Fahişelik (Dünyadaki en eski meslek)

fahişelikBilinen en eski yazılarda bile, fahişeliğin bahsi geçmektedir. Aşağıdaki satırlar “Ecclesiaste”tan (XL,10) alınmıştır: “Fahişelik yapan her kadın, tıpkı yol üzerindeki bir süprüntü gibi, ayaklar altında ezilecektir. “Romalı tarihçi Valere Maxi-me’in anlattıklarına göre, Kartaca yakınlarında bulunan bir Venüs tapınağında, bazı genç kızlar, kendilerine drahoma hazırlayabilmek amacıyla, bir müddet fahişelik yapmaktaydı.

Tiberius’un hüküm sürdüğü devirlerde, üzerinde hükümdarın resmi bulunan paraları taşıyan insanların bir geneleve girmeleri, direkt olarak krala karşı gelme sayılır ve ölüm cezasına çarptırılmalarıyla sonuçlanırdı. M.Ö Vll.yüzyılda yayınlanmış ve “Deuteronome” adı altında toplanmış Musevi kanunları “İsrail kavminden hiçbir kadının fahişelik yapamayacağını” belirtmiştir.

Daha sonraları şehrin sembolü haline gelen bir dişi kurt tarafından emzirilen Ro-mus ve Romulus’ün Roma şehrini kurmaları konusunu “Tanrının Şehri” adlı eserinde işlemiş olan St Augustin şöyle anlatır: “Onları, ağlayışlarını duyan bir fahişe bulmuş ve emzirmişti. O devirlerde fahişeler, dişi kurt adıyla çağrılmaktaydı. Onların iğrenç işlerini sürdürdükleri yerlere de, bu nedenle “Lupanar” (Genelev) denmiştir. (Dişi kurt: Louve)

Ciceron, fahişeliği tarihsel bir boyut içine yerleştirmişti: “Gençliğin, fahişelerle kuracağı her tür ilişkiyi yasaklamayı düşünen birinin çok katı olduğunu kabul etmek gerekir. Asrımızdaki başıbozukluğu yargılarken, aynı zamanda atalarımızın örf ve adetlerini de yargılamış olmaz mı?

St.Augustin sözüne şöyle devam eder: “Fahişeliği kaldırmak isteyenler, toplumu kötü yola sürükleyeceklerini bilmelidirler.”

Fahişelik hakkmdaki ahlaki yargılar ne olursa olsun, ta ilk zamanlardan beri yerleşmiş olan kanı, onun toplumun gerekli ve hatta vazgeçilemez bir unsuru olduğudur. Erkeklerin libidosu böylelikle profesyoneller üzerine yönelerek toplum ve aile değerleri korunmuş ve ahlak kurtarılmış olur.

Antik Roma’da patronlarına yeterli kazanç sağlayamayan “Kızlar” dayak yerlerdi. 19.yüzyılda, kapalı evlerin oluşturulması ile fahişelik tam anlamıyla kurumlaşmıştı. Kızların saygıyla “Madam” diye adlandırdıkları kadınlar tarafından yönetilen bu evlerde, çalışanların en iyi bir şekilde hizmet vermesi sağlanırdı. Genellikle hepsi birer eski fahişe olan bu yöneticiler de, çoğu zaman daha birçok evi işleten kişilerin vekili olarak çalışırdı.

Bu kadınlar gerek disiplini sağlamak açısından ve gerekse çalışanların maddi durumları üzerinde geniş haklara sahipti. Burada çalışan kızlar genelde kira ve yakıt masraflarına karışmaz, fakat kazançlarının yarısını yemek, bakım, doktor ve ilaç masraflarım karşılamak üzere bırakırlardı. Bir defterde çalışan her kızın hesabı tutulur ve bir denetleme anında gösterilirdi. Aslında bu durumdan her zaman işverenler çok karlı çıkar, çalışanlar ise hakiki anlamda kullanılmış olurlardı. Kızların ev değiştirmeleri bile çok zorlaşmış ve evleri iş-
letenlerin elinde birer oyuncak haline gelmişlerdi. Evlerde düzeni sağlamak amacıyla, kesin ve katı kurallar uygulamrdı. Müşterilerden veya çalışan kızlardan birinin çıkarabileceği herhangi bir olaydan direkt olarak yöneticiler mesul olacakları için sert bir disiplin sağlamak şarttı.

Çalışan kızlar da, kesin kurallar dahilinde, seçilirdi: Çirkinler, yaşlılar ve 21 yaşından genç olanlar, herhangi bir hastalık ya da sakatlığı bulunanlar bu listenin dışında tutulurdu. Bilhassa reşit olmamış kızları çalıştıran patronlar için çıkarılmış kanunlar vardı.

Tıbbın antibiyotikler ve cinsel hastalıklar konusunda henüz yeterli aşamayı yapmamış olduğu bu dönemde, özellikle (Frengi) birçok kurban.vermişti. 1864 yılında Bordo şehrine gelen bir fahişe hakiki bir salgına sebep oldu.

Cinsel serbestinin yasaklandığı, ve namuslu bir kadının zevk almasının doğru olmayacağı inancının yerleştiği bu toplum-larda genelevler gerilimlerin giderilmesinde önemli bir rol oynamış; devletin ve halkın onayını almıştı.

