Kırgızlar (Kırgız Türkleri)

kırgızlar kırgız türkleriOrta-Asya’nın en eski halklarmdandır. İki bin yıl önce, önceleri “Tiyanşan”a gelip yerleşmişlerdir. Çin kaynaklarınca haklarında ileri sürülen bilgiler, milât öncesi ikinci yüzyılı kolayca bulur. Tarihî gelişmeleri, çek haşin ve sert mücadeleleri yenmekle kabil olmuştur. Sürekli hür yaşama harp ve darpları, Kırgız boyunu, çok hırpalamış ve ezmiştir. Çeşitli milletlerin istilâlarına uğramış, sonunda sözde Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olmuştur.

Cumhuriyetin yüzölçümü 138.700 kilometre kare olup; Gü-ney-Batıöa Çinle, güneyde Tacikistan, Kazakistan bölgesinde ise dağ silsilelerini aşarak, güney-batîda Fergana havzasında Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri ile sınırlıdır. 1938 yıl?. Sovyet hükümeti sayımına göre nüfusları 1.480.200 olarak tes-bit edilmiştir. 28 yıllık % 2 nüfus artışı üzerine 2.200.000. i rahatça bulur. Baş şehirleri Pişbek olduğu halde Frunze’ye çevrilmiştir. Diğer mühim şehirler; Tokmak, Prjeval’sk, Celel-abad, Oş ve Üz-gen’dir. Başka küçük kasabaları da vardır.

Umumî Türk tarihinde Kırgızların, kendine göre özel bir hususiyeti vardır. Çok eski zamandan beri işgal etmiş oldukları Tyan-şan, Doğunun çeşitli milletler medeniyetinin çarpıştığı ve karşılaştığı saha olduğundan, tabiatiyle ilk halkına pek ağır vazifeler yüklemiştir. Çin, îran, Soğd, Doğu Türkistan gibi il ve memleketler kültür hamurunu yoğuran tarihî Kırgız halkı, kendi hürriyetini de ihmal etmemiş, zaman zaman şahlanmış, büyük devletler kurmuştur. Nitekim VI. – VIII. yüzyıllarda Kırgızlar, müstakil bir devlet kurmuş, IX. yüzyılda ise Uygur devleti üzerine konduktan sonra devlet sınırları içerisine Moğolistan’la Tiyan-şan’ı bütünü ile ithal etmişlerdir. Bu suretle Batı-Türk hakanlığına giren ilk büyük Türk devletinin temeli atılmış oldu. yakutlar yakut türkleri

Kırgızların kurmuş oldukları devletler, Orhun – Yenisey havzalarından başlayarak çeşitli coğrafî bölgelerde zaman zaman yükselmiş ve çökmüştür. 1503 – 1504 tarihlerinde Kırgızlar, Moğolistan devletinin bu sahadaki en muharip ve savaşçı bir halkı olarak gözükmektedir. Daha XIII. yüzyılda Moğol istilâsına uğrayan çeşitli Orta-Asya milletleri kaderine katılmışlardır. altay türkleri

1606’dan 1642 yılma kadar Ruslarla kanlı ve sürekli savaşlara tutuşmuş, istilâ dalgalarına karşı, aşılmaz bir set gibi göğüslerini germişlerdir. Üstelik komşu Çulım, Kondcma ve Miras kıyılarında, Yenisey havzasında oturan Türk boylarını istiklâl savaşına katılmaya teşvik etmişlerdir. Teb’alığına zorla girdikleri devlete, hiç bir vakit sadakat andı içmemişlerdir. Mogollara karşı da aynı kin ve nefretle mücadele etmişlerdir.

İlk Rus istilâsı yıllarında Kazak Türklerine benzediklerinden dolayı Kazak kavim adı ile adlandırılmışlardır. Fakat 1855 yıllarında Rus istilâsı Tyanşan’ı boylayınca, gerçek Kırgızlar meydana çıkmış ve Ruslar bu Türk boyuna “Karagırgız” yahut “Vahşi taşlı Kırgız” kavim adını vermişlerdir.

