Jeolojik Zamanlar

Tarih: 27 Ağustos 2012  |   Bölüm: Coğrafya  |   Okunma: 10.132  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

Dünya’nın geçirdiği jeolojik zamanlar, Prekambriyen (Paleozoyik öncesi), Paieozoyik, Mesozoyik, Senozoyik olmak üzere dört jeolojik zamana ayrılmıştır. Senozoyik’de, Tersiyer ve Kuvaterner olmak üzere iki ana devire bölünmüştür.

jeolojik devirler zamanlar tablosu

Jeolojik Devirler Tablosu (Büyük hâli için üzerine tıklayın.)

 

Prekambriyen (Paleozoyik Öncesi)

Zaman yönünden çok kısa olan Kuvaterner hariç, diğer jeolojik zamanlara nazaran süre açısından üç-dört misli daha uzun olan bu jeolojik zaman hakkında bilgilerimiz kesin değildir. Bu zamana ait araziler şiddetli olarak metamorfizmaya uğradıklarından canlı kalıntıları eriyerek tanınamayacak hâle gelmiştr. Dolayısıyla bu zamana ait araziler, kristalen şistler hâlinde bulunmaktadır.

Ancak Paleozoyik öncesindeki arazilerde organik kökenli kireçtaşları, kömürlü çökellerin mevcudiyeti, bu zamanda alglerin yaşamış olduklarını ortaya koymaktadır. Başka bir ifade ile ilk canlıların denizlerde yaşadığı, karalarda bakteri tipinde canlıların bulunduğu ve bunların günümüze nazaran son derece basit olduğu söylenebilir.

Her kıtada Paleozoyik öncesi oluşmuş ve yeryüzeyinin çekirdek sahalarım oluşturan ve kalkan adı verilen sert kütleler bulunur. Bu kütleler; Kanada, Baltık, Etiyopya, Amazon, Güyan kalkanlarıdır. Bu kalkan sahaları, Paleozoyik öncesi orojenik hareketlere (Hüroniyen orojenezine) uğrayarak metamorfizma geçirmiştiir.

Antekambriyen’de farklı da oluşumu (orojenez) dönemlerinin olduğu, metamorfizma ve volkanizma olaylarının meydana geldiği anlaşılmıştır. Amerika, Avrupa, Asya, Avustralya ve Afrika kıtalarında bulunan ilk tortul kökenli çekirdek araziler meydana gelmiştir. Dünyamıza bundan sonra eklenen kara parçaları, bu çekirdek veya kalkanların kenarlarında oluşmuştur. Bu arazilerin diğer bir özelliği de maden yatakları yönünden zengin olmasıdır. imanın şartları

1.2. Paleozoyik Zaman (Birinci Jeolojik Zaman)

Eski zaman anlamına gelen Paleozoyik’te iklim değişmeleri yanında çok şiddetli olan orojenik hareketler meydana gelmiştir ve Paleozoyik öncesi teşekkül eden kalkanların kenarlarına yeni arazi veya kara yüzeyleri eklenmiştir (Şekil 6.1). Bu zamanda dünyamızda meydana gelen değişmeler, Kambriyen, Ordovisiyen, Silüriyen, Devoniyen, Karbonifer ve Permiyen devirlerine göre şöyle olmuştur:

Kambriyen: Bu devirde birçok hayvan soyu yaşamaya başlamış ve birbirinden uzak yerlerde yaşayan canlılar benzer karakter göstermiştir. Kambriyen’de Avrupa’da Galler ülkesi, Iskoçya’nın kuzeyinde Hebrid Bölgesi, İskandinav Dağları, Orta Avrupa ve Akdeniz kuşağındaki bazı alanlar, Kuzey Afrika’da Atlas Dağlarının bulunduğu saha ile Sahra, Mısır ve Arabistan platformu, Amerika’da Appalaş ve batıdaki Kaskadlar ile Kolorado sahalarının bulunduğu alanlar teşekkül etmiştir.  imanın şartları nelerdir

Ülkemizde Kuzey Anadolu orojenik kuşağında bulunan İstanbul ve Zonguldak civarı, Silifke batısında Ovacık, Toros dağ kuşağında Tufanbeyli ve batıda Teke Yöresi arasında kalan sahalar ile Güneydoğu Anadolu’da Bitlis Dağlarının temel kesimi, Derik (Mardin) çevresi ve Tut (Adıyaman) civarı Kambriyen’de oluşmuştur.

Silüriyen-Ordovisiyen: Genellikle sakin bir dönemi karakterize eden Silüriyen-Ordovisiyen’a'e, regresyon (deniz çekilmesi) ve transgresyonlar (deniz basması) meydana gelmiştir. Bu dönemin en önemli olayı, dönemin sonuna doğru Kaledoniyen Orojenezinin meydana gelmesidir. roma imparatorluğu

Ülkemizde Silüriyen arazileri, İstanbul Boğazı’nın her iki yakasında görülür. Gebze dolaylarında Silüriyen’i arkoz, silisli şist ve mercanlı kalkerler oluşturur. Ayrıca Silüriyen arazileri, Karadeniz Ereğlisi, Batı Toroslar’da Babadağ (Denizli)’ın temelinde, Anamur-Silifke ve Sarız-Saimbeyli arasında, Hakkâri-Çukurca dolaylarında ve Nur (Amanos) Dağlarının kuzey kesimlerinde yaygın olarak görülür.

