Fransa’daki Gezilecek Görülecek (Turistik) Yerler

Tarih: 11 Kasım 2012  |   Bölüm: Bilgisaçar, Coğrafya  |   Okunma: 6.846  |   Yorumlar: 2 yorum  |   Yazar:

Fransa hakkında genel bilgiye, Fransa coğrafyası, kültürü, nüfusu, dili ve diğer özellikleri hakkında bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Pompidou Kültür Merkezi (1977 Fransa)

Seinne Nehri’nin sağ yakasında Paris’teki Beaubourg bölgesindeki Rue du Renard’da yer alıyor.

pompidou kültür merkeziGaleriler müzeler kütüphaneler konser salonları. Ancak sağlam klasik binalarda bulunan bu tip yerler uzun süre boyunca ilham perilerinin kutsal tapınakları sayıldı. 1970′lerde Paris’te sanata dair inanışları bir kenara iten mimaride bir dönüm noktası sayılan çok amaçlı bir kültür merkezi yapıldı. Centre National d’Art de Culture Georges Pompidou unutulması kolay bir bina değil. Dış cephesinde aşağı- dan yukarıya renkli devasa boruların uzandığı ön tarafta boruların arasından bir asansörün süzüldüğü bina bir fabrika ya da petrol rafinerisine benzetilmiştir. Ancak bu görüntü put kıran olma isteğinden kaynaklanmıyor. Modern teknolojide değişim yolu açılınca mimarlar ısıtma ve su borularını elektrik kablolarını ve havalandırma sisteminin duvarlar ardına saklama gereği duymadı. Bu şekilde bunların bakım ve onarımı da kolay olacaktı.

Bazıları bu yaklaşımı çirkin diye nitelendirdi. Diğerleri ise iç mekana normalde olmayan bir esneklik kazandırdığı için bu tarz mimariyi çok cesur ve dahiyane bir fikir olarak değerlendirdi. Kütüphane modern sanat müzesi endüstriyel tasarım alanı ve müzikal araştırma kurumu olarak hizmet edecek bir bina tasarım yarışması duyurulduğunda 49 ülkeden 681 mimarın projesi teslim edilmişti. Jüri üyelerine göre tüm bu özellikleri en iyi şekilde bir araya getiren projenin sahibi mimarlar Renzo Piano ve Richard Rogers idi.

Paris’in Beaubourg bölgesindeki Pompidou Kültür ve Sanat Merkezi’ne genelde sadece Beaubourg deniyor. 1930′larda temizlenen bölge 1971′de kazanan projenin yapı çalışmaları başlayana dek sahipsiz kaldı. Bugün burası sadece içerisinde olup bitenle değil önündeki meydanda gösteri yapan hokkabazlar akrobatlar ateş yutanlarla da dikkat çekiyor. Böyle bir alan yaratma fikri yine bu iki mimara aitti. Teslim edilen projelerin arasında sadece onlarınkinde arazinin yarısı Paris’in göbeğinde bir açık alan yaratmaya ayrılmıştı.

Paris’e ihtiyaç duyulan bir referans kütüphanesi ve sergi salonu kazandıran komplekste ayrıca bir sinema ve konser salonu çocuk alanı bar ve restoranlar yer alıyor. 1977′de ilk açıldığında günde 45 bin ziyaretçinin akınına uğruyordu. Çok geçmeden Eyfel Kulesi’nden daha popüler bir yer haline geldi. Her ne kadar mimarların tam olarak istediği gibi yapılmamış olsa da (Para ve zaman sıkıntısı yüzünden hareket eden zeminler gibi bazı idealist planlar gerçekleştirilemedi) taklidi birçok binaya esin kaynağı oldu. 1977′de Architectural Review onu “Batı toplumundaki teknolojik coşkunun en üstün olduğu an” diye nitelendirildi. Bugün bu coşku pek kalmamışa benziyor.

