İlk Kara Yolları

ilk kara yollarıİlk zamanlar coğrafyacıların doğal yol adını verdikleri, insan ve hayvanların kolaylıkla geçtikleri yollardan faydalanılıyordu. Bu yollar, sıradağlardaki geçitler, dağlar arasındaki oluklar, akarsu vadileri, seyrek bitki örtüsüne sahip sahalar (bozkır ve savanlar), bataklıkların olmadığı ovalar vs.dan geçen yollardı. İlk doğal yollar ise hayvanların kullandıkları ve bilâhare insanların faydalandıkları yollar niteliğinde idi. Zira hayvanlar, kendilerine en uygun olan yerleri seçmektedir. Örneğin Kuzey Amerika’da buffaloların, Afrika’da ise fillerin geçtiği yerler, en uygun doğal yollardı. Bu yollar daha sonra avcılar ve bölgeye ilk gelen insanlar tarafından izlenmiştir. cengiz aytmatov kimdir

Dünya üzerinde ilk yollardan bazıları, Avrupa’da Macaristan’ın ağaçlı bozkırlarından Alp ve Hersiniyen dağlarındaki geçitlerden Fransa’nın Paris havzasına kadar uzanan Tuna vadisi-Bourgogne yolu ile Almanya-Hollanda-Belçika üzerinden Fransa’ya bağlanan Orta Avrupa yoludur. atsız ne demek

Amerika’daki doğal güzergâhların çoğunu daha sonraları kara yolları ve demir yolları izlemiştir. And dağlarındaki depresyonları önemli ölçüde kuzey-güney yönünden kateden pan-Amerika yolu da hâlen işlek durumdadır.

İlk Yollar

İnsanların açtığı ilk yollar, tekerlekli araçların kullanılması ile önem kazanmaya başladı. Tekerlekli arabalar ve kağnılar için ilk inşa edilen yol sisteminin M. Ö. 7. asırda Asur Krallığı’nda olduğu belirtilmektedir. Girit’te Knossos sarayında M.Ö. 2000 yıllarında yapılmış kaldırım taşlı yollar mevcut idi.

İlk yolların en önemlilerini Roma yolları oluşturmaktaydı. İlk büyük Roma Yolu 259 km uzunluğunda Roma ile güneydoğuda Adriya Denizi kıyısındaki Brindisi arasındaki Via Appia’dır. Yapımına M.Ö. 312 yılında başlanmış olan bu yola önce çakıl ve 20 yıl sonra ise kaldırım döşenmiştir. M.Ö. 500 yıllarında atla yolculuk yapan bir haberci, bu yollar üzerinde günde 145 km yol alabiliyordu. Bu hız, 1800 yıllarına kadar Avrupa’da kara yollarında ortalama hız olarak dikkate alınmıştır.

İtalya’daki yollar daha sonraları sürekli olarak genişletilerek Roma kentinin merkez olduğu bir yol ağı oluşturuldu. Bu yol ağının en önemli güzergâhı Iskoçya ile Kudüs arasında 6400 km uzunluğundaki yoldu. Tüm Roma yolları ağının uzunluğu ise en gelişmiş dönemde 80 bin km’yi aşıyordu.

Herodot, nasıl ki “Mısır Nil’in bir hediyesidir” demiş ise bir coğrafyacı da “Roma İmparatorluğu yolların bir armağanıdır” diyerek Roma yolunun önemini veciz bir şekilde açıklamıştır. Roma yolları Avrupa’da uzun bir süre kullanılmıştır.

İlk yollar, çoğunlukla belirli yerlerden elde edilen değerli malların taşınması için yapılmıştır. Örneğin Amber bunlardan biridir. Baltık Denizi kıyılarında Eosen dönemine ait iğne yapraklı ağaçların reçinesi olan süs ve ziynet eşyası yapımında kullanılan amber, Rhine ve Rhode vadileri boyunca Marsilya’ya sevkediliyordu. Tuna vadisine ve Adriya Denizi’ne ulaşan yollar da yapılmıştır. Diğer önemli yollar, Galiçya üzerinden Dinyestr vadisi boyunca Karadeniz’e ve Dinyepr üzerinden de Kiev’e bağlanıyordu.

Batı Avrupa’da ilk yolların bazıları da kalay nakli için yapılmıştır. Roma İmparatorluğu döneminde de bakırla karıştırılarak bronz yapımında kullanılan kalay, Cornwall (Güneybatı lngiltere)’dan gemiyle Baltık Denizi’ne oradan amber yolunu izleyerek Akdeniz’e taşınıyordu. Daha sonraları kalay, Manş Denizi’nden gemiyle Fransa limanlarına taşınıp genellikle Boulogne (Fransa’nın Manş Denizi’n-deki limanı)’ya, oradan at sırtında Marsilya’ya sevk ediliyordu.