Silüriyen sonunda Kaledoniyen orojenik hareketi ile günümüzde çoğunlukla aşınma sonucu basık duruma gelmiş birçok dağ sırası oluşmuştur. Ülkemizde ise Bitiis Dağları’nın temelini oluşturan alt metamorfikler, Menderes Masifi ve Daday Zonguldak kesimi yer yer Kaledoniyen orojenezinden etkilenmiştir.

Devoniyen: Bu devir, sıcak kurak ve sıcak nemli iklim şartlarının hüküm sürdüğü ve jeosenklinallerin geliştiği bir dönem olarak dikkati çeker. Amerika’da sıcak nemli iklim şartları hüküm sürmüş ve buralarda Kaledoniyen orojenezi ile oluşan yüksek alanlardan taşınan malzemeler, kırmızı renkli depolar hâlinde birikmiştir. Avrupa’da hüküm süren kurak ve sıcak iklim şartları altında Silüriyen arazileri üzerinde kırmızı kumtaşları oluşmuştur. Daha sonra bu jeosenklinallerde biriken tortullar Hersiniyen orojenezine uğrayarak kıvrılmıştır.

Ülkemizde devoniyen arazileri, orojenik kuşaklarımızda oldukça geniş yer kaplar. Çatalca-Kocaeli Yarımadasındaki kireçli-killi tortullar devoniyen denizinde çökelmiştir. Elmacık dağı, Ereğli -Bartın, Toros kuşağında Silifke-Beyşehir arası, Aladağ ve Bolkarlar, Feke-Saimbeyli-Doğanbeyli-Sarız ile Tahtalı Dağları arası, Pozantı güneyi, Hakkâri çevresi ve Hazro kubbe yapısının merkezi kesiminde çeşitli ortamlarda çökelmiş killi ve kireçli olan devoniyen arazileri bulunur.

Devoniyen’de kara ve denizlerde yaşayan canlıların Silüriyen’e nazaran hızla çoğalmaya başlamış ve yeni canlılar ortaya çıkmıştır.

Permo-karbonifer: Karbonifer ve Permiyen ayrı devirler hâlindedir. Ancak bu dönemde oluşan Hersiniyen orojenezi Karbonifer’den başlayıp Permiyen sonuna

kadar devam ettiğinden her iki devre ait araziler tabir uygun ise birarada bulunur. Karbonifer, karasal bitkiler açısından son derece zengin bir devire tekabül eder; yeryüzü, hiç bir dönem bitkisel hayat bakımından bu kadar zengin olmamıştır. Nitekim Karbonifer’de eğreltiler, 20-25 m boya ve 1-2 m uzunlukta yapraklara sahipti. Bu bitkiler, kömür yataklarının oluşumunda önemli rol oynamıştır. selçuklu imparatorluğu

Permokarbonifer’de Amerika’da Appalaş Dağları, Batı Avrupa’da Fransa-Belçika Havzası, Ruhr Havzası, Saar-Loren Havzası, Massif Central, İngiltere’nin büyük bir bölümü, Rusya’da Ural Dağlarının uzandığı alanda taş kömürü yatakları meydana gelmiştir. Denizel ortamlarda ise bol miktarda denizel fosil içeren kireçli malzemeler çökelmiştir.

Ülkemizde de karbonifer’de karasal ortam şartları gösteren Zonguldak- Bartın arasında taşkömürü yatakları teşekkül etmiş; güneydeki Toros orojenik kuşağının bulunduğu sahada denizel ortam şartları kireçtaşları meydana gelmiştir.

Permiyen devrinde kuraklık başlamış; denizler çekilmiş ve çoğu birer iç deniz hâline gelmiş ve jeolojik zamanların hiç bir döneminde görülmeyen kuraklaşma başlamıştır. Rusya, Almanya ve Amerika’da tuz, jips, potas yatakları oluşmuştur. Buna karşılık nemli iklimin hüküm sürdüğü Çin ve Avustralya’da kömür yatakları meydana gelmiştir. Bu devrin diğer özelliklerinden biri de günümüzde güneydeki Gondvvana kütlesi üzerinde yer alan Avustralya, Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Güney Afrika’da birkaç buzul döneminin oluşmasıdır.

Permokarbonifer sonunda, Hersiniyen ve Appalaş dağ oluşumu ile Ural ve (Appalachian) Appalaş jeosenklinalleri kapanmış; böylece Kamçatka’dan Kana-da’nın batısından Alaska’ya kadar uzanan sahada büyük bir kıta oluşmuştur. Kuzey Amerika’nın doğusunda ve Batı Avrupa’daki kömür yataklarının bulunması, Avrupa ile Kuzey Amerika’nın bitişik olduğunu kanıtlamaktadır.