Yalnız Çalışanlar

Evlerde çalışıp, yaşayan kızlardan başka bir de, şehirde tutmuş oldukları birer dairede sadece kendi hesaplarına müşteri kabul eden kızlar vardı. Bunlar mesleğin bir tür aristokrat tabakasını oluştururdu. Bununla beraber izinsiz ev değiştirmeleri ve bir evde birden fazla kişi oturmaları yasaktı. Kiracılardan birinin şikayeti halinde bile hemen taşınmak zorunda bırakılır ve böylece müşterilerini kaybederlerdi. Şikayetlerin çoğalması halinde aşağı sınıftan fahişelerin çalıştıkları mahallelere sürülürlerdi. Genellikle sokağa açılan odalarda oturan bu kişiler, kapıda durarak müşteri çekmeye çalışır; serseriler, sarhoşlar ve kanlı döğüşler bu yerlerden eksik olmazdı.

Baş Kaldıranlar

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu evlerin kapatılması yolunda ilk hareketler başladı. Adet ve düşüncelerde meydana gelen değişiklikler ve kadının artık bu tip köleliğe baş kaldırabilecek bir duruma gelmesiyle, o zamana kadar tabulaşmış konuların rahatça tartışılabiimesi mümkün olmuştu. 1930’dan biraz evvel general Legrand-Falco, düzenlediği konferanslarla bu ‘ev’lerin kötü yanlarını açığa çıkarmaya çalışmıştı. O güne kadar sadece doktor ve polislerce konuşulabilen bu konu, böylelikle tüm halka açılmıştı. Bu arada bazı fahişelerin düzenledikleri resepsiyonlar sonunda, davetlilerin arasından kendi lüks ihtiyaçlarını karşılayabilecek olanları ala-koydukları ve böylelikle seçkin bir müşteri grubu elde ettikleri ortaya çıkmıştı. Aslında bu tür yöntemler gizli fahişeliğin çok geçerli unsurlarıydı. Evlerde çalışan kızlar, yalnız çalışan fahişeler, gizli fahişeler ve lüks fahişeler arasındaki fark, gitgide azalıyordu.

Böylelikle, iki dünya savaşı arasında, evlerin kaldırılmasına yönelik kavga da başlatılmış ve sonunda, 1945’de teklif halinde sunulup 1946’da oylanan kanunla bunların kapatılması kesinleşmiştir.

Bazı yerleşme merkezlerinde bu kanunun çıkmasından önce de, birtakım tedbirler alınmıştı. Mesela Grenoble Belediye Başkanı, 1930’da şehirdeki dört evi kapatmıştı. Olayı yerinde incelemek üzere buraya gelen doktor Lacassagne, bu sefer, şehirde kadınlar tarafından işletilen çok sayıda birahanenin bulunduğunu ve buraların işlek birer fahişelik ocağı haline geldiğini görmüştü. Dahası özel odalarda ve hatta sokaklarda sürdürülen eylemlerin aynı şekilde sürdüğünü ve birahane patronlarının ve birkaç kadın çalıştıran kişilerin durumlarının hiçbir zaman olmadığı kadar parlak göründüğünü söylemişti.

Dolayısıyla, çıkarılan kanun, fahişeliğe hiçbir darbe indirmeden sadece değişik bir şekil vermiştir. Bundan böyle kızların çoğu kaldırımlarda çalışacak, bazıları özel bar ve gece kulüplerinde iş bulacak, ve bunun yanı sıra çok az sayıda gizli ve çok lüks evde işler eskisi gibi yürüyecekti.

Bu sokaklar, barlar ve kulaktan kulağa fısıldanan adresler dışında hâlâ tarifeyle kadın çalıştıran evler de mevcuttu. Daha çok dışarıda çalışan işçilerin rağbet ettikleri bu evlerde bazı kadınlar, günde 60’a kadar müşteri kabul edebilmekteydi. Bu evlerde çalışanlar daha çok yaşlanmış, yıpranmış, dostları ya da koruyucuları tarafından terkedilmiş veya cezalandırılmış kişilerdi. Patronlarına, dost ya da koruyucularına baş kaldıran kızlar uyarı niteliğinde bu tür cezalardan başka, şiddetli dayak olaylarıyla da karşılaşabilmekte ve hatta bazı ülkelerdeki, fahişeliğin adeta bir kürek mahkumluğu şekline dönüştürüldüğü karanlık kuruluşlara satılmaktaydı.

1970’li Yıllar

1972’de bir olay tüm halkın dikkatini bu konuya çekti: Lyon’da bir kulüpte bir serserinin ölümüyle, polis tarafından korunan bir şebeke ortaya çıkarılmıştı. Paralel olarak basın, “Eros Centers” adı altında merkezler kurarak büyük kazanç sağlayan Kurt Khols adında bir Alman’ın çalışmalarını manşet yapmıştı. Herhangi birine bağlı olmaksızın çalışmak ve mesleği diledikleri zaman bırakmak isteyen kızlar, ufak bir ücret karşılığında buralara kabul ediliyordu.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!