Eyfel Kulesi (1889 Fransa)

Seinne Nehri üzerindeki Eyfel Kulesi Pont d’lena’da Trocadero Sarayı’nın karşısında.

eyfel kulesiYeni yapım teknikleri gelişip değişimin önü açılınca farklı yerlerden farklı kişiler 305 yüksekliğinde bir bina yapma konusunda azmetti. Kimisi denedi ve başarısız oldu. Birçokları bunu baştan ‘absürd’ olarak nitelendirdi. Ancak Fransa’da mühendis Gustave Eiffel bunu başaracağına inandı. Eiffel ile şirketi 1884′ün sonunda 300 metrelik kulenin planlarını hazırladı. Bu daha çok Eiffel’in araştırma şefi Maurice Koechlin’in çalışmasının bir ürünüydü. 1886′da endüstriyel gelişmelerin sergileneceği 1889′daki Paris Exposition’u (Uluslararası Sergi) dahilindeki yarışmanın duyurusu yapıldı. Organizasyon komitesi katılımcıların 305 metrelik bina projeleriyle gelmelerini istediğini dile getirdi. Yarışmanın kuralları Eyfel Kulesi düşünülerek yazılmışa benziyor. Yüzü aşkın proje verilse de dünyanın en yüksek binasını yapacak kişi Eiffel oldu – 2 yılı biraz geçen bir süre içinde- Eyfel Kulesi 1.6 hektarlık kare şeklinde bir taban üzerinde yükseliyor. Tüm yapının ağırlığı 10.668 tonu buluyor ve binada 2 çivi kullanıldığı söyleniyor.

18 bini aşkın parça kullanıldı ve çoğu ince teknik çizimleri yapılarak önceden hazırlandı. Dünyanın en yüksek binasını 250 işçi insanı şaşkınlığa uğratan bir hızla inşa etti. Önceden çok sayıda demiryolu köprüsü yapan Eiffel teknik anlamda en zorlayıcı sorunları çözmesiyle tanınırdı. Eiffel kulenin yapım hızını her şeyi önceden en kesin biçimde planlama yetisine borçlu. Kuleyi ayakta tutan 16 iskelenin (her ayağa dört tane) içinde ilk kat yapıldığında hizada durması için hidrolik ayaklar vardı. Sadece çok küçük oynamalar yapıldı ve bu olmadan binayı tamamlamak hiçbir zaman mümkün olmazdı.

Daha sonra bir restorana ev sahipliği yapan kat 1889 Sergisi sırasında bir yemek yeme mekanı halini aldı. Le Figaro gazetesi 116 metredeki ikinci kattaydı.

26 ayda yapılan bina 1929′da New York’taki Chrysler Binası yapılana dek dünyanın en yüksek binası olma özelliğini korudu. Sergi süresince birinci ikinci ve üçüncü katlara asansörle çıkan iki milyon ziyaretçisi oldu. En tepeye kadar 1.671 basamaklı bir merdiven de çıkıyor. 1964′te tarihi anıt ilan edilen ve ardı sıra gelen kuşakları büyüleyen Eyfel Kulesi her yıl üç milyon ziyaretçinin akınına uğruyor.

Sacre-Coeur (1874-1919 Fransa)

Sacre-Coeur Paris’in birçok yerinden görülüyor. Clichy ile Rochechouart bulvarlarının kuzeyinde yer alıyor.

SACRE-COEUR (Kutsal Kalp’in Kilisesi) Paris’in kuzeyindeki Montmarte’ın tepesinde ya da Butte’de yükseliyor. Perigueux’un güneybatısındaki St. Front Katedrali’nden esinlenerek yapılmış.

sacre-coeurBeş kubbesiyle Venedik’teki San Marco kilisesini andıran St. Front 12. yüzyılda yapılan olağandışı Bizans-tarzında bir kiliseydi. 19. yüzyılda St. Front restore edildi ve restorasyondan sorumlu mimarlardan Paul Abadie 1874′te Sacre-Coeur’ü yaparken St. Front’dan esinlendi. Kimileri Abadie’yi St. Front’u mahvettiğini buna karşın Sacre-Coeur’de çok daha zarif bir yapı inşa ettiğini savunup eleştirir. Proje devletten de destek aldı ve Fransa’nın 1870-71′de Fransa-Prusya Savaşı’ndaki yenilgisi sonrasında geri kazandığı özgüvenin sembolüydü. Paris başpiskoposunun öldürüldüğü Paris Komünü diye bilinen savaş sonrası yükselişin temelleri Montmartre’da atıldı. Bu yüzden kilisenin inşası bu hareketin bastırılışına da işaret eder. Kilise Katolik Roma hiyerarşisinin onayıyla ulusal pişmanlığın bir sembolü olarak yapıldı.