1.3. Mesozoyik Zaman (İkinci Jeolojik Zaman)

Mesozoyik; Triyas, Jura ve Kretase devirlerine ayrılır; bu devirler Alp sıradağlarına beşiklik eden jeosenklinallerin oluşum dönemidir. Paleozoyik’te birbirlerine bitişik olan kıta kütleleri, Mesozoyik başlarından itibaren birbirlerinden ayrılmaya başlamış ve bugünkü Atlas Okyanusu’nun ortasındaki yarık hat boyunca Avrupa ve Afrika ile Amerika kıtası birbirlerinden ayrılmaya devam etmiştir, ispanya’dan başlayıp Himalayalara kadar uzanan sahada Tetis jeosenklinali oluşmuştur. Bu jeosenklinale Tetis denizi yerleşmiştir. divan edebiyatı

Triyas: Kurak çöl ikliminin dünyada hâkim olduğu bu devirde kara kütleleri üzerinde tuzlu, jipsli, potaslı depolar teşekkül etmiştir. Denizel ortamlarda ise çeşitli kum, kil, mil gibi taneli ve kireçli kimyasal tortullar çökelmiştir.

Ülkemizde Triyas arazileri; İzmit Körfezi’nin kuzeyinde çeşitli renkte olan Hereke pudingleri ile denizel ortamlarda karbonatlı çökeller, İnebolu-Azdavay arasında ise karbonatlı çökeller oluşmuştur. Benzer formasyonlar Toros kuşağında da görülür.

Jura: Genellikle Alp orojenik kuşaklarının bulunduğu sahalarda yer alan Jura’da geniş bir denizin yer aldığı jeosenklinal oluşmuştur. Bu dönemde denizel ortamlarda killi-kireçli malzemeler çökelmiştir. Genel olarak Jura başlarında ılıman olan iklim şartları, Orta ve Üst Jura’da kurak ve sıcak iklime dönüşmüştür.

Jura devrinde, kara ve denizlerde canlı hayatı çok zenginleşmiş; karalarda dev cüsseli olan sürüngenler ile böcekler, denizlerde kabuklu hayvanlar, yaşamıştır. Bu dönemin en önemli özelliği, sürüngenlerin olağanüstü gelişme göstermeleri ve hemen hemen her tarafa yayılmış olmalarıdır. Karada yaşayan sürüngenlerden Dinosauria 1ar (korkunç kertenkele), dünyada yaşamış olan en büyük vücutlu canlılar idi. Ağırlığı 10 tonu bulan ve boyu 7-8 m uzunluğunda ve beyni 70-80 gram olan Stegosaurus denilen kertenkele yaşamıştır. Ayrıca 20-25 m uzunluğunda, 8-10 m yüksekliğinde ve 20 tondan daha fazla vücut ağırlığı olan Brontosaurus denilen dev hayvanlar ortaya çıkmışlardır. Bu dönemin diğer bir özelliği de, kozalaklı olan ağaçların ve mevsimlere göre yapraklarını döken kapalı tohumlu ağaçların dünya yüzeyinde görülmeye başlamasıdır.

Kretase: Kretase başlarından itibaren dünyada genel bir deniz basması (transgresyon) meydana gelerek karaların çoğu sualtında kalmıştır. Öyle ki, Kuzey Amerika’da Kayalık Dağları ile başlayan ve Güney Amerika’da And dağları ile devam eden 8000 km uzunluğundaki saha, Sahra çölünün bulunduğu alan ve Alp-Himalaya kuşağının büyük bir bölümü denizle işgâl edilmiştir.

Kretase’de denizaltı voikanizması da oluşmuştur. Örneğin Samsun’un doğusundan başlayarak Kuzey Anadolu dağlarının büyük bir bölümünü kaplayan Kretase çökelleri içine damarlar ve kütleler hâlinde volkanik kayalar (filonlar) görülür.

Kretase arazileri, genellikle günümüzde Alp sıradağlarının yer aldığı alanlarında görülür (Şekil 6.2). Ülkemizde Kretase arazileri, Kuzey Anadolu dağ kuşağının büyük bir bölümünde, Toroslarda özellikle Orta ve Doğu Toroslar boyunca uzanır.

Kretase’nin sonuna doğru genel bir regresyon meydana gelmiş ve bunun sonucu olarak kretase çökelleri deniz yüzeyine yükselmiştir.

Kretase’nin en önemli özelliğinden biri, günümüz bitki topluluğunun yerleşmeye başlaması ve özellikle Amerika kıtasında zengin sayılacak linyit yataklarının oluşmasıdır. Deniz ve karalarda oldukça zengin hayvan toplulukları yaşamıştır.

