Homoseksüellik (Eşcinsellik)

eşcinsellik homoseksüelHomoseksüellik, sadece kendi cinslerinden insanlarla cinsel ilişki kuran kişileri tanımlamakta kullanılan bir deyimdir.

Bu genel tanımın bazı ayırımları yapılabilir: “Homofili” erkeklere, “Lezbiyenlik” kadınlara, “Pederastie” (oğlancılık) ise bir yetişkinin çocuğa duyduğu cinsel bağlılığı simgeler.

Halk arasında çok yaygın olan ‘pede’ deyimi hatalı ve yetersiz bir ifade tarzıdır. Pederaste bir yetişkin ile bir çocuk arasındaki bağlılığı ve hatta ilişkiyi anlatırken, genellikle bir erkek çocuktan bahseder. Daha kesin konuşmak gerekirse Ephebophile (Yunanca Hebe, gençlik ve philos, arkadaş) terimi uygun olur. Eski Yunan’da, ‘pederastie’ genelde bir hoca ve talebesi arasındaki eğitim şeklini ifade ederdi. İki erkek arasındaki bu eğitimin cinsel bir yönü olması da şart değildi. ‘Ephebie’ ise, Atina’da genç erkeklere uygulanan yurttaşlık ve askerlik eğitimi sistemini belirtirdi. Birbirine aşık askerlerden oluşan ve çiftler halinde gruplandırılmış bir bölük bile mevcuttu. Birçok zaferin maledildiği bu bölük, sonunda MakedonyalI Philippe tarafından yok edilmişti. Erkekte homoseksüellik sadece Yunanlılar değil, daha birçok eski toplumda olağan kabul edilmişti: Yeni Gine’de yaşayan “Keraki”ler homoseksüelliğe, ergenliğe geçişte ğerekli bir devre olarak bakmışlardı. Sibirya’da yerleşmiş bir başka kavmin erkekleri, hayatlarını yönlendiren dişi ve erkek tanrıların karşısında dini vazifelerini tam olarak yerine getirebilmek için, kadın kılığına girip, bir erkekle ilişki kurmanın gerekli olduğu-na inanmışlardı.

Kadınlara gelince, Yunanlı tarihçi Lu-cien de Samosate (MS 125-192) asil Me-gilla’nın gerçek yaşamını gözler önüne sermişti: Bir lesbiyen olan Megilla başka bir kadınla ortak yaşam sürdürmekteydi. Lesbiyenlik terimi, aslında Ege Denizi’nde bulunan bir Yunan adası olan Lesbos’tan türemiştir. MÖ VI. yüzyılda bu ada, kadın ozan Sapho’yla, aşk ve güzellik üzerine derlenen lirik şiirin merkezi haline gelmişti.

Plutarque’ın anlattığı Roma hamamlarında ‘fellatores’ adı verilen genç kızlar, kendilerini zengin kadın müşterilerin hizmetine adamışlardı. Yeni Zelanda, Hindistan ve Bali’de yaşayan birçok toplumda da kadın homoseksüelliğe rastlanmıştır.

Doğuştan mı var, sonradan mı kazanılıyor?

Homoseksüel (Eşcinsel) ilişkilerin çok eski zamanlardan beri varolduğu bilinmekle beraber, kesin kaynağı belirlenememiştir. XIX. yüzyılın ikinci yarısında, Alman Kari Heinrch Ulrichs, erkekte homoseksüellik üzerine birçok broşür yayınlamıştı. Bu akım o zaman, pederastları koruyan Yunanlı tanrıça “Urania”dan türemiş ‘uranizm’ olarak adlandırılmıştı. Ona göre bu kişiler, erkek vücudunda birer kadındı. Bu anlatım daha sonra transeksüelle-re uygulanacaktı. Klinefelter sendromu, olayı irsi bir anormallik olarak görmüştür.

Homoseksüelliğin doğuştan var olmayıp, sonradan kazanıldığını savunanlar onu, küçük çocukluğu etkilemiş olan çelişkilere bağlamıştır. Freud’a göre, çeşitli sapkınlıklar gösteren küçük çocuk, sosyal uyum sağlayabilmek amacıyla isteklerindeki çeşitliliğe bir son verme durumunda kalıp, “heteroseksüel” olur. Homoseksüellik, çocuğun psiko-seksüel gelişmesinde bir duraklama yaratır. (Annesine karşı duyduğu arzu ile ‘rakibi’ babaya hissettiği korku nefret ve sevgi karışımı hislerin çatışmasından meydana gelen) İğdiş edilme korkusunu üzerinden atamayan çocuk, kendini anneyle özdeşleştirecek ve istek ve arzularını erkeğe yöneltecektir. Böylelikle homoseksüellik, tam olarak halletmese bile, Oedipus kompleksinden kurtulmanın bir yolu olacaktır.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!