Yeni kilisenin ona tipik beyaz parlaklığını veren taşları güney Paris’teki Chateau-Landın’dan geldi. İlk başlarda inşaat yavaş ilerliyordu. Temeller atılırken sıvaların yapmak için kullanılan alçı taşlarının yapıldığı civardaki taş ocakları kullanıldı. Bina 1891′de ibadete açılsa da yapımı 1919′a kadar sürdü. Avrupalıdan çok oryantal bir hava veren büyük kubbe yaklaşık 79 metre yüksekliğinde Ziyaretçiler kubbenin tepesinden ziyaretçiler engin Paris manzarasına ve kilisenin içine bakabilir. Kubbeden 30 metre yüksekteki çan kulesi 3 metre yüksekliğinde ve 19.3 ton ağırlığında olan dünyanın en büyük çanlarından birine ev sahipliği yapıyor. Savoy ilinin 1895’te hediye ettiği çan Savoyarde diye de bilinir. Kilisenin içinde birçok mozaik çalışma yer alsa da orijinal vitray cam İkinci Dünya Savaşı’nda yok oldu. Mozaikler Kutsal Kalp’e olan bağlılık temasını işliyor. Yüksek merdivenlerle çıkılan ön cephe İsa ile Samaryalı kadın ve Simon’un evindeki Meryem heykellerini sergileyecek şekilde tasarlanmıştı. Ziyarete açık olan kilisenin altındaki yeraltı türbesinde dini sanat eserleri sergileniyor.

Merdivenlerin bittiği yerde kilisenin dışındaki terasın manzarası harika.

Buradan aşağıya inildiğinde Butte’nin dar geliniyor. Montmarte’ın ortaçağ manastırının dışında geriye kalan sadece St. Pierre kilisesi. 19. yüzyılda restore edilen kilisenin romantik bir bahçesi var. Place du Tertre şirin 18. yüzyıl evleriyle Montmartre’ın “köy meydanı”. Rue de Cortot’daki Montmartre Müzesi’nde sanatçıları müzisyenleri yazarları kafeleri ve gece kulüpleriyle bölgenin Bohem yaşamına dair anılan sergileyen resimler fotoğraflar ve hatıraların bulunduğu bir dükkan var. Ancak Sacre-Coeur Montmartre’ın baş tacı olmaya devam ediyor.

 

Versailles (1661 Sonrası Fransa)

Kral XIII. Louis av etkinliklerinin üssü olacak mütevazı bir şato yapmak için Paris’ten 24 km’den az bir uzaklıkta olan Versailles’in bulunduğu alanı seçmişti. Oğlu XIV. Louis de avcılığa meraklıydı ancak bu arsa için daha başka planları vardı.

Varolan diğer saraylar (Louvre ve Tuileries de buna dahil) ona yetmediği için 1660′da Versailles’i büyük bir kraliyet sarayına dönüştürmeye karar verdi. Her şey tüm saray ahalisinin ağırlanabileceği tarzda çok görkemli olacaktı. 1661′de sarayın yapımına başlandı ve iki yıl içinde Güneş Kralı diye tanınan XIV. Louis hazineden gelen tüm tepkilere karşın buraya inanılmaz miktarda para harcadı. Onlarca yıl sürecek yapım için binlerce işçi çalışacak ve harcamalar giderek artacaktı. Versailles üzerinde 30 yıl çalışan mimar Louis Le Vau’nun yerine Andre Le Notre geçti. Peyzajdan sorumlu Andre Le Notre’nin tasarladığı bahçeler şatoyu geri planda bırakınca saray çok daha ihtişamlı bir yer halini aldı.

Sayısız çeşmenin heykelin ve mağaranın bulunduğu Versailles bahçeleri Güneş Kralı’nın saltanatının ilk yıllarında Paris asaletinin görülebileceği bir merkezdi. 16641668 ve 1674’te Moliere ve Racine’nin oyunlarını Lully’nin operalarının sergilendiği bir mekana dönüştü. Bu gelenek XIV. Louis’yi takip eden hükümdarlar özellikle de Marie Antoinette tarafından sürdürüldü. Marie Antoinette buraya bir tiyatro yaptırdı. Çobanlar ve alt sınıftan insanlarla dolu küçük bir köy yarattı arkadaşlarıyla köylü rolleri canlandırdı. 101 hektarlık bir alanı kaplayan Versailles bahçelerinde sayısız gezi alanı ve kendi “Küçük Venedik” iyle bir “Grand Canal” yer alıyor. Sarayın boyutları da olağanüstü: ortasındaki Aynalar Odası’nın (72 metre uzunluğunda 10.6 metre genişliğinde ve 12.8 metre yüksekliğinde bir galeri) yer aldığı bina cephesi 640 metre. Bahçeye bakan ve karşı duvarda ayna seklinde yansımaları olan 17 pencere var. Charles Le Brun’un tabloları XIV. Louis’nin 1661-1678 yılları arasındaki saltanatının tutanağı bir anlamda.