1.4. Senozoyik Zaman

Grekçe yeni hayat, yeni zaman anlamına gelen Senozoyik, Tersiyer ve Kuvaterner olmak üzere iki ana devire ayrılır.

1.4.1. Tersiyer Zaman (Üçüncü Jeolojik Devir)

Mesozoyik’de oluşan Tetis jeosenklinali, Mesozoyik sonuna doğru yavaş yavaş kapanmaya başlamış ve buralar dağ kuşağı haline gelmiştir. Avrupa’da bügünkü tropikal iklim şartlarına benzeyen bir iklim hüküm sürmüştür. Denizlerdeki kabuklu hayvanlar yok olmuş; buna karşılık Tersiyer’de yassısolungaçlılar ile karından bacaklılar sığ denizlerde çoğalmıştır; denizlerde Nümmülit denilen foraminiferler ile karalarda memeli hayvanlar ve çiçekli bitkiler gelişme göstermiştir.

Eosen: Grekçe yeni hayvan türlerinin başlangıcı manasına gelen Eosen başında, dağ kuşaklarının kenarlarındaki çukur alanlar yer yer denizlerle işgâl edilmiştir. Bu denizlerde Nümmülit denilen mercimek biçimindeki foraminiferler yaşamıştır. Bundan dolayı bu devre Nümmülitik devir denilir. Bu dönemde ayrıca çeşitli gastropodlar ile karalarda büyük sürüngenler yaşamıştır. Diğer taraftan, eğrelti, akasya, kafur, defne ve asma gibi bitkiler de yetişmelerine devam etmiştir.

Eosen devrine ait araziler tüm Alpin dağ kuşağı boyunca yer alır. Ülkemizde ise dağ kuşaklarında yer yer yaygın olan Eosen arazileri, Kretase sonunda kıvrılarak su üstüne çıkan Tetis jeosenklinalinin çukur kesilmlerini kaplamıştır. Eosen denizlerinde çoğunlukla kireçli tortullar çökelmiştir. Ayrıca bu devirde Anadolu’da geniş çapta volkanizma olayları hüküm sürmüş; Doğu ve İç Anadolu’da genellikle andezitlerle temsil edilen volkanik araziler oluşmuştur.

Oligosen: Bu devir, genel olarak Eosen’den sonra Tetis denizinin bulunduğu sahalarda karalaşma olayının ilerlediği bir döneme tekabül eder. Sıcak iklim şartlarının hüküm sürdüğü bu devirde daha ziyade evoporit çökeller yaygın durum almıştır. Bu devirde Ankara’nın doğusundan başlayarak Çankırı ve Sivas ile biraz güneyde Kemah-Erzincan-Aşkale’ye kadar olan sahada, Oltu Havzası’nda ve Aras oluğunda kırmızı ve beyazımsı olan jipsli, tuzlu çökeller meydana gelmiştir (Foto 16, 23).

Oligosen sonundaki en önemli olay, Alp dağ oluşumu hareketlerinin en şiddetli safhasına ulaşarak Alp sistemine dahil dağların oluşmasıdır. Ülkemizde Toroslar ve Kuzey Anadolu dağlarının bulunduğu kesimlerdeki araziler kıvrılarak yükselmiştir (Foto 22, 38, 39).

Miyosen: Oligosen sonunda Alp orojenik hareketleri ile oluşan regresyon, Miyosen başlarından itibaren yerini transgresyona terk etmiştir. Bu devir esnasında Asya’da bulunan denizlerin Atlas Okyanusu ile olan bağlantısı kesilmiş, özellikle Anadolu’da kuzeyde Kafkasya’dan başlayıp Kuzey Anadolu üzerinden İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinden batıya doğru uzanan Sarmatlar Denizi oluşmuştur. Çökmeye uğrayan Toros dağlarının orta bölümü denizle işgal edilmiştir. Ancak Anadolu’nun iç kısımları, Miyosen’de göllerle kaplanmıştır.

Miyosen’de çeşitli kabuklu hayvanlar denizlerde yaşamlarını sürdürmüş, memeli hayvanlara dahil olan fil gibi hortumlular yaşamıştır. Bu dönemde tropikal kökenli ve nemli ılıman bölgelerde yetişen ağaçlar yer yer hâkim duruma geçmiştir. Nitekim, özellikle Batı Anadolu’da tropikal kökenli ağaçlar ve bataklık ormanları yetişmiş; bunlardan hasıl olan bitkisel artıkların göllerde birikmesi ile Anadolu’da zengin linyit kömürü yatakları oluşmuştur.

