Eski Türk Tarihinde “Harem” ve “Saray”

türk tarihinde sarayEski Türk hakanlarının ordugâhlarındaki, “harem dairesi” de önemli bir yer tutardı. Eski Türk devletleri, savaş ve il almak ideali üzerine kurulmuş devletlerdi. Bu sebeple hakanlar, uzun süren savaşlara gider ve evlerinden uzak kalırlardı. Savaşlarda hakanların, harem dairelerinin yanında bulunması, eski bir Türk âdeti idi.

Bu savaşlar, yalnızca il almak amacı ile değil; yeni ülkeler alıp, yerleşerek, oturmak gayesi ile de yapılırdı. Bu sebeple, çoğu zaman askerlerin aileleri de, orduyu takip ederlerdi. Tarih kaynaklarında birçok bilgiler bulabiliyoruz.

Bu “göç orduları” hakkında Oğuz Kağan Destanları’nda da güzel hikâyeler okuyabiliyoruz. “Baş-hatun“, resmî törenlerde de hakanın yanında bulunurdu. Fakat bunun yanında, birçok sınıflara ayrılmış, pek çok da “câriye” vardı ki, bunlar başkalarına, pek görünmezlerdi. Bayan-Çur Kağan gibi  Uygur hakanlarının, Çin İmparatorunun öz kızı olan, “Çinli Hatunları” da vardı.  Eski Türkler bu gibi Çinli hatunlar için yine Çince‘den gelen “konçuy” deyimini kullanırlardı.

Baş Hatun’un Türk soylularından birisinin kızı olması, çok önemli bir şart idi. Bunun için de, Çinli Hatunlar, baş hatunun altında ve cariyelerin üst sınıflarında yer alırlardı. Göktürkler cariyeye “kün” derlerdi. “Kün” sözü, Uygur Türklerinde ise, “harem dairesi” karşılığı olarak, kullanılmıştı. Bu anlam biraz da, Çin deyimlerinin taklidi yolu ile meydana gelmişti.

Uygurlar, “harem dairesindeki câriye ve memurlar” için, “künteki kırkınlar“, deyimini de kullanırlardı. Harezmşahlar çağında, daha çok “hatunlar sarayı” deyimi, yayılmağa başlamıştı. Han otağlarının içinde de, birçok odalar vardı. Bu sebeple, hatunlarla cariyeler de, bu otağlar içinde barınabilirlerdi.

Türk saraylarında, “haremlerin” gelişmesi:

Yukarıda belirttiğimiz gibi bütün Türk saraylarında vardı. Ancak her kadın için, ayrı bir ev açmak da, gelenekten idi.   Harem için Göktürkler çağında, aslı Çince olan “kuy” sözü söylenirdi. Eski Uygur şiirlerinde ise hareme, “bezeklik”, yani saray deniyordu.

XI. yüzyıldan sonra ise “harem” sözü artık Türklere girmiş oldu. Türkler harem ağasına da “kesük” derlerdi. Göktürkler, Çin saray geleneklerinin tesirlerinde kalarak, cariyelere, “küng” demişlerdi. Orhun yazıtları “bâkire Türk kızlarının” câriye olmalarından şikâyetçi olduklarına göre küng yani cariyelik onlarca hoş bir şey değildi.

Başkadınlar’dan sonra gelen “kuma” ve ortakları diğer hizmetçi kızlardan ayırmak gereklidir. Çünkü hatunların da kadın ve kızlardan oluşan maiyetleri vardı. Eski Türkler saraydaki, “hizmetçi kızlara“, “eğit ve tapıgçı kız” derlerdi. “Yinçü, karabaş, kırnak“ların ise, “odalık ve yanaşma” olup olmadıklarını iyice bilmiyoruz. Osmanlı sarayındaki haremin durumu da, kesin olarak henüz aydınlanmamıştır. Çünkü harem babadan oğula geçiyordu. Bunu, bilemiyoruz.

Harem lûgatte korunan, mukaddes ve muhterem yer anlamına gelir. Ev, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak bir şekilde planlanan, hane kadınlarının yabancı erkeklerle karşılaşmadan günlük hayatlarını sürdürdükleri kısımdır. Burada yaşayan kadınlara da harem deniyor olması, bazı yorumlara göre İslamiyet’in hicap anlayışının bu bölümlere, hane kadınlarıyla belirli bir kan bağı dışında kalan erkeklerin (nâmahrem) girişini yasaklamasından kaynaklanır.

Osmanlı hareminde ortalama olarak 400 kadın bulunduğu, bu sayının 1600’e kadar çıkabildiği ifade edilmektedir. Devlet içinde yer edinmeye başlayan haremin İki temel fonksiyonu vardır; Birincisi Padişah’ın aile yaşamını sürdürdüğü, padişah, şehzade ve devlet ileri gelenlerine cariye ve eş temin edilen yerdir. Fatih’le birlikte şehzadeler yabancı hanedanlar ile evlenmeyi bıraktıklarından bu çok önemli ve hanedanın devamı için vazgeçilmez bir fonksiyondur.

İkincisi bir okuldur. Enderun mezunu devşirme gençlerle sarayda eğitim almış cariyelerin evlendirilmesiyle eğitime dayanan bir aristokrasi kurulmuştur. Padişaha ve hanedana bağlı bir aristokrasi yaratılmasını sağlamak için cariyelerin eğitilmesini sağlayan kurumdur.

Osmanlı’da harem, herkesin giremediği bir ortamdı. Sözcük olarak harem ‘dokunulmaz, kutsal‘ anlamına gelir. Bilinenin aksine Osmanlı’da ‘Harem-i Hümayun’, devlet adamları yetiştiren ‘Enderun’ mekteplerine paralel bir kurumdu. Osmanlı haremine alınan hadım erkek hizmetçiler (tavaşiler) iki gruba ayrılmaktaydı: Ak Hadımlar ve Siyah hadımlar.

Türk tarihinde saray yaşamı ve harem hakkında ayrıntılı bilgiler içeren, Kemal Göde’nin kaleminden “Türklerde Saray Teşkilatı ve Hayatı” adlı makaleyi okumak için “buraya” tıklayın.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!