Komünizm Nedir? (İlkel, Anarşist, Stalinizm, Maoculuk)

komünizm ve şirinler

Bütün malların ortak kullanılmasını amaçlayan ve özel mülkiyete karşı olan bir fikir akımıdır Komünizm ve bu fikir akımı her zaman sınıfsız toplumu amaçlar. Komünizm fikrine mensup olanlara ise Komünist denir. Peki, dünyayı Şirinler adlı çizgi seyirlikle bir gören bu komünistler, ortaya çıkardıkları bu fikirle ve sağladıkları rejimle dünyada neler yaptı? Buyurun bakalım:

İlkel Komünizm (Komünizmin ilk çıktığı yerler)

Komünizm, Rusya’da çıkmadan önce ı6.yüzyıllarda batıda da vardı. İlk komünal devlet yönetiminin Paris Komün olduğu da iddia edilir. Platon’un yazdığı Devlet adlı ütopya incelemesinin de Komünizm fikrine yakın olduğunu bazı Moskof yanlısı köşe yazılarında ve kitaplarda bulabilirsiniz. Hatta Kolomb’dan önce Amerika kıtasında gelişmemişi!) Kızılderili kabilelerin de Komünizm’le yönetildiği söylenmektedir. Peki, asıl doğduğu yer batı olan bu fikir, neden savunucuları tarafından batıya karşı bir silah olarak kullanılır? Tabanında açıkça hümanizm görülen bu siyasi devlet rejimi, batının neden lanetleyicisidir? Bunlar ilk çelişkiler. Gelelim diğer dönemlerdeki komünizm hâkimiyetine.

Anarşist Diye Sıfatlandırılan Komünizm

Anarşizm, 14.yüzyılda ret isteğinden doğan, her türlü otoriteye karşı bir öğretidir. Anarşist Komünizm ise bu öğretinin Komünist koludur. Ayrıca bu Anarşist Komünizm, Komünizm’in ikinci aşaması olan ve Marx’ın fikir babası Bilimsel Sosyalizmle de çelişmektedir. Anarşist Komünizm öğretisinin önde gelenlerinden Pruodhon ı85i’deki yazı ve konuşmalarında, kilise, devlet, toprak ve parada kısacası her şeyde otoriteyi reddediyordu. İstediği ise sadece özgürlüktü. İnsanların kimseye hesap vermediği, yaşamını sağlayan devlete bağımlı değil de kendi hür iradesine bağlı olarak yaşamasını istiyordu. Kısacası aklıyla diğer canlılardan ayrılan insanın hayvandan farkı kalmayacaktı bu öğretiyle. Aşırı özgürlük gibi saçma bir isteği olan bu öğreti, ortaya çıktığı her yerde ise iç savaşlara neden olmuştur. İspanya ve Ukrayna iç savaşları buna örnektir. Kısacası bu köhne öğreti, insanları devlete, düzene ve otoriteye karşı kışkırtmaktan ileri gidemedi.

Bu öğretiye Türkiye’de de karşılaşılmaktadır. Türk soyunun genlerine hiç uymayan bu hastalıklı öğreti, Türkiye’de genelde azınlık psikolojisindeki topluluklarda görülmektedir. Kürt halkının bağımsızlığı düşüncesi buna örnek verilebilir.

Peki, Türkiye’de ne gibi sonuçlar doğurdu bu öğreti?

— 300 Milyar dolar maddi para, -Güneydoğu’yu geliştiren GAP’ın maliyeti bile 32 Milyar dolardır. –

— Binlerce güvenlik personelinin şehit olması ve bir o kadar da babasız kalan çocuk,

— 4 milyon civarı istihdam geriliği,

— Binlerce sivil insanın hayatını kaybetmesi,(kadın ve çocuk)

— Görev başında şehit edilen yüzlerce kamu personeli,(öğretmen, doktor vb.)

— Suriye ve Irak sınırlarından kaçak getirilen muhtelif ihtiyaç malzemeleri ve uyuşturucu kaçakçılığı.

— Marksizm-Leninizm Komünizmi

Komünizmi savunan akımlar arasında en yaygınıdır. Marksizm-Leninizm öğretisine göre ilk önce proletarya rejimi başlatılarak burjuvazi yıkılacak ve Komünizm’in hazırlayıcısı olan Sosyalizm aşamasına geçilecek. Sosyalizm’de bir süre sınıf ayrılıkları devam edecektir. Bu süre zarfında Komünizm tabanları iyice oluşturulacak ve devlet denen olgu kaldırılacaktır. Leninizm ve Marksizm’in düşünceleri bu yöndedir.

