Kentlerin Dağılışı

kentlerin dağılışıDünyada kentler, yatay ve dikey yönde farklı şekilde bir dağılış gösterir. Bilindiği gibi, deniz kenarlarından iç kısımlara doğru gidildikçe artan karasallığa bağlı olarak, tarım, orman, yerleşme ve dolayısıyla da kentlerin üst sınırı yükselir. Örneğin Batı Anadolu’da yerleşmenin üst sınırı 1000 m’yi pek aşmazken Doğu Anadolu’da 2000 m’nin üzerine kadar çıkmaktadır. Alplerde 2000 m civarında olan daimî kar sınırı Norveç’in orta kesiminde 1000 m’ye kadar inmekte; Tibet platosu, Himalaya ve And dağlarında 5000 m’nin üzerine çıkmaktadır. İşte, başta iklim şartlarına bağlı olarak diğer ekonomik etkinliklerde olduğu gibi yerleşme ve kentlerin dağılışında da yatay ve dikey yönde önemli değişmeler görülmektedir. hava kütleleri

Dünyada kentlerin genellikle kalabalık nüfuslu sahalarda yoğunlaştıkları görülür. Başka bir ifade ile seyrek nüfuslu alanlarda büyük kentlere nadir olarak rastlanılır. Ancak bu durumun genel bir kural olmadığı da ortaya çıkar. Şöyle ki, 2 milyondan fazla nüfusu ile Madrid seyrek nüfuslu ispanya platosunda yer alır. Roma, nerede ise nüfus yönünden çok seyrek olan sahada birdenbire ortaya çıkar. Buna karşılık sıcak bölgelerdeki Bombay, Kalküta, Singapur, Cakarta, Kanton, Manila, Rio de Janerio kentleri istisna kabul edilirse, fazla nüfus yoğunluğuna sahip aiçak enlemlerin ovalık alanlarında kentlere seyrek olarak rastlanılır. okyanus akıntıları

Dünyamızın her iki yarım küresinde kara ve denizlerin konumu kentlerin dağılışını kontrol etmektedir. Örneğin, Güney Amerika’da Tierra del Fuego’da (ateş ülkesi) Ushuaia şehri 59°49′ güney enleminde kurulmuştur. Kuzey Yarım Küre’de Gulf Stream sıcak su aktıntısının varlığına bağlı olarak Norveç’te bütün yıl denizin donmadığı 70°40′ kuzey enleminde Hammerfest liman şehri bulunur. Böylece kentlerin 70. kuzey ile 59. güney enlemleri arasında yer aldığı görülür.

Yükseklik ile kentlerin dağılışı arasında da bazı ilişkiler vardır. Kentlerin deniz kıyısı ile 4000 m’nin üzerine kadar yükselen sahalar arasında yer aldığı görülür. Genel bir kaide olarak sıcak kuşakta kentlerin kurulduğu sahalar 1000 m’nin çok üstünde iken, kuzey ve güney enlemlere doğru 1000 m’nin altına iner. Örneğin Peru’da Cerro de Pasco 4350 m yükseklikte olup dünyanın en yüksekte kurulmuş kentidir, bunu Bolivya’daki 3945 m’de gümüş madeninin çıkarıldığı Potosi şehri izler. Çok sıcak ve nemli olan tropikal bölgelerdeki yüksek sahalar, insanların yaşaması ve yerleşmesi yönünden en uygun ortamları oluşturur. Dolayısıyla yüksek sahalarda nüfus yoğunlaşır. Meselâ, 2270 m yükseklikteki Mexico City, metropol sahasında 20 milyonu aşkın, 2610 m’deki Bogota (Kolombiya’nın başkenti)’da 8.2 milyon, 2850 m’deki Quito (Ekvador’un başkenti)’da 1.8 milyon, 3800 m’deki La Paz (Bolivya’nın başkenti)’da 1,6 milyon, Peru’da inkalar döneminde kurulmuş 3476 m’deki Cuzco’da 1 milyonu aşkın insan yaşamaktadır. Ayrıca Etiyopya (Habeşistan)’nırı başkenti olan Addis Ababa, 2400 m yüksekte olup, nüfusu 2.8 milyondan fazladır. Yemen’in başkenti olan Sana ise 2350 m’de olup 2.2 milyon nüfusa sahiptir. nevruz bayramı

