Hüseyin Nihâl Atsız’ı Özlerken

hüseyin nihal atsızHüseyin Nihal Atsız‘ı kaybetmemizin üzerinden geçen yıllar çoğaldıkça, Türkçülüğün yerine ikame edilen fikirlerin de hızla artışı göze çarpıyor. Büyük imha savaşlarında görülmüştür ki; bazen bir subayın kaybı büyük bir bölüğün şuursuzlaşmasına sebep olmuş, neticesinde mağlubiyeti hazırlayan etkenler içerisinde mutlak yer kazanmıştır. Atsız’ın kaybı da yakın tarihimizdeki Türkçülük mücadelesine en olumsuz nispette tesir etmiş ,millet anlayışını ümmet siyasetiyle örtmekte başarı sağlanmıştır. Bunu söylerken tek bir örnekle durumun ciddiyetini anlamanız mümkündür: Türk olmayan yöneticilerinden icazet alarak, Büyük Türkçü Atsız için fikir yürütebilirle hakkına sahip olanlar, yetkili ağız gibi tanıtılıyorsa ve bu densizliğe fikri anlamda karşı koyulamıyorsa daha fazla açıklamaya lüzum olduğunu sanmıyorum.

Türkçülüğün yalın bir fikir değil, sorgulanamayacak bir inanç olduğunu anlatmaya çalışmıştı Atsız. Bu yaklaşımı sert bulanlar ve günübirlik Kültür Milliyetçiliği’nden yana olanlar şahsi yükselişlerine hızla devam ettiler; çünkü her siyasi hareket gibi onlar da, bu kutlu inancı bir getirim mevzisi olarak görmek garabetine fazlasıyla sahiptiler. Kendilerini Türkçü diye adlandıran komik kılıklı, dar fikirli siyaset uşakları, milletin dikkatini çekebilmek ve politik kazançlar sağlayabilmek duygusuna kapılarak Türkçülüğü bir tanıtım unsuru olarak görmekte ısrar edince, bu günkü gelinen nokta hiçbirimiz için sürpriz olmamıştır.

Eline geçen her fırsatta Türkçüler’e samimi olmalarını öğütleyen Atsız; Meçhul Askeri, tahttan feragat edebilen Kür Şad’ı bizlere örnek göstermiştir. Bu bir zayıflık olarak algılanmamalı, aksine ülkü için saf tutmanın zaten yeteri kadar büyük bir vasıf olduğunu, bu saflar içerisinde sıralananların bir gün mutlaka görevlendirileceğini idrak edebilmek gereklidir. Bahsedilen görev bugün için fikri yükselmeyi ve Türkçülük Ülküsü’nü yüceltmek için gerekli donanıma sahip olmamızı işaret ediyor.

Sırtlarını dayadıkları fikirsiz yığınlar sayesinde, hiçbir ilmi değeri olmayan yayınlarını yüksek fiyatlar karşılığında satanlar, Atsız’ın mirası olan Orkun Dergisi’nin maddi imkânsızlıktan dolayı kapalı kalmasını “iyi oldu, bizim önümüz açıldı” diye yorumlayıp hala utanmadan Türkçülük taslayabiliyorlarsa, fikir düzeyindeki konumumuz ve hasımlarımızın ne kadar şuur yoksunu olduğu apaçık ortadadır.

Tüm bu olumsuz şartlara rağmen Atsız ve daha başka nice büyük Türkçüler’in bizlere çizdiği ve silinmesi mümkün olmayan kutlu bir çizgi vardır. Etrafımızda dönen tüm kahpeliklere rağmen, bizim keskin bir duruşla bu istikamette ilerlememiz gerekmektedir. Bugün kendilerini takım elbiselerine hapsedip, yalan kokan nefesleriyle sağda solda etiket kapmak için havlayanlar, inanın ki ülkü yolunda ayağımıza dolanan aç kedilerden farksız mahlûklardır. Türkçülüğün layık olduğu yere yükselmesi sürecinde ilk itlaf edilecek olanlar bu bahsettiğimiz şamatacılardır; çünkü bizleri “aydınlıkçılar” veya “nurculardan” daha fazla bu sahtekârlar yıpratmaktadır.

“Taviz hangi düşmanı isteğinden vazgeçirmiş, hangi taviz veren kazançlı çıkmıştır” diyerek bizlere doğruyu gösteren şanlı atamız Hüseyin Nihal ATSIZ’ı saygıyla anıyor; dizimiz yerde, elimiz serde Tanrı Dağları’nda buluşacağımız güne kadar özleyişimizin süreceğine and içiyoruz!

Tanrı Türk Irkı’nı korusun ve yüceltsin!

Bahadır Çelikbaş

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!