Kırgızların fevkalâde lirik ve içli bir halk edebiyatları vardır. Akıcı Kazak şivesi stili ve üslûbu, şiir kalıbına dökülmüş Kırgız destanlarına, başka bir zevk ve ruh katmıştır. Çabuk ve güzel konuşan, güzel konuşanı dinlemekten zevk alan Türk boylarının en imtiyazlısıdır. İç ve edebî zevkinin yaratıcı muhayyelesi olan Kırgız destanlarında, yüzyıllık haşin ve sert istiklâl mücadeleleri, şair akın’larm kobuzlu terennümleri sayesinde değerinden bugün bile hiç bir şey kaybetmemiştir. Bu halk mahsulü, kuşaktan kuşağa nakledilmekle, hem gerçek edebî şeklini bulmuş, hem de yeni yeni kabiliyet ve istidatlı şair akın’lar yetiştirmiştir. Göçten göçe taşman, kobuzlarının hazin seslerini halka duyuran bu şair-nâkiller, romantizme bürünmüş, tarihî Kırgız kederini terennümde, Türke, diline ve kültürüne büyük hizmetler etmişlerdir. Kırgızlar, Türk milletine “Manas” gibi şaheser bir destan bırakmayı da ihmal etmemiştir.

Destan, Kırgız ve genellikle Orta-Asya Türklüğü içerisinde, görmüş olduğu rağbet üzerine bir de “manasçı” adı altında bir halk şair-nâkilleri grubu vücuda getirmiştir. Bunların arasında, üç ay müddetle “Manas” destanı naklini bitiremiyen A. Sagım-bay Orozbak gibi değerli kişiler de bulunmaktadır. Kendinden önce, büyük nâkiller, yâni destan terennüm edenler kuşağı mevcut olmuş ve bunların kurdukları “manasçı” ekolü, bugüne kadar, kendini muhafaza etmiştir. Keîdibek (XVIII. yüzyıl); Balık (XIX. yüzyıl); Naymanbay; şair Akılbek; Tınıbek; Konurbay ve saire hep bu mektebin geleneğini devam ettirenler olmuşlardır.

Manas, Bartold’un da ileri sürdüğüne göre IX ve X. yüzyıllarda teşekkül etmiştir. Bu devir Kırgız İmparatorluğunun en parlak çağı olmuş ve destanda bu yıllar mücadelesi ima yolu i1,e hatırlatılmıştır. Yani Manas, aşağı yukarı Dede-Korkut devrinin bir mahsulü sayılabilir. Eser, kahraman tipleri ile; bilhassa kadın kahramanların, insanlık ve kadınlık karakterleri yönünden cihan destan edebiyatı şeceresinde kolayca yer alabilir. Anlaşılan Kırgız, tarihî hayatında kadın-kahramanın himmetine güvenmiş, ona destanında saygıdeğer yeri vermeği unutmamıştır. Bahusus ki Orta-Asya Türk kavimleri destanlarında “Alp-Kız” 1ar tipi gelenekçi bir millet temsilcisi ve kahramanı olmuşlardır. Alpamış’taki Barçin; Dede-Korkut’taki Burla-Hatun; Kob-landı-Batur’daki Karılga; nihayet Ebül-gazi Bahadır Han’ın “Oğuzlara beğlik etmiş kızlar” hikâyesi hep Manas’daki kahraman ve destanı alp kızlarımızın bir prototipinden başka bir şey değildir.

Kırgız Türkçesi Kırgız tarihi kadar eski bir Türk şivesidir. Daha Yenisey’de iken vücuda getirdikleri edebî şive eski Uygur ve Oğuz şivelerini andırmaktadır. Bugünkü Kırgızca ise iki ayrı ağıza ayrılmaktadır.

>> Türk Halkları‘na Geri Dön <<

(Türk BoylarıTürk TopluluklarıTürk Toplumları)

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!