Klasisizm / Kuralcılık Akımı

klasisizm nedir, temsilcileriKlasisizm edebiyat akımını ve temsilcilerini açıklamaya, öncelikle klasik kelimesinin kökenine bakarak başlayalım. Klasik kelimesi, köken itibariyle “seçme” anlamındaki Latince ‘classicus’tan gelmektedir. Kelime gerek Batı dillerinde gerek Türkçede farklı kişiler ve farklı dönemlerde farklı anlamlarda kullanılmıştır. Yine bir edebiyat terimi olarak, önce on yedinci yüzyılın ikinci yarısında yetişen büyük Fransız şairleri için birinci sınıf yazar yerine kullanıldığı ; fakat edebi akımla ilgili olarak klasik kelimesinin daha geniş anlam kazandığı belirtilir. Klasisizmin tarifini klasik özelliklere sahip edebiyat akımı olarak yapan Gözler, üzerinden yıllar geçmesine rağmen değerini kaybetmeyen ayrıca her çağ için örnek değeri kendi özünde taşıyan ve akli güzellik ilkelerine dayandığı gibi Eski Roma ve Yunan yazarlarının akılcı bir açıdan taklidi bir yönü bulunan eserler klasik adını alır demektedir.

Klasik edebiyatın doğuşu, dünyada dönemin Fransa’sında yaşanan siyasi, sosyal ve kültürel nedenlerin bir sonucu, bir yansıması olarak da gösterilebilir. Klasik edebiyat 1598 yılından 1715 yılına kadar olan süreci işaret eder, bu uzun soluklu süreç, ortaya koyulan edebi hareketleri anlamak ve anlamlandırmak adına dönem dönem incelenebilir. İktidarın tutumu, ülkenin siyasi ve sosyal yapısındaki şekillenmeler; dönemlerin şair yazar ve düşünürlerin tutum ve duruşlarını etkilemiş, her dönemin kendine ait özelliklerinin oluşmasına neden olmuştur.

Klasisizmin Ortaya Çıkışındaki Nedenler

Edebi akımların ortaya çıkışı birbirini tamamlayan ve birbirini etkileyen ayrı başlıklar altında incelenmiştir. Siyasi, sosyal ve kültürel nedenler olarak sınıflandırılan bu nedenler akımlara ve buna bağlı olarak farklı coğrafyalarda kendi kimliği bünyesinde çeşitlilik göstermiştir. Fransa’da yaşanan din savaşlarının, iktidar belirsizliğinin yarattığı düzensizlik halkı ve aydınları bir düzen arayışına itmiştir.

1560 tarihinden itibaren on yedinci yüzyılın başına kadar, kırk yıl süreyle Fransa din savaşları yüzünden bunalımlı bir devre geçirmiş, sonunda yorgun düşmüştür. Bu bunalımlı karışık devre on yedinci yüzyılın daha başından itibaren bir düzen ve disiplin isteğini, her alandan bir disiplin isteğini peşinde sürüklemiştir. Bu sıkıntılı günlerden çıkış olarak görülen çözüm yolu mutlak monarşi olmuş siyasi alanda başlayan bu durumun etkileri edebiyata birebir yansıyarak aynı düzen ve disiplin arzusu bu dönemde oluşan klasik edebiyatın temellerini oluşturmuştur. Sosyal nedenler ise şu şekilde ifade edilebilir.

Siyasi nedenlerin başlattığı, başkalaşım süreci, kabuk değiştiren Fransa’nın sosyal yapısını da farklılaştırır, yeni bir sınıfın doğmasına neden olmuştur. “Rönesans ve reform hareketlerinin getirdiği ekonomik hareketlilik ve mutlak monarşi ortamı, Batı toplumlarında yeni bir sınıfın doğuşuna zemin hazırlamıştır. Ekonomik durumu iyileşen
orta sınıf, gittikçe güçlenmiş, asillere karşı kralın yanında yer almıştır. Bu yeni sınıfın adı Burjuva’dır”. Değişen sosyal hayatın yapısı ve yeni şekli, Mmn De La Fayette’nin romanında olduğu gibi klasik edebiyatın eserlerinde konu edilir. Eser, burjuva ve aristokratların toplantılarına, sarayla olan ilişkilerine, dönemin sosyal hayatına pek çok yönüyle yer verir. Adı geçen sınıfların toplantı ve partilerinde kadının da öne çıkması ile birlikte, zevkte, hislerde, dilde ve sanatta belli bir incelik doğar.