Miyosen sonuna doğru, faylanmalara neden olan dikey ve yatay yöndeki yer hareketleri başlamıştır. Arabistan kütlesinin kuzeye doğru hareketiyle Doğu Anadolu’nun sıkışması sonucu, Doğu Anadolu ve Kuzey Andolu fay hatları oluşmaya başlamış ve Güneydoğu Toros Dağları yer yer güneye doğru itilmiştir. Ayrıca Toroslar özellikle Orta Toroslar, Kuzey Anadolu dağları geniş ölçüde yükselmiştir. Volkanizmanın da etkili olduğu bu dönemde bazalt püskürmeleri, Doğu ve iç Anadolu’da devam etmiştir. Bu dönemde püsküren lav ve taneli maddelerin birikmesiyle Doğu Anadolu’da Süphan, Nemrut, Tendürek ve İç Anadolu’da Erciyes, Karadağ ve Karacadağ gibi yüksek volkanik dağlar oluşmaya başlamıştır.

Pliyosen: Günümüz canlılarının yaklaşık yarısının yeraldığı Pliyosen çok yeni anlamına gelen bir devirdir. İklim şartları açısından Miyosen’e göre bir soğuma dönemi olarak kabul edilen Pliyosen’de daha ziyade nemli ve ılıman iklim şartları egemen olmaya başlamıştır. Avrupa bitki topluluğu arasında bulunan kafur ve

hurma kaybolmaya yüz tutmuştur. Bunun yerine meşe, kayın, akçaağaç, kavak, ceviz ve çam türleri yaygınlaşmıştır. Diğer taraftan fil, gergedan, geyik gibi büyük omurgalılar yaşamış; kedi, köpek, ayı ve atlar da bu devirde ortaya çıkmıştır.

Bu devirde dünyamız, aşağı yukarı bugünkü görünümünü almaya başlamıştır. Özellikle dağ kuşaklar boyunca yükselme hareketleri ve bazı sahalarda ise çökme olayları devam etmiştir. Doğu ve İç Anadolu’da volkanik faliyetler baş göstermiştir.

1.4.2. Kuartener Zaman (Dördüncü Jeolojik Zaman)

Jeoiojik devirler içerisinde 2 milyon yıl kadar süren Kuvaterner, Pleistosen ve Holosen (Günümüz) olmak üzere iki alt devire ayrılır. Kuvaterner’in en önemli özelliği, iklim değişmeleri sık sık tekrarlanması ve Pieistosen’in sonuna doğru da insanlar yeryüzüne yayılmasıdır.

Pleistosen’de Güneş’ten gelen radyasyonun azalmasına bağlı olarak dünyada soğuk ve kurak iklim şartları sürmüştür. Son buzul devrinde Kuzey Yarım Küre’de 50. kuzey paraleline kadar olan Kuzeybatı Avrupa ve Amerika buzullarla kaplanmış, orta kuşakta ise dağların yüksek kesimleri buzullarla örtülmüştür. Denizden buharlaşan suyun karalar üzerinde buzul hâlinde birikmesi ile deniz seviyesi alçalarak bugünkü seviyenin ortalama 125 m altına düşmüştür.

Güneş’ten gelen radyasyonun arttığı buzullararası devirlerde yüksek enlemleri ve Orta kuşakta dağların üst kısımlarını kaplayan buzullar erimiştir. Eriyen buzul sularının okyanuslara dönmesi ile okyanusların seviyesi şimdiki seviyesine göre birkaç metre yükselmiştir; bu arada yine orta kuşağın bazı kesimleri ile Sahra gibi şimdiki çöl bölgelerindeki kapalı havzalar göllerle işgâl edilmiştir (Şekil 6.3 ve 6.4).

Bu genel açıklamalardan sonra Pieistosen’in son dönemine tekabül eden Son Buzul Çağı ile Holosen’deki deniz suyu sıcaklığı değişmeleri ile buzulların, donmuş tabakanın ve bitki örtüsünün dağılışı üzerinde genel bilgiler verelim:

Günümüzden yaklaşık 18 000 yıl kadar önce soğumanın en yüksek seviyeye çıktığı Würm buzul devrinde hem deniz suyunda soğuma olmuş hem de deniz seviyesi alçalmıştır. Sıcaklık azalması, özellikle yüksek enlemlerde 50-80° kuzey enlemleri arasında 4°C’yi bulmuştur.

Son Buzul döneminde deniz seviyesi, şimdiki seviyesinin 120-130 m altına düşmüştür (ortalama 125 m). Deniz seviyesindeki bu düşüşe bağlı olarak, Doğu Sibirya açıkları, Alaska, Arjantin doğusu, Güney Asya’nın kıta sahanlıkları kara hâline gelmiş, Yeni Gine Adası ile Avustralya birleşmiş, Basra Körfezi’nin büyük bir bölümü kara hâline dönüşmüş, Karadeniz’in Akdeniz ile olan bağlantısı kesilmiştir.

Son Buzul döneminde deniz seviyesi düşerken karaların iç kesimlerindeki göllerde önemli seviye’ değişmeleri olmuştur. Beslenme sahası geniş olan göl havzalarında buharlaşmanın azalmasına bağlı olarak göllerin seviyesi yükselmiştir.