Vladimir Lenin, bu düşünceleri uygulayabilmek için 1.Dünya Savaşı sırasında İsviçre’den Rusya’ya döner ve Çar yönetimini istifa etmeleri için tehdit eder. İstifa etmeyen Çar yönetimine karşı ayaklanmayı başlatır ve 1917 Şubat’ında Bolşevik Devrimi gerçekleştirilir. Şubat devriminin ardından Rusya’da geçici bir hükümet kurulur. Bu hükümeti de yıkmak için önce Rusya Komünist Partisini(RKP) ardından da Sovyetler Birliği Komünist Partisi(SBKP) kurar ve geçici hükümeti yıkarak Rusya devlet yönetimine kendi adamlarını yerleştirir. Komünist hükümetin kurulması ise Rusya’da iç savaşlara neden olmuştur. Komünist rejime karşı olan gelenekçiler, Troçki yönetimindeki Kızıl Ordu tarafından acımasızca katledilmiş, Rusya Komünist Hükümeti sırf karşıt görüşlü olduğu için kendi ülkesinin insanını anti-hümanist duygularla yok etmiştir. Gelenekçiler tarafından kurulan Beyaz Ordu ise çok az bir kitle tarafından destek gördüğü için ve lojistik destek sağlanamaması sebebiyle Rus komünist hükümetinin Kızıl Ordusu karşısında pek fazla direnememiştir. Ayrıca iç savaş nedeniyle Kızıl Ordu tarafından kontrol altında tutulan bölgelerde ise, masum halkın mallarına el konulduğu, karşı koyanlara ise şiddet uygulandığı bilinmektedir.

Lenin hükümeti, gelenekçilere ve Beyaz Ordu’ya üstünlük sağlaması üzerine, komünizm rejiminin batıya yayılmasını da planlıyordu. Bunun için ilk hedef ise Polonya idi. Bağımsızlığını yeni kazanan Polonya Cumhuriyeti 18.yüzyılda Rusya tarafından ilhak edilen doğu topraklarını yeniden almaya başlamıştı. Bu durum Lenin ve hükümeti için çok güzel bir bahane olabilirdi. Almanya’daki Spartaküs Birliği’nin yükselişe geçmesi, Avrupa’yı Kızıl Ordu’nun süngüsüyle yoklamak için güzel bir nedendi. Bu yüzden Polonya da bir sıçrama tahtası olarak kullanılabilinirdi. Ancak Polonya ordusuyla karşı karşıya gelen Kızıl Ordu yenilgiye uğramıştı ve Lenin’in tüm hayalleri suya düşmüştü.

Kısacası Lenin, lanet püskürdüğü emperyalizmden farkının olmadığını burada açıkça ortaya koyuyordu. Özel mülkiyete karşı olup ortak mülkiyet anlayışını hedefleyen, sınıfsız bir toplum oluşturmaya çalışan ve aşırı özgürlükçü Leninizm(ya da komünizm) burada Amerikan emperyalizminden farkının olmadığını kanıtlıyordu, ve hala dünyada emperyalizm ve komünizm, birbirine zıt iki kavram olarak görülmektedir. Aslında ikisinin de birbirinden tek farkı, kaynağı oldukları ülkelerin farklı olmasıdır.

Stalinizm

Lenin’in ölümünden sonra Stalin dönemi ise Komünizm’in vahşet yüzünü tamamıyla ortaya koymaktadır. Stalin, hayatın yönünü belirleyen baskıcı bir Komünist hükümeti kurdu. Kendisine karşı çıkanlara kesinlikle taviz vermedi. Hatta Troçki’yi kendisini eleştirmesi üzerine partiden ihraç ederek sürgüne gönderdi. Toplumda sınıflaşma giderek arttı ve memurlar arası rantçılık yaygınlaştı. Komünizm, asıl vahşi yüzünü ise özerk bölgelerde yaşayan azınlık Türklere karşı gösterdi. Buna Kırım Soykırımı’m örnek verebiliriz.

