıralamaya kalkarsak şüphesiz ki Dr. Rıza Nur en üst sıralarda bulunacaktır. Bunu kabul etmeyecek Türkçü yok gibidir, hatta yoktur. Ancak bu kadar kesin bir şekilde bunu kabul ediyor olsak da, aramıza Rıza Nur’u farklı yargılayanlarda vardır. Sadece aramızda kalmayıp, tarihle özellikle de Atatürk ile ilgilenenlerinde dikkatinden kaçmaz Rıza Nur konusu. Atatürk ile aralarında bir anlaşmazlığın var olduğundan, bu anlaşmazlığın da Rıza Nur tarafından kaynaklandığından bahsedilmektedir.

Rıza Nur’un Arnavutları isyana teşvik ettiğini ilk kez Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Nutuk’u okurken gündeme taşır ve meclise yeni bir hedef göstererek Rıza Nur’a cephe oluşmasını sağlar. Bundan sonra birçok kişi Rıza Nur’u hain ilan ederek ona saldırmaya başlamıştır. Bunların üzerine de 1928 yılında yazmaya başladığı öne sürülen “Hayat ve Hatıratım” kitabında Atatürk’e türlü iftiralarda bulunduğu söyleniyor. Evet, böyle bir kitap var ama Rıza Nur’un yaşamında yayınlanmamıştır. Üzerinde haklı olarak şüphelerimiz vardır ve kitabın Rıza Nur’a ait olmadığını da biliyoruz.

Bu şüpheli kitabı kaynak alarak Rıza Nur’a pek çok çevre tarafından saldırılmaktadır. Peki, büyük Türkçü, yüksek milli şuura sahip, Milli Mücadele’nin önemli simalarından ve Lozan’ın asıl kahramanı Dr. Rıza Nur, yapılan bu saldırıları hak ediyor mu? Bu derin ancak basit sorumuza öncelikle Arnavutluk olayına açıklık getirerek başlayalım. Rıza Nur,1908 sonrasında iki partili dönemde ittihat ve Terakki’ye karşı Hürriyet ve İtilaf saflarında etkin bir şekilde çalışmıştır, iki parti arasındaki çetin mücadelede Hürriyet ve İtilafçılar, İttihatçıları devirmek için çok çalışmıştır. Rıza Nur’da bu olayda etkin bir rol üstlenmiştir. İttihatçıların kötü yönetiminden bunalan Arnavutlarda hürriyet ve itilaf saflarında oluşan ayaklanmaya katılmıştır. Olay tamamen siyasi boyuttadır. Çünkü ayaklanmanın başarıya ulaşmasından sonra Rıza Nur bizzat Arnavutluktaki hareketin reislerine başarıya ulaşıldığı için dağılmalarını telkin etmiştir. Bunun ardından da ayaklanma hareketi son bulmuştur. Eğer ki bu olay siyasi bir hareket olmasaydı, başarı kazanmış olan Arnavutlar Rıza Nur’un sözünü dinlemeyip ayaklanmayı milli bir olaya çeviremezler miydi ? Ayrıca hareket sadece Arnavutlarla değil Türklerinde katkısıyla hatta harekette sözü geçen reislerden birisi olan Türkoğlu Türk Hoca Said’in de öncülüğünde gerçekleşmiştir.

Görülüyor ki burada olay siyasi bir çerçevededir. Tıpkı bugünün partiler arasında olanlar ve de olacaklar gibi. Rıza Nur’un bu olayda bir suçunun bulunmadığı görülüyor. Zaten Türklük ateşiyle yanıp tutuşan birisini böyle bir konuda araştırma yapmadan suçlamak bir vicdan meselesidir. Atatürk, çevresindeki dalkavukların etkisinde kalarak hata yapmıştır. Üstelik mühim bir hata yapmıştır. Bir insanı vatan topraklarının kaybıyla suçlamak onu hain ilan etmekle eş değerdir. Üstelik Rıza Nur bunu kasten yapmakla suçlanmaktadır. Bunları söyledikten 10 yıl sonra Rıza Nur’un hastalığı ile ilgili göndermiş olduğu telgrafta acaba Başbuğ Atatürk yaptığı hatanın farkına varıp bir pişmanlık belirtisi mi göstermiştir?

Hastalığınızdan pek müteessirim. Ciddi bir tedaviye ihtiyacınız lüzumunda kabul etmekle beraber heyeti vekile meyanında ifa buyuracağınız vazifeyi mühim ve vaziyeti hazıramızda sebk edecek hizmet ve muavenetinizi elzem gördüğümden Ankara’da mümkün olan her türlü tedavi ve istirahatinize rufekaca da yardım edilmek üzre her halde teşrifinizi ve hareketinizin makine başında anba buyurulmasını rica ederim efendim.

