Edebiyat Akımlarının Tarihsel Gelişimi

edebi akımların tarihi gelişimiEdebiyat akımlarını bütüncül olarak anlatan edebi kaynakların bir bölümünde (Karaalioğlu, 1980; Çetişli, 2010) görülen ortak özelliklerden birinin de klasisizm öncesinde yaşanılan dönemlere açıklık getirmek adına öncül süreçlerden söz etmek olduğu görülmüştür. Bu eserler, incelendiğinde hemen hemen her yazara göre önemli görülen konunun farklılaştığı gözlenmiştir. Çetişli, Rönesans, klasisizm, realizm, vb. akımlarının yeterince anlaşılabilmesi için Eflatun ve Aristo üzerinde durmak gerektiğini, Batı düşünce ve sanat tarihindeki gelişmelerin arkasında veya temelinde ilkçağ filozoflarının görüşleri olduğunu ifade eder.

Seyit Kemal Karaalioğlu (1980) ise Avrupa’da Ortaçağ’ı kapatan, Yeniçağ’ı açan Hümanizm ile Rönesans’ın bilinmedikçe edebi akımların temel yapısının anlaşılamayacağını ileri sürer. Çalışmamız bünyesinde incelediğimiz bütüncül kaynaklarda klasisisizm edebi akımından önceki süreç; genellikle farklı şekillerde incelenmiştir. Hemen hemen her yazar tarafından bu dönem (aşağıda ifade edilen şekilde) farklı başlıklar altında adlandırarak, kısmen farklı açılardan değerlendirilmiştir:

Karaalioğlu’nun “Edebiyat akımları” adlı kitabında, ‘Ön söz’ ve ‘Giriş’ bölümünde edebiyat akımlarının anlam ve öneminden söz edilmiş. Ardından ilk olarak hümanizm bir edebiyat akımı gibi anlatılarak hümanizmanın Rönesans’ın temeli olduğu belirtilmiş ardından Rönesans anlatılmıştır. ‘Hümanizm’ ve ‘Rönesans’ ayrı ayrı anlatıldıktan sonra ‘Yeniçağ edebiyat akımları’ ana başlığında ilk olarak klasisizm, bir edebiyat akımı olarak anlatılmıştır.

Çetişli’nin Batı edebiyatında edebi akımlar adlı kitabının, Giriş bölümünde, ‘Sanat’, ‘Edebiyat’, ‘Edebiyat akımı’ kavramlarına açıklık getirilmiş, ardından ‘Batı edebiyatında edebi akımlar’ adındaki birinci bölüm başlığında önce ‘Eski Yunan ve Latin edebiyatı’ndan söz edilmiş ardından ‘Hümanizm ve Rönesans’ başlığında hümanizm ilk edebi akım olarak anlatılmıştır. ‘Aydınlanma dönemi’ adında ayrı bir başlığa yer vermemiş, ‘Aydınlanma çağı’nı on sekizinci yüzyıl Avrupa tarihindeki adlandırmasıyla klasisizmin içinde anlatmıştır.

Orta öğretim müfretadında özellikle ayrı bir başlık alarak verilen ‘Aydınlanma çağı’ nın Çetişli tarafından ayrı bir dönem olarak gösterilmediği görülmüştür. Göker, ‘Fransa’da Edebiyat Akımları’ adlı kitabına “La Pleiade (Yedi Şair Topluluğu)”ı anlatarak başlar ve klasisizmle devam eder. Akımlara başlarken yalnızca “La Pleiade” e açıklık getirmenin yeterli olacağını düşünür.

Eski Yunan ve Latin edebiyatı. Batı edebiyatının ve Batı toplumunun beslendiği kaynaklardan biri olarak gösterilen Latin ve Yunan Edebiyatı ‘Bir Ege Akdeniz bölgesi edebiyatıdır. Çetişli, Batı edebiyatının bir ilişkiler ağı olduğunu ileri süren Octavio Paz’dan yaptığı alıntıyla, Batı edebiyatının bir bütün olarak görülmesindeki gerekçenin temelinde Eski Yunan ve Latin edebiyatının ortak kaynak olmasıyla ilişkilendirilebileceğini belirtir.

Batı düşünce ve sanat tarihinin gelişmesinde özellikle Eflatun (Platon) (M.Ö. 427-347) ve öğrencisi Aristo Tales’in (M.Ö.348-322) görüşleri temel oluşturduğu söylenilmektedir. Özellikle sanatın ne olduğuna dair yaklaşımlarıyla birbirinden ayrılan bu iki düşünür Batı edebiyatına yön ve ilham vermiştir. “İon, Şölen, Devlet, Phaidros, Safist, Kratylos ve Kanunlar” isimli eserlerin yazarı Eflatun; sofistlerin aksine göreceliğe (rölativism)e inanmış kesin ve mutlak bilgiye susamış bir filozoftur. Eflatun, sanatın ideaların bir yansıması olan varlıkların üçüncü derecen bir taklidi olduğunu ‘Devlet’ adlı eserinde ortaya koymaktadır.

Sanat gerçeği yansıtmayan, gerçeği vermeyen, gerçeğe ulaştırmayan aksine ilahi hakikat olan gerçekten uzaklaştırmaz. “Poetika ve Retorik” isimli eserlerin yazarı Aristo, idealist Eflatun’dan rasyonalistliği yönüyle ayrılan rasyonalist bir filozoftur. Aristo’ya göre taklidin mahiyeti, sanatın bilgi verme veya gerçeğe ulaştırma mahiyeti, hocası Sokrates’in belirttiğinden daha farklıdır.

Moran (2008), Tales’in düşünce sistemini açıklarken onun hocası Platon’dan ayrılan en büyük yönünün sanatçıya ve sanata bakış açısı olduğunu belirtir. Platon sanatçıyı bir aldatıcı olarak gösterirken sanatçının insanı gerçeklikten uzaklaştıran sahte bilgiler veren bir adam olarak anlatır. Aristoteles ise şairin görevinin gerçeği aynen anlatmak olmadığını tersine olabilir olan şeylerin de sanatta yansıtılabileceğini ifade eder.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış. Düşüncelerini paylaşan ilk insan olmaya ne dersin?

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!