Sarayın krala sanatsal katkısı XIV. Louis’nin yerleştirmeye çalıştığı kraliyet ruhunu pekiştiriyordu. 1682′de Versailles devamlı evi halini aldı ve tüm kraliyet ailesi buraya yerleşti. Karmaşık ritüeller geliştirildi. Kralın suyuna gidenler ilerleyebildiği için bundan medet umanlar Versailles’e gelip imparatorun ağzına bakıyordu.

XIV. Louis 1715′te öldü. XV. Louis opera binası ve Petit Trianon sarayı da içinde olmak üzere inşaatın devamında mimar Gabriel’i görevlendirdi. XVI. Louis zamanında iyi bir kütüphane yapıldı; Marie Antoinette ise Petit Trianon’un idaresini eline aldı. Ancak gerçek hayat bu tiyatro sahnesini yıkmak üzereydi. 1789 Ekim’inde Fransız Devrimi Versailles’e ulaştı ve saray ele geçirildi.

 

Chartres Katedrali (1260, Fransa)

Eure-et-Loir’un başkenti Chartres Paris’in 88 km güneybatısında.

Kilometrelerce uzanan düz araziye baskın çıkan Chartres Katedrali gotik mimarinin ve eski Hıristiyan uygarlığının en büyük zaferlerinden. Kilise Hıristiyanlıktan çok önce kutsanan bir alanda yükseliyor. Romalıların zamanında ve daha öncesinde burada putperest Keklerin önemli bir tapınağı bulunuyordu. Fransa’daki en büyük yeraltı türbesinin de burada olduğu sanılıyor. 18. yüzyılda katedralde tapılan tahtadan bir İsa’ya hamile Meryem Ana figürü bulunuyordu. Bunun putperest dönemlerden kaldığı söylenir.

chartres katedrali kilisesiKeltlere ait bir ana tanrıça sonradan Hıristiyanlaştırılmış olabilir. Figür Fransız Devrimi sırasında yakıldı. MS 350′den itibaren buraya art arda kiliseler yapıldı. Hepsi yangında hasar gördü. 1194′te yeraltı türbesinin batı yakası dışında tüm bina yandı. Bir kez daha küllerin arasından yükselen bu yüce kilise 1260′da inşa edildi; bugün de gezilebiliyor. yunus emre kimdir

Batı yakasında göze çarpan kulelerin her ikisinin yüksekliği de 91 metrenin üzerinde. Daha alçak olan 1130′larda daha yüksek ve detaylı işlenen ise 1513′te yapılmış. Altta binanın batı cephesinde üç büyük kapı ve 12. yüzyıl heykeltıraşlığının zenginliğini ortaya koyan Görkemli İsa yer alıyor. Bir pencere ‘Son Karar’ı betimliyor. Kuzey ve güney girişleri 13. yüzyıl heykelleriyle donanmış. Katedral baştan aşağıya 10 binden fazla taş ve cam figüre ev sahipliği yapıyor. Kilise özellikle yaklaşık 2.044 metrekare büyüklüğünde olan vitray camla ünlü -Güneş ışığı vurduğunda en güzel halini alan bir mavisi vardır. Kuzey ve batıda devasa ilgi çekici pencereler vardır. Diğer bir hazine ise Note Dame de la Belle Verriere (Güzel Camdan Hanımefendimiz) diye bilinen 12. yüzyıldan kalma pencere. Cam kısa bir süre önce geçirdiği tuhaf “hastalık”tan dolayı tedavi edildi.