28-12-1937 – Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal

Atatürk yaptığı hatanın belki farkına varmış olabilir. Ancak bu hatası belki de devlet yönetimi için büyük bir hata olmuştur. İsmet İnönü’yü çok geç tanıması ve İnönü için pek çok yakınını gözden çıkarması hem devlet yönetiminde hem de kendinden sonraki dönem için hiç hayırlı olmamıştır. İşte Rıza Nur da bunların en önemlisidir. Yüksek milli şuura, pek çok deneyime, bilgiye, uluslararası siyasette başarı ve tecrübeye sahip Rıza Nur’un eksikliği bugünlere kadar hissedilmektedir. Herhalde İnönü’nün eline kalmayan bir Türkiye bugün bambaşka konumda olurdu.

Milli Mücadele’de;

  • Sinop Mebusluğu *İlk MaarifVekilliği *Hariciye Vekâlet Vekilliği(4 kez)
  • Sıhhıye Vekilliği(2 kez)
  • Türkiye-Rusya, Türkiye-Ukrayna, Türkiye-Amerika, Türkiye-Afganistan,Türkiye-Polonya

arasındaki antlaşmalarda tam yetkili isim(Selahiyet-i kamileyi haiz murahhas) olarak görevini yapmıştır.

Ve en önemlisi Lozan‘ın baş mimarıdır.

Lozan Antlaşması söz konusu olduğunda insanların aklına ismet İnönü geliyor. Bunun sebebi hakkının olduğundan değil, gerek “Milli Şeflik dönemindeki baskı ve yaygarası, gerekse Rıza Nur’un adının asılsız olarak kötü kullanılmasıdır. Bunların sonucunda İnönü “sözde Lozan Kahramanadır. Hâlbuki İnönü ne Lozan’ın ne de İnönü Savaşlarının kahramanıdır.

Ordusunun başından korkup kaçarken, Türk Ordusu’nun düşmanı yenmek üzere olduğunu öğrendiğinde gere dönerek kahramanlığı üstlenmiştir. Ne kadar korkak olduğunu, Kazım Karabekir’in anılarında Kazım Paşa’ya”Milli Mücadele’ye katılmayıp ortak olarak köylerinde İsmet Ağa, Kazım Ağa olma” teklifinde bulunduğunu görerek de anlıyoruz.

Aynı korkaklığını Lozan’da da sürdüren İnönü, tekrar savaş çıkar korkusuyla üç gün üç gece uyuyamamıştır. Aynı zamanda günlerce kimseyle de konuşmamıştır. Savaş korkusuyla Musul’dan bile vazgeçen İnönü hem Rıza Nur’un hem de Ankara’nın büyük tepkisiyle karşılaşmıştır. Rıza Nur ise Lozan’da bütün murahhaslarla tek başına mücadele ederken, yunan başvekili venizelosun bir tartışmada dayanamayarak bayılmasına sebep olmuştur. Bu olay Avrupa’nın çeşitli gazetelerinde gündeme gelirken konuyla ilgili çizilen karikatürlerde kimin büyük kimin küçük olduğu bir yabancı gözüyle kâğıda aktarılmıştır. Bunların dışında İnönü’nün Lozan dönüşü yaptığı konuşma da bu söylediklerimi ispatlar niteliktedir:

“Bilhassa murahhas olarak beraber çalıştığım Dr.Rıza Nur Beğ’i kemal-i tevkir ile yâd etmek isterim(alkışlar!). Arkadaşlar! Günagün tesirat altında yalnız ilim, vukut ve tecrübe kâfi değildir. Fevkalade bir metanet-i asap lazımdır. Hakikaten bir ideale hizmet lazımdır. Fevkalade bir feragat-i nefis hissi ile yekdiğerine eklemek ve yekdiğerine samimi müzaheret göstermek lazımdır. Arkadaşlarımdan ve bilhassa Rıza Nur Beğ’den bunları gördüm. Dr. Rıza Nur Beğ, Türk hey’et-i murahhası içinde başlıca medar-i muvaffakiyet olmuştur. Millete bunu söylemek vazifemdir.

İsmet İnönü(TBMM Zabıt Ceridesi, İkinci İntihap Devresi, Birinci İçtimai Senesi ı.Cils S.252)”

İşte Lozan’ın baş mimarı Rıza Nur… Böylesine önemli işler yapmış millet sevgisi ile dolu olan Rıza Nur’u hain ilan etmek, büyük bir hata ve vicdan meselesidir. Rıza Nur sadece bunları yapmayıp Türklük için de ardında mühim eserler bırakmıştır. 8 Eylül 1942’de hayata gözlerini yummuştur. Bugün Merkez Efendi Kabristanında yatmaktadır.

Kısacası Rıza Nur ömrünü Türklüğe adamış ve öyle de yaşamış büyük bir Türkçü’dür. Bugün nasıl ki Atatürk’ü Türklüğe karşı yapmış olduğu hizmetlerden dolayı seviyor ve ululuyorsak, Rıza Nur da bu çerçevede değerlendirerek hakkını vermemiz gerekir.

Rıza Nur “Türklük için yaşadı, öldü.

Orkun Göntem

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!