Son Buzul Çağ’nda 50. paralele kadar uzanan düz alanları özellikle Kuzeybatı Avrupa ve Kuzey Amerika’yı kaplayan örtü tipi (indlansis) buzullar oluşmuştur. Bu buzullar, Amerika’da Göller Bölgesi’ne, Avrupa’da Alplerin kuzey eteklerine kadar ilerlemiştir. Bu dönemde donmuş tabaka (permafrost) da Kırım, Kafkasya ve Hazar Denizi’nin güneyindeki Kopet Dağları ile Asya’nın doğu kesiminde 40°N enlemine, Güney Yarım Küre’de 40°S enleme kadar sokulmuştur.

Son Buzul Çağ’ı’ndaki diğer önemli olaylardan biri de rüzgâr faaliyetlerinin şiddetlenmesidir. Nitekim soğuk ve kurak iklim koşullarına bağlı olarak karaların iç kesimlerinde bitki örtüsünün zayıflayarak bozkır sahalarının yaygınlaşması rüzgârların aşındırma ve buna bağlı olarak biriktirme faaliyetlerini artırmıştır. Günümüzdeki çöl sahaları da Buzul çağında genişlemiştir. Örneğin Sahra çölünün günümüzdeki güney sınırı 300-400 km kadar ilerlemiştir.

Son Buzul döneminde yağışın azalması ve kuraklığın artmasına bağlı olarak dünya genelinde orman alanları daralmıştır. Karaların iç kesimlerinde daha çok bozkır ve çölümsü bozkırlar yer almış, Avrupa ve Asya’nın kuzey kesimlerindeki tayga ormanları, buzullardan dolayı daha güney enlemlere kadar ilerlemiştir.

Son Buzul Çağ’ında Anadolu’da kıyı dağlarımızda 2500-2600 m’nin, Doğu ve iç Anadolu’da karasallıktan dolayı 2700-2800 m’nin üzerindeki kesimler buzullarla kaplanmıştır. Yani Batı Anadolu’da Uludağ, Toros Dağları kuşağında Beydağları,

Davraz, Dedegöl, Bolkar ve Aladağlar ile Buzul (Cilo) ve ikiyaka dağları, Süphan, Tendürek, Ağrı, Kuzeydoğu Anadolu’da Kaçkar, Yalnızçam, Erzurum’un kuzeyinde Mescit, Ailahüekber ve Giresun-Ordu güneyinde Karagöl dağları buzullarla örtülmüştür. Doğu Karadeniz dağ kuşağını kaplayan buzullar vadiier boyunca yer yer 1800-2000 m’ye kadar inmiş, Mercan Dağları 130 km uzunlukta ve 20-25 km genişlikte buzullarla kaplanmıştır (Foto 28, 29). Bu dönemde buharlaşmanın azlığından dolayı, kapalı havzalarımız göllerle kaplanırken mevcut göllerimizin seviyesi yükselmiştir. Göllerdeki seviye yükselmesi; Akşehir Gölü’nde 42 m, Eber Gölü’nde 35 m, Van Gölü’nde 70-72 m, Tuz ve Burdur göllerinde 140 m kadar olmuştur. Konya-Ereğli arasında uzunluğu 90-95 km ve genişliği 25-30 km’yi bulan bir göl oluşmuştur. Bu devirde rüzgâr faaliyetleri ön plana geçmiştir.

Son buzul devrinde deniz seviyesinin -125 m alçalmasıyla yaklaşık günümüzde 125 m derinlikte olan kıta sahanlıkları tamamen kara hâline gelmiş, akarsuların boyları uzamış, akarsu faaliyetleri kıta sahanlığı üzerinde de hüküm sürmüştür. Öyle ki, Biga Yarımadası’nın batı kısmı tamamen kara hâlini almış, İzmir Körfezi de önemli ölçüde karalaşmış; Gediz Nehri, Karaburun açıklarında denize dökülmüştür. Yine Anadolu ve bugünkü Filistin, Lübnan ve Suriye’de geçimini toplayıcılıkla sağlayan ve Paleolitik insanlar mağaralara yerleşmişlerdir. Bu mağara yerleşmeleri, özellikle Antalya Körfezi’nin kuzeyinde Karain mağaraları ile Toros Dağlarının güneye bakan eteklerinde uzanan Verimli Hilâl’in kuzey kesimideki Biriş Mezarlığı, Söğüt Tarlası, Çayönü (Ergani)’nünde bulunmuştur.

Günümüzden 15 000 yıl önceden itibaren yavaş yavaş iklimde meydana gelen ısınma ve artan yağış şartlarına bağlı olarak buzullaşmaya uğrayan sahalardaki buzullar erimeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak deniz seviyesinde tedrici olarak yükselmeye devam etmiştir. Buzulların çekildiği sahalar ise tekrar soğuk ortamlarda barınan özellikle iğne yapraklı bitkiler tarafından işgâi edilmiştir.

iklim şartlarında bu iyileşmeye bağlı olarak Anadolu ve Yakın Doğu’da daha önce çölümsü bozkırların hâkim olduğu sahalar ağaçlı bozkırlarla kaplanırken, Anadolu’da depresyonlara ve kıyılara çekilmiş olan ormanlar yavaş yavaş dağların yüksek kesimlerine ve Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başlamışlardır.