Kilisenin ortasındaki labirent büyük olasılıkla pişman kimselerin dizlerinin üzerinde acı çekerek bir karara varmasını amaçlıyordu. İsa ile Meryem Ana’nın hayatından 40 ayrı kesit sunan büyük koro sahnesindeki oymalara 1514′te başlansa da yapımı ancak 200 yılda tamamlandı.

Hacılar yüzyıllarca düzenli olarak Chartres’a geldi. Eski ahşap Meryem dışında Meryem Ana’nın annesi St. Anne’in kafasını ve Meryem’in İsa’yı doğururken giydiği sanılan kutsal bluzu da muhafaza etti.

Pont Du Gard (M.Ö. 1, Fransa)

Nimes’in kuzeydoğusunda ve Provenca’da yer alan Remoulins’ten 2 km Uzes’ten 16 km uzaklıkta. Gardon nehri üzerindedir.

Gordon Nehri’nden Güney Fransa’daki Nimes şehrine su taşımak amacıyla inşa edilmiştir. 49 metre yüksekliğinde ve 274 metre uzunluğundaki köprü Nimes ile Uzes’teki su kaynağı arasında 48 km boyunca uzanan borular ve köprüler sisteminin bir parçasıydı. Köprü süsten uzak basit sorunlara belirgin cevaplar bulan fonksiyonel inşaat mühendisliği. rıza nur

Bazı kayıtlar Pont du Gard’in İmparator Augustus’’un dostu ve müttefiki Roma generali Agrippa tarafından MÖ 19′da inşa edildiğini ortaya koysa da bunu kabul etmeyen arkeologlar teknik açıdan böylesine gelişkin bir yapının daha sonraki bir döneme ait olduğunu savunuyor. Nimes iyileştirici güçleri olduğuna inanılan yerel bir su tanrısının tapınağının etrafında kurulmuştu. Romalıların yönetimi altında 50 bin nüfuslu 202 hektarlık bir yerleşim yerine dönüştü ve adını tanrı Nemausus’tan aldı. Hesaplara göre su kemeri günde kişi başına 409 litre su temin edilmesini sağlıyordu.

Pont du Gard 6′sı en altta 11 tanesi ortada ve 35 tanesi en üstte su kanalının tam altında olan üç sıra kemerden oluşuyor. Taş bloklar harç kullanılmadan sıralanmıştı yanlardan çıkan pürüzlü topuzlar da tahta iskeleti birbirine bağlıyordu. Yapı kaba ve yarım kalmış gibi gözükse de bu sayede bakımı daha kolay yapılıyordu -bölgedeki akıntı çok şiddetli olduğu için zamanla büyük miktarda mineral tortuları su kanalında toplanabilirdi. Bugün Pont du Gard’ın üzerinde yürürken etrafındaki kimi taşların kaybolduğu su kanalını görebilirsiniz.

En alttaki 6 kemerden sadece birinin tamamen nehirle kesiştiğini ve farklı sıralardaki kemerlerin eşit olmadığını görmek insanı şaşırtıyor. Pont du Gard da nehri 90 derecelik bir açıyla kesmiyor -akıntıyla beraber biraz kıvrılıyor. Su kemerinin sonunda ne oldu? Nimes’da hala iyi korunmuş 6 metre genişliğinde bir silindir depo görmek mümkün. Su kemerden depoya beş ayrı borudan da beş farklı yöne akıyordu. Deponun alandaki üç delik gerektiğinde temizlenebilen tortuları içinde biriktiriyordu.

Afşın Karakozanlı
Afşındır, delidir; ne yapsa, yeridir. Sevecendir, pek umursamaz; ama bir o kadar da haylaz. Derken efendim, hatır bilir, gönül sayar; ilgi alanıdır bilgisayar. Tabii, sadece bunlar olmaz kâfi; bazen neşeli bazen de kederli. Biraz ırkçıdır biraz deli; uykusuz geçmez geceleri... Art ardına dizerken dizeleri; sormayın ne kadar düşünceli. Öyle sevmez, sevemez her şeyi; o yüzden derler "ipe sapa gelmez biri". Diyen desin, söyleyen etsin, tutan yapsın; işte budur Karakozanlı Afşın.
   
  1. 16 Mar, 2014 - 10.41 | #1

    çok güzel olmuş vallahi ben beğendim

  2. zeynep
    14 Nis, 2013 - 09.35 | #2

    Çok uzun olmuş ama güzel…

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.

*

  Yukarı çık!