Asya kıtasında yüksek yayla ve dağlık alanlardaki kentler 1500 m’nin üzerindedir. Örneğin Lhasa 3700 m, Şigatze 3870 m, Gyangçe 4060 m yüksekliktedir. mutlak nem

Orta enlemlere geçildiğinde büyük kentlerin kurulduğu sahanın yüksekliği 1000 m’yi pek aşmamaktadır. Ancak, ülkemizde olduğu gibi iç kısımlardaki yüksek sahalarda bazı kentler 1500-2000 m’nin üzerine kadar çıkmaktadır (Kars 1775 m, Sarıkamış 2100 m, Ardahan 1800 m, Hakkâri ve Van 1700 m dolayındadır). bağıl nem

Kentlerin kuruluşu ile iklim şartları arasında kesin bir bağlantının da olmadığı görülür. Genellikle dağlık alanlar, büyük kentlerin kuruluşunu engeller. Arazi şekli kentlerin dağılışını nadiren etkiler. Diğer yandan ne doğal vejetasyonun ne de toprak şartlarının kentlerin kuruluşunda pek fazla etkili olduğu gözden kaçmamaktadır. Ortamın tüm fiziksel elementleri veya öğeleri, mineral ve maden yatakları kentlerin kuruluşunda birer cazibe merkezi olarak dikkate alınabilir. Meselâ ülkemizde Küre gibi madenciliğe dayanan küçük kent alanları, aslında sit itibariyle kent kuruluşuna elverişii alanlar değildir.

Kentler; orta enlemlerde özellikle sanayileşmenin yoğun olduğu bölgelere giren Kuzeybatı Avrupa’da, Akdeniz kıyılarında, Amerika’nın kuzeydoğu ve batı kesimlerinde yoğun olarak görülür. Bunların çoğunun nüfusu ise 1 milyonun üzerindedir. Özellikle Batı kültürünün kentlerin kuruluşunda daha etkili olduğu ve esasen modern kentleşmenin bu kültürün bir uzantısı olduğu da gözden kaçmamaktadır.

Batı kültürünün etkileri, birer koloni ülkeleri olan, Amerika ve Avustralya gibi ülkelerin kentlerinde de kuvvetle hissedilir. Nitekim, bu ülkelerde kurulan kentlerde kırsal yerleşmelerin aksine Batı dünyasının kültürü görülür. Yine Hindistan ve Çin’deki kentlerde Batı kültürünün kentlerin şekillenmesinde etkisi vardır.

Sömürgecilik de günümüzde bazı kalabalık ve modern kentlerin temelinin atılmasını sağlamıştır. Örneğin Singapur, Buenos Aires, Rio de Janerio, Hong Kong, Lima, Guayaquil, Santiago, Cakarta gibi çok sayıda kentin ilk çekirdeğini Batılılar kurmuşlardır. Bu kentler, ticaret ve sanayi faaliyetlerinin giderek gelişmesiyle dünyanın önemli kentleri hâline gelmişlerdir (Tablo 2.2)

Nüfusu hızla artan özellikle Güneydoğu Asya’daki kentlerde kent kültürü bozulmakta, sağlıksız yaşam şartlarının olduğu gecekonduya benzer semtler ortaya çıkmaktadır. Ayrıca artan nüfusa bağlı olarak sokaklarda evsiz barksız veya derme çatma meskenlerde yaşayanların sayısı da artmaktadır. Örneğin Kalküta’da yaklaşık 500 bin kişi sokaklarda yaşamaktadır. Aynı durum Dakka ve Bombay ile diğer büyük kentlerde görülmektedir.

Önümüzdeki yıllarda dünyadaki kent nüfusu gittikçe artacak, dolayısıyla kentlerde yaşayan nüfus da çoğalacaktır. Esasen kentleşme bir ülkenin gelişmesi açısından fevkalâde önemlidir. Zira kentlerde hertürlü eğltim-öğretim, sağlık, ulaşım hizmetleri yerine getirilmekte, kültürel ve sanatsal faaliyetler en üst düzeyde yürütülmektedir. Birçok sorunu olmasına rağmen kentler, dünyada uygarlığın doğup geliştiği önemli yerleşim birimleridir.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!