Osmanlı’da Hristiyan Türkler

hz isa ve hristiyanlıkGagauzlar, Hıristiyan olmalarına rağmen, Hıristiyanlığın temel espirisine aykırı olarak kurban kesmekte, hatta Divanü Lugati’t-Türk’te izah edilen “ıduk” kurbanını “Allahlık” adı altında yaşatmakta; Türk destanlarında önemli bir yer tutan ve Türk kavimlerince kutsal kabul edilen kurt için “Kurt Bayramı” (Canavar Yortusu) kutlamaktadırlar.

Gagauzlar, Osmanlı idaresinde yaşadıkları süre içerisinde, Türk olmalarına rağmen Hıristiyanlıkları sebebiyle ihmal edilmiş; Rum ve Bulgar papazların dinî ve kültürel baskısı altında bırakılmışlardır. Bununla birlikte onlar bu dönemde Anadolu kültürü ile ilişkilerini “Karamanlıca” adı verilen Grek harfleriyle Türkçe yazılmış kitapları okuyarak sürdürmüş, bu kitaplardan birçok hikâye, masal ve türkü öğrenmişlerdir.

Romanya’dan gelerek Türkiye’ye yerleşmiş olan Gagauzlar, nüfus hüviyet cüzdanlarında din ve milliyetlerini belirten bir sütun olmadığından din ve mezhepleri yerine “Hıristiyan Ortodoks” olarak kaydedilmiş ise de 16.09.1943 tarihinde icra vekilleri Heyeti aldığı bir kararla bunları diğer Hıristiyanlardan ayırmak amacıyla mezhep sütununa “Türk Ortodoks” kaydının konulmasını uygun görmüştür.

Osmanlı Devleti’nin yükselme döneminden itibaren Ortodokslar içinde, kendilerine Karamanlılar adı verilen bir Ortodoks cemaatinin varlığı dikkati çekmektedir. Türkçe konuşan bu topluluktan günümüze kadar pek çok kitabe kalmıştır. “Karamanlıca” denilen ve “Grek harfleri ile Türkçe” yazılmış pek çok yazılı eser günümüze intikal etmiştir. Bu tür basılı eserleri yurdumuzun hemen her tarafında bulmak mümkün olduğu gibi, kitabelere de özellikle Kayseri, Nevşehir, Niğde ve Konya çevresi ile daha pek çok yerde rastlanabilir.

Türk Ortodokslarının, Osmanlı idaresinde neden ayrı bir cemaat olarak görülmediği, daha doğru bir ifade ile diğer Ortodokslarla birlikte mütalaa edildiği meselesini Cami’in (Baykurt) satırları ile aktaralım:

Arap tarihçileri ve onları takip eden Türkler, VIII. yüzyıldan XV. yüzyılın ortasına kadar devam etmiş olan Rum-Arap ve Rum-Türk savaşlarının bütün safhalarında, İslâm ve Hıristiyan olmak üzere muharipleri iki cepheye koyuyorlar, bundan dolayı ırk ve kavmiyet farkları belli olmuyor. Tabii o zamanki saltanat ve devlet mefhumuna uygun olan tarz da bu idi.

Osmanlı Devleti içindeki Hıristiyan Türkler, millî aileye yabancı kaldılar ve dinî milletler teşkilâtında Ortodoks cemaati içinde Fener Partrikhanesinin hükmü altına düştüler. Devletin siyasî idarî ve askerî hizmetlerinden uzakta, haraç ehlinin, raiyye sınıfının içinde kalmış olan bu Türklerin, Osmanlıların ilk asırlarında, çiftçilik hayatına imkân veren tımar ve zeamet sahiplerinin idaresi zamanında diğer ahali gibi çiftçiliğe devam ettikleri muhakkaktır.

| « Önceki Sayfa « | | » Sonraki Sayfa » |

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!