Kazaklar (Kazak Türkleri)

kazaklar kazak türkleriOrta-Asya’nın en kadîm Türk halklarındandır. Millî bir birlik adı olarak “Kazak” etonimini kabullenmişlerdir. Sibirya’nın istilâsına başlayan ruslarla, vâki temas neticesinde, yanlışlıkla “kırğız”, “Kırgız-Kaysak” ve “Kaysak” gibi adlarla adlandırılmış, uzun zaman Türk etnolojisi literatürüne bu etnonım altında girmişlerdir. Bugün artık, bu yanlışlık tamamiyle düzeltilmiş ve “Kazak = Kazah” Türk halkı, büyük bir kitle olarak Sovyet Rusya Türk kavimlerinin en yaygın ve en kalabalıklarından biri durumuna gelmiştir.

Eski Türk göçebe kültür hayatiyle yaşayan Kazak’lar, konup göçtükleri saha bakımından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinin, arazice üçüncü derecede büyük ve geniş olanıdır. Kazakistan adiyle bilinen ve tanınan bu coğrafik saha: doğuda İrtiş ırmağının kaynaklarına, batıda Volga’nm Hazar denizine döküldüğü mıntıkanın yakınma, güneyde eski Orta-Asya hanlıkları (Buhara ve Hive) sınırlarına, kuzeyde İrtiş ırmağının orta boyuna, İçim bozkırına ve Ural dağlarının güney eteklerine kadar uzanmaktadır.

Rus Sovyet idaresince “Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” olarak tanınan bu Türklük sahasının yüzölçümü 2.853.300 km2 olup, nüfusu 1959 yılı Sovyet Rusya sayımına göre 3.580.000 kişiyi bulmuştur. Aradaki beş yıllık zaman aşımına uygun % 2 artış, bu sayıya eklenince, Kazak Türklerinin sayısı 4.000.000’u aşmaktadır. Buraya, komşu ülkelere bilhassa Çin’e taşmış olan Kazak Türk boylan dahil değildir. Sahanın genişliği nisbetine uvgun olarak Kazakistan, oldukça zengin yeraltı servetlerine maliktir. Kömür, demir, krom, ka-yatuzu gibi maden yatakları ve istihsali yönünden, Sovyet Rusya’nın en zengin memleketi sayılmaktadır. Bu yüzden, halkı da yavaş yavaş göçebeliği terkederek tamamiyle yerleşik hayata geçmektedir. Devlet merkezi Alma-Ata şehridir. karakalpaklar

Kazak Türklerinin uzun ve tarihî bir mazileri vardır. Eski tarih kaynakları bunları, Turan’lı göçebe bir halk olarak kaydetmişlerdi!’. İlk defa, bir Kazak hanı adı ile savaşçı bir Kazak halkı bahsine, ünlü îran şairlerinden Firdevsi’nin “Şahnâme” sinde rast-larunaktadır. Daha sonraları, Orta-Asya tarihi sahnesine, Cengiz Hanla sülâlesinin fethe girişmeleri sırasında, yeniden çıkmağa başlamış, Rus istilâsına kadar, istiklâl uğrunda savaş meydanından çekilmemiştir. Mcğoliar devrinde Cuci Han’a bağlı kalmışlardır. XVI. yüzyılda, Orta-Asya steplerinde kurulan Dudam Hanın idaresindeki Moğol ulusu yanında ayrıca bir de Kazak Hanı Arslan’ m idaresinde yeni bir Kazak devleti kurulmuş idi. İşbu devletin azameti ve vatanperverliğine şahit olanlar arasında, ünlü Hindistan İmparatoru Babür Şah da bulunmaktadır. Arslan Hanın bu zamanlarda, dört yüz bin kişilik bir ordusu vardır. Babür- Şah bu azımsanmıyacak askerî kudreti “Hatıratımda belirtmeden geçmemiştir. doğu türkistan türkleri

XVII. yüzyılın yarısında Kazak’lar Cengiz Han torunlarının kumandası altında Kalmuk’larla savaşarak, yurtlarına istiklâl temin etmiş ve tarihlere bir bütün olarak geçmişlerdir. Ne yazık ki XVIII. yüzyılda, eski istiklâl teminatı olan birlik sarsılmış ve Kazak halkı Ulu Cüz (=yüz); Orta-Cüz; Kişilik yani Kiçik (küçük)-Cüz gibi birbirinden ayrı üç parçaya ayrılmıştır. Bu ayrılışın ne zamanı, ne de sebepleri bugüne değin, açıklanmıştır. Her “Cüz”, kendi istiklâl savaşı için dunnadan harb etmiş, yılmamış, Türk tarihine feyizli zafer hâtıraları katmıştır.

