Halifeliğin Kaldırılması

halifeliğin kaldırılması

Mustafa Kemal, hilâfetin kalkmasını ve bu sıfatla Abdülmecid’in Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunmasını önlemek istiyordu. Bu bakımdan hazineden Abdülmecid’in para istemesini çok sert bir tepkiyle karşılamıştı.

Başvekil İsmet Paşa, Halife Abdülmecid Efendi’nin başkâtibini Ankara’ya göndermiş, bazı isteklerde bulunmuş olması yolundaki bilgileri İzmir’de bulunan Mustafa Kemal’e bir telgrafla yollaması üzerine Mustafa Kemal bu duruma çok kızmıştı.

Mustafa Kemal, bu bilgileri kendine veren Başvekil İnönü’ye vermiş olduğu cevapta, halifenin ve bütün dünyanın kesin olarak gerçekte halife ve hilâfet makamının ne din ne de siyaset bakımından hiçbir anlamı olmadığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin, böyle boş şeylerle, mevcudiyetini, istiklâlini tehlikeye atmayacağını, hilâfet makamının yalnız tarihî bir hatıra olduğunu belirtmişti.6 Atatürk’ün 22 Ocak 1924 tarihinde İsmet İnönü’ye yazdığı cevaptan da anlaşıldığı üzere, Abdülmecid’in hilâfet hazinesi tabiri Atatürk’ü çok kızdırmıştır. Çünkü, gerçekte böyle bir şey yoktu ve yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin halktan topladığı vergilerle teşekkül eden bir bütçe mevcuttu.

1 Mart 1924’te ise, Mustafa Kemal Millet Meclisi’ni açış konuşmasında, İslâm dininin siyasî sahadan uzaklaştırılması ve onun yüceltilmesini savunmuştur.7 Mustafa Kemal, bu sıralardaki hazırlıklarını hilâfeti kaldırmak üzerine yapmaktaydı. Henüz 1924 Şubatı’nın sonlarında iken bütçe konuşmaları sırasında halifeye ait tahsisat ve giderler münasebetiyle ihtilâlci konuşmalar başlamıştı. Prof. Yusuf Akçura ve daha sonra, Balıkesir’de mücadele yıllarında “İzmir’e Doğru” gazetesini çıkaran Vasıf Çınar, Sultanlıktan sonra hilâfetin ilgası gerektiği yolunda bir konuşma yapmıştı.

Şubat ayındaki gelişmeler, 1 Mart’ta Gazi’nin nutkundan sonra vermiş olduğu direktif gereğince, Parti tarafından üç ana konu olarak 2 Mart 1924’te hazırlanmıştı. Bunlar, cumhuriyetin korunması ve istikrara kavuşması, millî eğitimin kurulması ve hilâfetin kaldırılmasıydı.

3 Mart 1924’te, Fethi Okyar’ın başkanlığında toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, halifeliğin kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanı’nın Türkiye dışına çıkarılmasına dair Şeyh Saffet (Yetkin) Efendi ile 53 arkadaşının teklifini görüşmeye başladı. Teklifin gerekçesi şu idi: Türkiye Cumhuriyeti içinde hilâfet makamının bulunuşu, Türkiye’yi iç ve dış siyasette iki başlı olmaktan kurtaramadı” bu yüzden halifelik kaldırılmalıdır.

Bundan sonra Meclis’te hilâfetin kaldırılması ve kaldırılmaması konusunda pek çok konuşma yapıldı. Rize Mebusu Ekrem Bey teklif lehinde konuşurken, Gümüşhane Mebusu ve Meclis’in tek bağımsız üyesi Zeki (Kadirbeyoğlu) Bey aleyhte konuşmuş, Dadaylı Halit (Akmanisa) Bey “Halifelik gene Meclis’in manevî kişiliğinde saklı kalsın” tezini ortaya atmış ve konuşmalar bu şekilde sürüp gitmiş ve neticede 3 Mart 1924’te Meclis “Hilâfetin ilgâsına ve Hanedân-ı Osmanî’nin Türkiye Cumhuriyeti” hudutlarının dışına çıkartılmasını kabul etmişti.

Ertesi şafakta, son halife Abdülmecid bir arabaya konup Doğu Ekspresi’ne (Orient Expres) bindirilmek üzere (Sirkeci’ye değil bir başka istasyona getirilmesi bir hadisenin çıkmasını önlemek içindir) ufak bir istasyona götürüldü. Böylece saltanattan sonra, halifelik de tarihe karıştı.

Hindistan’daki Müslümanların lideri Chotani, halifeliği Mustafa Kemal’e teklif etmiş, Mustafa Kemal, Chotani’ye Halifeliğin bundan böyle Büyük Millet Meclisi’ne ve Türk milletine geçmiş olduğunu bildirmişti. 7 Mart 1924’ten itibaren de camilerde hutbeler “Türkiye Cumhuriyeti ve İslâm milleti” adına okunmaya başlamıştı.12 Hindistanlı Müslümanlar da yeni gerçeklere ayak uydurmuşlardı. Amerikalı tarihçi, Arnold J. Toynbee’nin belirttiği üzere, gerçekten de, Meclis’in bu tarihî karara varmak için üç gün aralıksız çalıştıktan sonra aldığı karara yalnız Hindistanlı Müslümanlar ters tepki göstermiştir.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!