Günümüzden yaklaşık 10 000-10 500 yıl kadar önce günümüz iklim şartlan, etkili olmaya başlamıştır. Bu döneme günümüz anlamına gelen Holosen denilir. Holosen’in en önemli özelliği, insanın yerleşik hayata geçerek üretime başlamalarıdır. En önemli olaylardan biri de yaklaşık 7500 yıl önce Akdeniz’in tuzlu suları tatlı olan Karadeniz’e ulaşmıştır. Karadeniz’in tuziu dönemine girmesiyle tatlı suda yaşayan canlılar ölmeye başlamıştır. Günümüzde Karadeniz tabanında biriken organik maddelerin ayrışmasıyla H2S gazı çıkmaktadır.

Buzul devri ile Holosen (Günümüz devri) arasında buzulların erimesi yer yer önemli taşkınların meydana gelmesine yol açmıştır. Bunun en belirgin örneklerinden biri Güneydoğu Anadolu ile Basra Körfezi arasında meydana gelmiştir. Bu taşkına ait en önemli izler, Dicle ve Fırat nehirleri kenarlarında görülür. Buralar sellerin getirdiği büyük bloklar ve çakıllar kaplamıştır. Ayrıca Basra Körfezi’nde deniz seviyesinin yükselmesi ile bugünkü Mezopotamya’nın bulunduğu saha sularla kaplanmıştır. Nuh Tufanı olarak kabul edilen bu büyük taşkın dönemi günümüzden yaklaşık 10 500 yıl kadar önce meydana gelmiştir.

Günümüz iklim koşullarının oluştuğu Holosen dönemi günümüzden 10 bin yıl önce başlamıştır. Bu devir aynı zamanda insanın toplayıcılıktan üretime geçiş dönemine de tekabül eder. Holosen başlarında günümüze nazaran yağışın biraz daha fazla olduğu ve sıcaklığın birkaç derece daha yüksek olduğu Klimatik optimum ve biraz daha kurak dönemler meydana gelmiştir. Bu dönem, dünya genelinde bazı bölgelere göre değişmekle beraber günümüzden önce 8000-6000 ile 3000-1000 yılları arasında olmuştur. Okyanusların sıcaklığı günümüze göre 1°C-2°C kadar yükselmiştir.

Genel olarak Holosen başları günümüze göre biraz nemli olduğu için bugünkü kurak veya çöl sahaları insan yerleşimi için uygun şartlar göstermiştir. Nitekim Holosen başlarında insanların bugünkü kurak, çöl, yarıkurak sahalara yerleşerek tarım ve hatta hayvancılık yaptıkları saptanmıştır. Üretime geçiş dönemi olarak kabul edilen devrede artık insanlar, toplayıcılığı bırakmışlar; bunun yerine kendi ürettikleri ile geçimlerini sağlamaya başlamışlardır. Örneğin Holosen başlarında Anadolu’da yavaş yavaş çekilen göllerin kenarlarına Neolitik yerleşmeler kurulmuştur. Bunlar eski Konya gölünün güney kenarında Çataihöyük, Can Haşan III, Suğla gölü çevresinde Süberde, Burdur gölünün güneybatısında Hacılar, Tuz Gölü’nün güneybatısında llıcapınar, güneydoğusunda Aşıklıhöyük, Güneydoğu Anadolu’da Ergani’nin 5-6 km kadar güneybatısında Çayönü, Fırat kenarlarında Kaleköy, Biriş Mezarlığı, Söğüt Tarlası örnek teşkil etmektedir. Bu yerleşmelerde Neolitik insanlar, tarım için uygun olan sahalarda yabani mercimek, buğday, arpa gibi bitkileri yetiştirirken, yüksek alanlarda ve ova yüzeyindeki ağaçlı bozkırlarda yaşayan koyun/keçi, sığır ve atı evcilleştirmişlerdir.

Aynı şekilde, Verimli hilâlin çevresinde, özellikle Torosların Mezopotamya’ya bakan eteklerinde, Anti-Lübnan dağlarının eteklerinde ilk yerleşmeler kurulmuştur. Bu dönemde, günümüzde Sahra’nın muhtelif kesimleri özellikle Batı Sahra’da Mali çevresinde oldukça geniş olan bir saha gölle kaplanmış, yani bugün çöl olan bu sahalar yarınemli savan iklim şartlarının etkisi altında kalmış ve bu sahalarda günümüzden 9500-6500 yılları arasında omurgalı hayvanlar yaşamıştır. İnsanlar da bu sahalardaki göl kıyılarına yerleşmişlerdir.