İkinci dünya savaşının Kırım Türkleri üzerindeki acı etkisi azımsanamayacak kadar fazladır. Stalin, azınlık milletleri sürgüne göndererek hayalindeki sosyalizm rejimine ulaşmayı hedeflemektedir. Kırım Türklerinin Almanlarla işbirliği yaptığını iddia ederek Kırım Türk’ü soydaşlarımızın topyekûn sürgün edilmesine dair bir karar alır. 18 Mayıs 1944 gecesi bu karar Kırım Türklerine iletilir ve soydaşlarımızdan 15 dakika içerisinde evlerinden hiçbir eşyayı almaksızın bulunulan bölgenin merkezinde toplanmaları istenir. Yurtlarından çıkmamak için direnen soydaşlarımız acımasızca dipçik darbeleriyle öldürülür, hayatta kalanlar ise adeta hayvanlara yapılan muameleyle karşı karşıya kalarak boş vagonlara bindirilir. 2 ay süren bu yolculuk sırasında çok sayıda soydaşımız açlık, susuzluk ve havasızlık nedeniyle hayatını kaybeder. Hayatını kaybedenlerin cesetlerinin gömülmesine ve dışarı atılmasına izin verilmeyerek içerde çürümesine göz yumulur.

Stalin hükümeti bütün Kırım Türklerini ayrı yerlere sürmesine ve aralarındaki direnişi kırmaya çalışmasına rağmen, soydaşlarımız yine de benliklerini korumayı başarmıştır.

Sürgünün ardından Kırım’ın Arabat bölgesinde nüfusu 150 olan bir Kırım Türk’ü köyü unutulduğu fark edilince, Hitler’den farkı kalmayan Stalin bir emir vererek: “24 saat içinde işlerinin bitirilmesini” istemiştir. 24 saatlik süre zarfında ise kadın, çocuk, yaşlı kimse kalmayacak şekilde tüm köy halkı küçük bir tekneye bindirilerek Karadeniz’e salınmış, tekne birkaç mil gittikten sonra ise batırılarak Karadeniz soydaşlarımıza mezar olmuştur.

Kırım Türkleri gibi Karaçaylı Türk soydaşlarımız da sürgün edilmiştir. Stalin, sadece Türkleri katletmekle kalmamış Çeçen-leri de katletmiştir. Stalin’in Türklere olduğu gibi Türk olmayan Çeçenlere karşı tavrı da aynı olmuştur.

Tarihte olduğu gibi halen de devam eden katliamlara en çok hangi milletin maruz kaldığı net olarak görülmektedir. İnsanların eşitliğine ve halkların kardeşliğine dayanan Rus Sosyalizm fikri, ne yazık ki bunu sadece Slav soyu için geçerli saymaktadır.

Maoculuk (Maoizm) ve Şimdiki Çin Komünizmi

Stalinizm’in, Leninizm’den uzak olduğunu iddia eden bazı Lenin taraftarları, Stalin’in ölümü ardından Stalinizm’in, Leninizm’den uzaklaştığını ifşa etti. Bunu da tüm dünyaya gösteren Lenin taraftarları Çin ve Sovyet komünizmi arasındaki farkları iyice arttırmış oldu. Çin ile Sovyet arasında gerginlikler yaşanmaya başlandı. Bunun üzerine ise komünizmin diğer bir kolu olarak Maoizm Çin’de ortaya çıktı. Çin Komünist Partisi(ÇKP) başkanı aynı zamanda Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mao ise, halkların kardeşliği çizgisinden ayrılarak kafasına göre akım yaratmaya başladı. Mao, Çin’de bir eşitlik yaratmak için bazı sosyo-ekonomik projeler geliştirdi; fakat başarılı olamadı. Kendi ülkesinin halkı tarafından da milyonlarca Çinlinin ölümüne neden olması nedeniyle birçok kez eleştirildi. Şu an ise Maoizmden uzak bir komünizm yönetimiyle yönetilen Çin, Stalin’in Kırım Türk’ü soydaşlarımıza yaptığını, Doğu Türkistan’daki UygurTürk’ü soydaşlarımıza yapmaktadır.

Burda da özel mülkiyete karşı olup ortak mülkiyeti hedefleyen, özgürlükçü, halkların kardeşliği çizgisindeki Çin komünizmi, yineTürkleri katletmektedir. Bu da gösteriyor ki Rusların sadece Slav soyuna geçerli saydığı Sosyalizm, Çin’de de Çinlilere geçerli. Kısacası nerde olursa olsun, sosyalizm denen hastalık asla Türk’e göre olmayacaktır.