Millî bir teşekkül olan her bir Kazak “Cüz” ünün, kendi istiklâli uğrundaki gayret ve çalışmalarına rağmen, birbirinden ayrılmaları ve parçalanmaları Kazak topluluğunun siyasî kaderi üzerinde çok kötü bir tesir yapmıştır. Kendi aralarındaki iç anlaşmazlıklar ve dahilî harpler, Kazak kavminin birliğini tehdid ettiği kadar, Rus ordusunun Orta-Asya istilâsını da kolaylaştırmış, Kazakistan varlığının sona ermesinde rol oynamıştır. Nitekim 1850 tarihinde İli havzasını kendi idareleri altına alan Ruslar, böylece Büyük (Ulu)-Cüz’ün esaslı parçasını da hâkimiyetleri altına almışlardır. Nihayet 1868’da Taşkent’in, 1868’de Semerkant’in rus-larca zaptı. Ulu-Cüz’ün tamamiyle Rus boyunduruğu altına girmesine sebep olmuştur.

Diğer cüzlere göre Rus nüfuz sınırlarına nisbetle içerlek sayılan Orta-Cüz’e bağlı Kazak halkı ve kabileleri, kısa bir zaman için ismen ruslara tâbi olmuşlarsa da, gerçekte Kazak Hanı Abı-lay’m idaresi altında birleşerek, Rusya’ya karşı eski mücadeleri-ne devam etmişlerdir. Mücahit ve kahraman bir rehber olan Abı-lay, ırkına has metaneti ve temsil ettiği Türk uruğunun cesareti sayesinde, uzun müddet mücadelesine devam etmiş, fakat 1781 tarihinde, yetmiş yaşında vefat edince Orta-Cüz’ün durumu da kötüye doğru dönmeğe yüz tutmuştur. Abılay’m haleflerinden Sultan Veli, bir aralık Orta-Cüz’ün kuzey bölgesinin hanlığına seçilerek mücadelesine devanı etmiş, fakat beklenen acı kadere boyun eğmeğe mecbur olmuştur.

Küçük-Cüz’e gelince, burası, Rus nüfuzunun hüküm sürdüğü çevre bölgeye yakın bulunması hasebiyle pek erken esarete girmiş olduğundan Rus tâbiiyetinden bir daha çıkma imkânını bulamamıştır. Daha fazla komşularına karşı yaptıkları baskınlarla yetinmeğe mecbur olmuştur. Uzun mücadelelerine rağmen Kazak’lar bugün millî birlik teşkil eden kavim adı altında, iç teşkilâtları bakmından aşağıdaki coğrafik bölgelere yayılmışlardır:

Uiu-Cüz, yahut “yüz”, bugün Balkaş-Gölü, Alatan ve Isık-Göl’ün güneyinde, doğuda Çimkent, Türkistan ve Taşkent şehirleri yöresine kadar uzayan bölgede, yarı göçebe halinde yaşamaktadır. Bir çok boy ve soya ayrılmaktadır.

Oi’ta-Cüz; Argın, Nayman, Kıpçak, Kirey, Kongrat gibi büyük boylardan türemiştir, Bunlardan Argm’lar Kırgız’lar Kırgız iste-pinin en kuzeyinde, İrtiş ırmağının boylarında Tobol ve İçim havalisinde konup göçmektedir.

Nayman’lar ise orta-İrtiş’ten doğuya doğru, yani Argınların güneyinde, Çin hududunda ve Balkaş-Gölü havzasında oturmaktadırlar.

Kıpçak boyu, Kırgız istepinin kuzey-batısmda: Turgay, Uba-gan, Tobol ve Uya ırmakları yöresinde yaşamaktadır. Kirey’lerin çoğu yukarı İrtiş havzası ile Kırgız istepine yayılmışlardır.

Nihayet Kongrat boyu, umumiyetle Taşkent havalisinde göçebe hayatı yaşamaktadır.

Kişi Cüz’e dahil olan Kazak boy ve soyları, daha fazla güney istep bölgesinde göçebelik hayatı sürmektedirler. 7 ana soydan türemedir. Kendilerine, bu yüzden “cetti-uri” derler.

Kazak = Kazah kavim adının gerçek menşei hakkında şimdiye kadar, kesin olarak bir şey söylenmemiştir. Kumuk şivesinde kelime “silâhşor, kızan, asker mükellefi” gibi mânalarda kullanılmıştır. Babür-Şah’ta ise “fetret devri, bekârlık, serseri dolaşma” gibi mânalarda kullanılmıştır. Rusça’nın Kozak kelimesi ile hiç bir ilgisi yoktur.

Kazak şivesi, fonetik hususiyetleriyle Kıpçak dil grubu içerisinde telâkki edilmektedir. Buna bu vasfı kazandıran, “ç” yerine “ş” ve “ş” yerine “s” sesinin kullanılmasıdır. İç bölümlenme bakımından üç ağıza ayrılmaktadır. 1) Bugünkü Kazak edebî Ttirkçe-si, ki Abay bu ağzı işlemiştir. Kuzey-Doğu Kazak ağzı grubu bu-dur. 2) Batı ağzı grubu. Edebî Kazakçadan ayrılır, 3) Batı ağızlar.

Tarihî gelişmesi itibariyle Kazak Türkçesi, daha fazla “batı” Türk şiveleri çevresinde inkişaf etmiş sayılır.

>> Türk Halkları‘na Geri Dön <<

(Türk BoylarıTürk TopluluklarıTürk Toplumları)

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!