Kuvaterner’de Pasifik Ateş Çemberi ve Akdeniz- Himalaya kuşağında volkaniz-ma olayları yer yer şiddetli olarak devam etmiştir. İç Anadolu’da Erciyes, Karadağ, Karacadağ; Doğu Anadolu’da Nemrut, Süphan, Tendürek, Ağrı; Güneydoğu Anadolu’da Karacadağ; K.Maraş-Antakya grabeninde (Hassa civarı) ve Kula-Adala arasında 68 adet volkan konisinin oluştuğu volkanik faaliyetler meydana gelmiştir (Foto 20).

sularla kaplanmıştır. Nuh Tufanı olarak kabul edilen bu büyük taşkın dönemi günümüzden yaklaşık 10 500 yıl kadar önce meydana gelmiştir.

Günümüz iklim koşullarının oluştuğu Holosen dönemi günümüzden 10 bin yıl önce başlamıştır. Bu devir aynı zamanda insanın toplayıcılıktan üretime geçiş dönemine de tekabül eder. Holosen başlarında günümüze nazaran yağışın biraz daha fazla olduğu ve sıcaklığın birkaç derece daha yüksek olduğu Klimatik optimum ve biraz daha kurak dönemler meydana gelmiştir. Bu dönem, dünya genelinde bazı bölgelere göre değişmekle beraber günümüzden önce 8000-6000 ile 3000-1000 yılları arasında olmuştur. Okyanusların sıcaklığı günümüze göre 1°C-2°C kadar yükselmiştir.

Genel olarak Holosen başları günümüze göre biraz nemli olduğu için bugünkü kurak veya çöl sahaları insan yerleşimi için uygun şartlar göstermiştir. Nitekim Holosen başlarında insanların bugünkü kurak, çöl, yarıkurak sahalara yerleşerek tarım ve hatta hayvancılık yaptıkları saptanmıştır. Üretime geçiş dönemi olarak kabul edilen devrede artık insanlar, toplayıcılığı bırakmışlar; bunun yerine kendi ürettikleri ile geçimlerini sağlamaya başlamışlardır. Örneğin Holosen başlarında Anadolu’da yavaş yavaş çekilen göllerin kenarlarına Neolitik yerleşmeler kurulmuştur. Bunlar eski Konya gölünün güney kenarında Çataihöyük, Can Haşan III, Suğla gölü çevresinde Süberde, Burdur gölünün güneybatısında Hacılar, Tuz Gölü’nün güneybatısında llıcapınar, güneydoğusunda Aşıklıhöyük, Güneydoğu Anadolu’da Ergani’nin 5-6 km kadar güneybatısında Çayönü, Fırat kenarlarında Kaleköy, Biriş Mezarlığı, Söğüt Tarlası örnek teşkil etmektedir. Bu yerleşmelerde Neolitik insanlar, tarım için uygun olan sahalarda yabani mercimek, buğday, arpa gibi bitkileri yetiştirirken, yüksek alanlarda ve ova yüzeyindeki ağaçlı bozkırlarda yaşayan koyun/keçi, sığır ve atı evcilleştirmişlerdir.

Aynı şekilde, Verimli hilâlin çevresinde, özellikle Torosların Mezopotamya’ya bakan eteklerinde, Anti-Lübnan dağlarının eteklerinde ilk yerleşmeler kurulmuştur. Bu dönemde, günümüzde Sahra’nın muhtelif kesimleri özellikle Batı Sahra’da Mali çevresinde oldukça geniş olan bir saha gölle kaplanmış, yani bugün çöl olan bu sahalar yarınemli savan iklim şartlarının etkisi altında kalmış ve bu sahalarda günümüzden 9500-6500 yılları arasında omurgalı hayvanlar yaşamıştır. İnsanlar da bu sahalardaki göl kıyılarına yerleşmişlerdir.

Kuvaterner’de Pasifik Ateş Çemberi ve Akdeniz- Himalaya kuşağında volkaniz-ma olayları yer yer şiddetli olarak devam etmiştir. İç Anadolu’da Erciyes, Karadağ, Karacadağ; Doğu Anadolu’da Nemrut, Süphan, Tendürek, Ağrı; Güneydoğu Anadolu’da Karacadağ; K.Maraş-Antakya grabeninde (Hassa civarı) ve Kula-Adala arasında 68 adet volkan konisinin oluştuğu volkanik faaliyetler meydana gelmiştir.

Afşın Karakozanlı
Afşındır, delidir; ne yapsa, yeridir. Sevecendir, pek umursamaz; ama bir o kadar da haylaz. Derken efendim, hatır bilir, gönül sayar; ilgi alanıdır bilgisayar. Tabii, sadece bunlar olmaz kâfi; bazen neşeli bazen de kederli. Biraz ırkçıdır biraz deli; uykusuz geçmez geceleri... Art ardına dizerken dizeleri; sormayın ne kadar düşünceli. Öyle sevmez, sevemez her şeyi; o yüzden derler "ipe sapa gelmez biri". Diyen desin, söyleyen etsin, tutan yapsın; işte budur Karakozanlı Afşın.
   
Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.

*

  Yukarı çık!