Türkiye’de Komünizm

Komünizm’in tüm bu gerçek yüzüne rağmen Türkiye’de birtakım toplum hala kızıl Komünizm politikasının savunuculuğunu yapmaktadır. Üstelik Anarşist Komünizm’in Türkiye’de eylem örneği olan Bağımsız Kürdistan ve Kürtçü düşünceye de Halkların Kardeşliği sözleriyle doğrudan olmasa da gizli bir şekilde destek vermektedirler.

Komünizm, Osmanlı zamanında bazı kesimlerce benimsense de bir türlü taraftar yoğunluğu oluşturamamıştır. ı.Dünya Savaşı sırasında ise, Çarlık Rusya döneminde Ruslara esir düşen, Bolşevik İhtilali’nin ardından da serbest kalarak Türkiye’ye gelen Mustafa Suphi tarafından Türkiye Komünist Partisi(TKP) kurularak komünizmin yayılması amaçlanmıştır. Mustafa Suphi’nin Atatürk’e yardım için geldiğini belirtmesi üzerine Ankara’ya davet edilmiştir. Atatürk, dışardan gelen yardımların kabul edileceğini belirttiği için de Mustafa Suphi’nin Azerbaycan’da kurduğu komünist silahlı örgütleri savaşa katılmıştır. Sadece savaşa katılmalarına karşılık TKP’yi kurmalarında bir sakınca görmeyen Atatürk’ün, TKP’yi doğrudan kurdurttuğu da koca bir yalandır!

Bazı moskof savunucuları tarafından Atatürk komünist gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Atatürk’ün Komünizm’i bir tehlike olarak görmesini de “Biz ne Bolşeviğiz ne de Komünist; ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü biz milliyetperver ve dinimize hürmetkârız.” sözünden anlayabiliriz.

Atatürk’ün ardından ise ülke içinde gizli komünist teşkilatları artmış ve devlet yönetiminde gizli bir Komünizm savunuculuğu oluşmuştur. Büyük Türk bilginlerinden Hüseyin Nihal Atsız, bunu defalarca ülke yönetiminde sözde(!) Türkçü ve vatanperver geçinen yöneticilere bildirmesine rağmen hiçbir önlem alınmamıştır. Dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na Atsız’ın yazdığı ikinci açık mektuptan hemen sonra devlet yönetimi tarafından başlatılan anti Türkçülük-Turancılık politikası, Rus komünizmi karşıtlarının tabutluklarda işkence görmesine bile neden olmuştur. O dönemde devlet yönetimindekilerin anti Türkçü-Turancı politikası izlemeleri: Türk Birliği’nin, Rusya’nın Orta Asya’daki Türkler üzerindeki hâkimiyetini sona erdireceği korkusuyla yaptıkları söylenebilir.

1915 -1960 dönemine kadar Komünizm’in Türkiye’deki etkileri bunlardır. Ve bu süreç içinde Türkiye’de kendisini güçlendiren Komünizm, 1960 ve 1980’lerde ise varlığını daha da güçlendirerek Afganistan kamplarında adlarına gerilla dediği gençleri yetiştirerek Türkiye’ye göndermiştir. Bu gençlerin amacı ise, ne bağımsız bir Türkiye yaratmak ne de ülkeye özgürlük getirmek. Amaçları: Amerikan emperyalizminin Rus kaynaklısı Komünizme hizmet ederek, olası birTürk Birliği’ni engellemek ve Türkiye’deki Komünizm’i güçlendirmektir. Şu an, bu Rus yanlısı gençlere, vatansever(î) ve hatta Atatürkçü diyecek kadar şuursuz bir gençlik yetişmektedir. Komünizm’in gerçek yüzünü göremeyen Türk Gençliği, Şirinler adlı çizgi seyirlikle ve Rus yanlısı fikir kitaplarıyla Türklüğü inkâr edebilecek şekilde yetiştirilmekte ve Komünizm’in bir hastalıktan ibaret olduğunu görememektedir. Komünizm’in milliyeti reddetmesi ve Hümanizm tabanlı olması, Türk gencini atasından ve büyük tarihinden uzaklaştırmakta ve her geçen gün onları yozlaştırmaktadır.

Kısacası Komünizm, Türk Milleti’ni bataklığa sürükleyebilecek, Türk Milletini yok edebilecek, değişik fikirleri yavanlaştırdığı gibi aynı zamanda dünyayı Faşist’ten ve Komünist’ten mürekkep iki öbek olarak gören hastalıklı bir fikirdir.

Halil İbrahim Koç

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!