Zaten böyle bir otorite ortamında sanatkârların sosyal, siyasi, ekonomik meselelerden ne de dini meselelerden bahsetmesi pek mümkün değildir. Kültürel nedenler ise şöyle ifade edilebilir. 1540’lı yıllarda Pleiade adı verilen hümanist bir şair grubunun oluşturduğu şiir dilinin Fransızcayı bir çıkmaza soktuğunu düşünen Malherbe, ana dillerini bu çıkmazdan kurtarmak için bir temizlik bir reform yapılması gerektiğini düşünür. Pleiade şairlerinin, Yunan ve Latin şairlerinin şiirlerinden ilham alarak buldukları yeni tekniklerle dillerini genişletmeye ve geliştirmeye çalışmışlar, bu çabaları neticesinde, Fransız dilini de Fransız edebiyatını da, Eski Yunan ve Latin edebiyatının kusursuzluğuna eriştirmek istemişlerdi. Bütün bu yapılanlar karşısında, Francois de Malherbe (1555-1628), 1605 yılından itibaren dil ve şiir alanındaki teorileri ekseninde bir takım yenilikleri hayata geçirmeye başlar.

Malharbe, Fransızcanın karışıklıklarından, yabancı kelime ve deyimlerden, çapraşık cümlelerden, abartılı imajlardan, fantezist kullanımlardan arındırılıp sadeleştirilmesi gerektiği kanaatini açıklamıştır. Bu konuda hamalların konuştuğu dilin örnek alınmasını ister. Tuğrul İnal (1981), klasisizmin denilince on yedinci yüzyıl yüzyıl, on yedinci yüzyıl deyince klasisizmin akla gelmesi gibi bir önyargının doğru olmadığını, bu edebi akımın, genel ilkelerinin önceki yüzyılda Rebablis ve Montaigne’den de daha ileri giderek Aristo Tales’te olduğunu belirtse de; klasisizm 1660 ekolü olarak anılmıştır.

Klasisizmin kapsadığı süreç üç dönemde incelenmiştir:

1) 1598-1660 Klasik edebiyat dönemi (disiplin ve monarşiye yöneliş): Bu dönemde başlatılan siyasi, sosyal, dini, idari, kültürel yenilikler, klasik edebiyatın çizgilerinin belirmesini sağlamış, oluşumuna yardım etmiştir. “Bu dönemde düzensizliğe ve anarşiye karşı her alanda bir tepki göze çarpar… Edebiyat alnında da kendisini hissettiren düzen disiplin isteğine Pledia şairlerinde bunlardan eser olmadığını söyleyen Malharbe cevap verir”. Bu dönemde yapılan pek çok çalışma klasik edebiyatın ilkelerinin temellerini oluşturmuştur. Bu çalışmaların ilki, Mallearbe’nin dilinanlaşılır hale gelmesi adına gerçekleştirmek istediği dil reformudur. Malharbe’nin hayattayken dil adına yapmak istediklerini; ölümünden sonra kurulan Fransız Akademisi üstlenecektir, kurallaştıracaktır.

Malherbe’nin bu dönemde şiir hakkına söyledikleri, Pleiade (Hümanist şairler topluluğunun) etkilerinin azalması üzerinde etkili olduysa da; klasik edebiyatın en parlak dönemlerinde Malherbe’nin şiirle ilgili bu düşüncelerinden çok söz edilmemiştir. Çünkü hümanist edebiyat her ne kadar şiir merkezli ise klasik edebiyat da tiyatro merkezli bir edebiyattır. Bu çalışmalardan ikincisi Fransız Akademisi’nin bu dönemde kurulmasıdır. “Fransız Akademisi klasik zevki gelenekleri ve sağduyuyu koruyan bir kurumdur”.

Fransız dilinin daha açık daha yalın olması amacıyla 1635 yılında Richelieu tarından Fransız Akademisi’ni kurulmuştur. Fransız Akademisi’nin 24. maddesi, kuruluş amacı ve görevini şöyle açıklar: “Akademinin başlıca görevi, dilimize kesin kuralları vermek, onu arı, iyi anlatımlı kılmak ve sanatlarla bilimleri nakledebilecek duruma getirmek hususunda bütün çaba ve özenle çalışmak olmalıdır.” Fransız Akademisi’nin kralın koruması ve mahiyeti altında olması farklı düşüncelere de yol açmıştır. “Fransa’nın
büyüklüğünün sanat yapıtlarında ve yazında anlatılması bir kesin kural olarak sanatçılardan ve yazarlardan istenir. Theophraste Renaudot’un Gazette’i ve Richelieu’nün Fransız Akademisi bunun için kurulmuştur”. Fransız akademinin çalışma programının hazırlanması istenmiştir.

