9 Eylül 1922: İzmir’in Kurtuluşundaki Bayrak

9 eylül izmirin kurtuluşuTanrıkut Modun Yabgu’nun kurduğu bu çelik ordumuz, 31 Ağustos’ta başlattığı tâkip harekâtı sonrasında, kumandanı yaralanmış olan Yüzbaşı Şeref Beğ (İzmir)’in 30 kişilik öncü birliği ile yıldırımlar gibi dağlardan aşarak İzmir’e girdiler. Piyâdeler ise başkumandan Gâzî Mareşal Mustafa Kemal Paşa ile 15 günde 400 kilometre katederek, akıl almaz bir hız ile tam bir (1) gün sonra İzmir’e girdiler.

 

“Bidev atlarla kılıp her yolu bir günde yarı,

Yıldırımlar gibi dağlardan aşan orduları.

 

Saygı olsun bu çelik atlıların gök tuğuna,

Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna!

 

O nasıl bir yürüyüştür, ne yiğitler katarı!

Kun’u, Gök Türk’ü, Oğuz-Uygur’u, Kırgız’ı, Tatar’ı…”

(Hüseyin Nihâl ATSIZ, Kömen adlı şiiri)

Bunlar (öncü süvâriler), Halkapınar köprüsünü geçip Tuzakoğlu fabrikasına yaklaşınca, fabrika penceresinden ânî bir ateşe uğruyorlar. İçlerinden dördü yerlere seriliyor. Sonra Şeref Bey anlatıyor: “Bu yavrucukların mübârek cesetleri önümüzde bir ok gibi, başları İzmir’e doğru yatıyor ve sanki bize ‘Durmayın, ilerleyin!’ diyordu”. Öncü alayı bu şanlı cesetleri atlayarak geçiyor. Pasaport yanından geçerken bir manga kadar İngiliz deniz askeri tarafından selâmlanan öncü bölükleri, az ileride sivil bir şahsın attığı el bombalarıyla karşılaşıyor. Yüzbaşı Şeref ile birkaç er yaralanıyor; fakat aldırış etmeyerek soluğu hükûmet kapılarında alıyorlar. Yunanlılar, hükûmeti kapamış ve kaçmışlar. Bir odacı kadın, odaları açıyor. Şeref, birkaç er ile hemen balkona çıkıyor. Şanlı bayrağımızı göndere çekiyor ve selâmlıyor. Sancak yükselirken ay yıldızın bir kısmına yüzündeki yaranın kanının bir kısmının bulaştığını görüyor ve bu saâdetten taşan heyecânını boşaltıyor. Hıçkırıklarını tutamıyor. Bir ân sonra kendini topluyor. Yanındakilere “Arkadaşlar, vazîfemiz bitmemiştir. Millet bizden daha çok şey bekliyor” diyerek aşağıya iniyor. Bu defâ da orada toplanan İzmirlilerin coşkun alkışları arasında kucaklanıyor (Fahreddîn Altay, İstiklâl Harbimizde Süvârî Kolordusu, 1949)

5. Süvârî tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık dâiresine, 4. Alay Komutanı Reşad Bey de Kadife Kale’ye bayrağımızı çektiler.

Yüzbaşı Şeref Beğ’in atından inerek, hükûmet konağındaki Türk semâlarına yakışmayan Yunan paçavrasını indirip, yerine İzmirli genç kızlarımızın elleri ile diktiği Batı Türk-Eli’nin Al Bayrağını asması, İzmir’in kurtuluşunun bir belgisi (simgesi, sembolü) olmuştur. Üstelik, bu bayrağın ak renk ay-yıldız yerine, O’nun asil ve kutlu gâzîlik kanı değmiştir.

 

“Bayrakları bayrak yapan, üstündeki kandır!

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır!”

 

Şeref Beğ, 1889 yılında İstanbul’da doğdu. Babası asker kökenli Kırımlı İbrâhim Beğ, anası Trabzon/Maçka’nın Yeşilyurt köyünden Zülüfoğlu Hacı Mehmed kızı Bahriye Hanımdır. Soyadı kânûnu sıralarında bir devlet meselesi için Tebriz’de iken, kendisine Gâzî tarafından aralarındaki sâmîmî bir anıya ithâfen “İZMİR” soyadı verilir.
Kutlu rûhu şad, yeri uçmag olsun!

İzmir’in kurtuluşunun 90. yıldönümü kutlu olsun!

 

Aytekin Alpaslan (konuk yazar) – 9 Eylül 2012, Pazar.

  1. Minnet
    14 Kas, 2016 - 23.08 | #1

    O birkaç er benim dedem afyon Aziziye birliğine bağlı gazı battal konakçı ve gene ayni birlikten veli de değmiş. Onlar dikmişler bayrağı

Yorum yaz!

UYARI: Lütfen doğru ve güzel bir Türkçe ile hakaret etmeden yorum yapınız.
  Yukarı çık!