Eski yollardan en ilgincinden biri de Peru Inkaları tarafından yapılanlardır. M.S. 1110’lerde 3250 m yükseklikte Cuzco yakınlarında yaşamış olan inkalar zamanla yollar açarak Ekvador’la Orta Şili arasındaki sahaya hâkim oldular. Inka yolları; 1) Yüksek yaylaları izleyen Sierra yolu, 2) Pasifik kıyılarını izleyen Lama Yolu’dur.

Asya’da doğal güzergâhlardan yararlanarak belirli ürünlerin taşındığı yolların en önemlileri Çay Yolu ve İpek Yolu’dur. Çay yolu, Pekin ile Moskova arasında uzanıyordu. 1775 ile 1903 yılları arasında faaliyette olan bu yol, Trans-Sibirya demir yolunun inşası ile önemini kaybetmiştir. Bu yolun diğer bir özelliği, kışın nehirlerin donmasından dolayı ulaşımın yaza göre daha kolay olmasıydı. Bu yol güzergâhında Irkutsk, Yenisey, Tobolsk, ibrit, Perm ve Nijni Novgorod şehirlerinde Çin’den getirilen çayın pazarlandığı fuarlar kuruluyordu. Buradan çay, Moskova’ya kadar gönderiliyordu.

Çin ile Akdeniz arasında uzanan en önemli ticaret yolu ise İpek Yolu idi. Hıristiyanlığın doğuşundan önce kullanılmaya başlanan bu ticaret yolu, adını Çin’den getirilen ipekten aldı. Antakya ve Tir’den başlayan ve Iran ile Afganistan’ın kuzeyinden geçerek ipek yolu Pamir Bölgesi’nde “Taş kule” denen bir takas mevkiine varıyordu. Burada Doğu ve Batı’dan gelen kervancılar, aralarında mal değişimi yapıyorlardı. Baktır’dan ayrılan bir kol Hindistan’a varıyordu, bir başka güzergâh da Türkistan’ın güneyinden geçiyordu. Doğu Türkistan’da iki yol vardı: Bunlar, Taklamakan Çölü’nü kuzeyden ve güneyden (Yarkent ve Hotan üzerinden) dolanarak Doyang bölgesinde birleşirdi. İpek Yolu, Batı’yı Uzak Doğu’ya ve Hint’i Çin’e bağlayarak doğu ve batı kültürlerinin kaynaşmasında, sanat eserleri ve geleneklerin (Yunan sanatı) gelişmesinde de önemli rol oynamıştır.

Yiyecek ve içeceklere tad veren, ilâç ile boya yapımında kullanılan ve genellikle karabiber, tarçın, zencefilden oluşan ve fiyatı da altın kadar pahalı olan baharat; Orta Çağ Avrupa’sında kullanılan bir madde idi. Uzak Doğu’da yetişen baharatın Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’e kadar nakledildiği yola da Baharat Yolu (Cadde-i Baharat) denilmekteydi. Bu yol, kervanların geçtiği en eski yollardan biri olup, Yemen’de Hadramut şehrinin Baharat ormanlarından başlar, Sibve nehrini geçer, Katban’dan Moarab ve Moin’e vararak oradan Kızıldeniz’e paralel bugünkü Ürdün’de olan Petra’ya ve aynı zamanda Mekke’ye varırdı. Buradan üç kola ayrılırdı: Birincisi Filistin ve Finike limanlarına, Sayda ve Şam şehirlerine; İkincisi Beyn-ül Nehreyn’den Ninova’ya; üçüncüsü de Sina Yarımadasından Mısır’a ulaşırdı. Görünüşte bu yolun can damarı, Hadramut ve Yemen idi. Buralarda Moin ve Saba hükümdarları ve onların soyundan gelen Hamir padişahları, baharat alış verişlerini tamamıyla kontrolları altına almışlar idi. Bu yolun çeşitli yerlerinde vergi almak için kaleler yapılmıştı. Çin Hindi’nden ve Afrika’dan ilâçlar, günlük ve baharat bu yoldan Arabistan Yarımadası’na getirilirdi. Gemiciliğin Kızıldeniz’de gelişmesi ile baharat yolu önemini yavaş yavaş kaybetmiştir.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!