“Bu çalışma programı bir türlü tamamlanamamıştır. Dil kılavuzu ancak 1694’te yapıldı. Akademi Fransız dilinin gramerini tespit edemedi”. Bu dönemde yapılan bir diğer çalışmanın ise akılcı felsefenin rehber alınması olduğu söylenebilir. Klasik edebiyat, hayal ve duyguyu arka plana itip aklı üstün tutmuştur. “Descartes ve akılcı felsefesi, klasik yazarlara ‘Düşünce net olmalıdır’ ‘Anlatım açık olmalıdır’ diyerek klasik yazarlara önderlik etmiştir”. “Descartes, metod, fizik, metafizik, uzviyetler ve psikoloji alnındaki fikirleriyle tam bir sistem kurmuş olan bir filozoftur… Klasisizmin akılcı bir tutum içinde gelişmesini sağlamıştır”.

2) 1661-1680 Klasik edebiyat dönemi(monarşi idaresinin kurulmuş olduğu dönem): Birinci dönemde gerçekleştirilen yeniliklerle, benimsenen görüşlerle sınırları yavaş yavaş beliren klasisizmin ilkeleri 1674 yılında Boileau tarafından Art Poettique adlı eserde yayımlanır. Bu dönem, klasik edebiyatın en parlak dönemi olarak gösterilir.

3) 1680-1715 Klasik edebiyat dönemi (Mutlak monarşi döneminin zayıflamaya başladığı dönem): Kralın yaşlanması, klasik şair ve yazarların bazılarının ölmesi klasisizmin
gücünü kaybetmesine neden olmuştur. Kuruluşu ve temel ilkelerini, iktidardan ve sosyal düzenden alan klasik edebiyat değişen dengelerle sarsılır, zayıflar. “Klasisizm akımı, Madam De La Fayette’nin Princesse De Cleves romanının dışında hep tiyatro alanında yapıtlar vermiştir”. Francçois de la Mothe Fenelon (1651-1715), Jean de la Bruyere (1645-1696), Jean Racine (1639-1699), Nicolas Boileau (1636-1711), Jacgues-Benigne Bossuet (1627-1704) Blaise Pascal (1623-1666),Moliere (1622-1673), Jean de la Fontaine (1621-1695), John Milton (1608-1674), Pierre Cornellie (1606-1684), François de Malherbe (1555-1628) kalsik edebiyatın temsilcileri olarak gösterilir.

Türk Edebiyatında Klasisizm

Klasik edebiyatın Fransa’da etkili olduğu tarihlerde, Türk edebiyatında henüz divan edebiyatının etkisi sürmekteydi. Türk edebiyatı diğer akımlarda olduğu klasizm ile de ortaya çıktığı zamandan daha sonraki zaman diliminde tanışır: “Bizim, Tanzimat edebiyatımızla Batı’ya yönelişimiz sırasında, romantizm bile yerini realizme
bırakmış bulunduğundan, daha önce yaşantısını bitirmiş olan klasisizmle tanışmamız ve edebiyatımıza getirmemiz mümkün olmamıştır”. “Klasisizm, 1839’da yani siyasi Tanzimat’tan aşağı yukarın otuz yıl kadar sonra klasiklerden yapılan tercümeler yoluyla ancak edebiyatımızda akis bulabilmiştir”. Bu nedenle; bu döneme ait tiyatro metinleri ve edebi türler bizim edebiyatımızda çeviri yahut adaptasyon şeklinde yer almaktadır.

Edebiyatımızda; Şinasi, Ali Bey, Ahmet Vefik Paşa, klasisizmin; Namık Kemal, Ahmet Mithat, Abdülhak Hamit, Recaizade Ekrem romantizmin; Halit Ziya Uşaklıgil, Tefik Fikret, Mehmet Akif, Ömer Seyfettin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu realizmin; Hüseyin Rahmi Gürpınar natüralizmin etkisinde kalmışlardır. Nabi zade Nazım, romantik duyarlılıktan natüralizme geçme çabası göstermesi bakımından ilgi çeker. Klasisizm edebi akımına ait eserler, Türk edebiyatında Tanzimat Dönemi edebiyatıyla görülmeye başlanmış, Ahmet Vefik Paşa’nın Moliere’den yaptığı adaptasyon ve çeviriler, klasik edebiyatın tanınmasında önemli olmuştur.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!