Türkçe’nin Tarihi Gelişimi

Tarih: 15 Ağustos 2012  |   Bölüm: Dil / Türkçe  |   Okunma: 2.245  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

Türkçe, dünya dilleri içinde mühim bir yere sahip olup; Ural-Altay dil ailesinin, Altay koluna mensuptur.

Dilimiz bilinen tarihi gelişimi içerisinde eski Türkçe ve yeni Türkçe olmak üzere iki alanda incelenmiştir. Buna tekabülen eski ve yeni olmak üzere iki gramer yapısına sahiptir. Eski Türkçe devrinden evvel ise Türkçenin bilinmeyen karanlık devirleri gelir. O devirler artık Eski Türkçenin Çuvaşça, Yakutça ve Moğolca ile birleştikleri devirlerdir.

Eski Türkçe dönemi milletimize ait olan ilk yazılı vesikalarla başlar. Buna binaen; ıgyo senesinde, Alma Ata’nın 50 km yakınındaki küçük bir kasaba olan Esik’te bulunan altın elbiseli adam mezarının yanındaki gümüş bir tasın üzerindeki yazıları anmak yerinde olur. M.Ö. 5. yüzyıla ait olan ve Orhun Yazıtlarındaki alfabeyle yazılan bu taş üzerindeki yazılar tarihimizin ilk yazılı vesikasını oluşturmaktadır. Taş üzerinde yazanlar:

“Han’ın oğlu 23′ünde öldü, Esik halkının başı sağ olsun.”ı

Bunun yanında Nihat Sami Banarlı, Tanrı Dağlarında muhtemelen M.Ö. 5 asra ait ve kayalara yazılmış Türkçe kitabelerin bulunduğundan bahsetmektedir. Ancak bu kitabeler hakkında pek bilgimiz bulunmamaktadır.

M.Ö. 2. asra geldiğimizde elimizde yazılı vesika olarak Tanrıkut Mete’nin Çin imparatoruna ve dolaylı olarak Çin imparato-riçesine yazdığı mektuplar mevcuttur.

Çince mi Türkçe mi yazıldığı belli olmayan bu mektupların ilki yazıldığında; Çin imparatoru Kao-ti ölmüş, yerine oğlu Yyao-Hoeyi-Tİ geçmişti, fakat bu yeni imparator henüz çocuk yaşta olduğundan devleti, Tanrıkut Mete’nin nefret ettiği kraliçe yönetmekteydi. Imparatoriçeyi karısı olarak almak istediğini sert bir üslupla dile getiren ve M.Ö. 192 senesinde yazılan mektup şöyledir:

“Bataklıkta doğmuş, atlar ve öküzler arasında kırda büyümüş kimsesiz ve yıpranmış padişah! Çin’de gezmek için birkaç defa sınırınıza gelmiştim. Kimsesiz ve yıpranmış imparatoriçe taht üzerinde yalnızdır. Yalnız olarak yaşıyor. Her iki padişah can sıkıntısı içinde. Bende olmayanı bende olanla değiştirmek istiyoruz. “2

Mete Yabgu’nun yazdığı ikinci mektup M.Ö. ıy6 senesine aittir. Çin imparatorunun, Kunların Çin sınırına yaptığı akınlardan ve yapılan savaşlardan yılmasının neticesi olarak Mete Yabgu’ya barış yapılması dileğinde bir mektup yazması sonucu Mete Yabgu da bu mektubu yazmıştır:

“Gök tarafından tayin edilen Kunların büyük yabgusu saygı ile Hiao-ven-ti’nin sağlığını diler. Geçenlerde Ven-ti barış ve kardeşlik hakkında mektup yazmıştı. Bu, her iki tarafın da menfaatine uygundur. Çinin sınır memurları batı beğini tahkir etmişler. O da bana arzetmeden Ilu-heu-nan-çi ve birkaç kişinin kışkırtmasıyla Çin memurları ile kavgaya girişmiştir. Şu suretle iki devlet arasında yapılan antlaşmayı bozmuş ve kardeşlik yakınlığımızı parçalamıştır. Bu suretle Çin devletini güç mevkie düşürmüştür. Ven-ti’den teessüf beyan eden iki mektup alınmıştır. Lâkin cevabını götüren elçi dönmemiş. Çin elçisi de geri dönmemiştir. İşte bu, iki komşu devlet arasında hoşnutsuzluğa sebep olmuştur. Antlaşma aşağı memurlar tarafından bozulduğu için batı beyi buna ceza olarak batıda Yüeçiler üzerine gönderildi. Göğün inayetiyle askerlerimiz sağlam, atlar güçlü oldular. Yüeçileri yendiler. Kılıçtan geçirip veya itaate alıp Leu-lan, Usun, Huse ve diğer 26 ülkede karar kıldılar. Bu ülkelerin ahalisi Kun ordusu arasına geçip bir aile oldular. Şimal taraflarında sükûnet ve asayişi yerleştirdikten sonra savaşa nihayet verip askerleri dinlendirmek ve atları semirtmek gerektir. Sınırdaki ahalinin eskisi gibi rahat etmesi için gelip geçenleri unutmak ve eski antlaşmayı yenilemek lazımdır. Küçükler büyüsün, ihtiyarlar ömürlerini rahat rahat geçirsinler. Gelecek nesiller barışın tadını alsınlar. Ven-ti’nin fikirlerini almadığımız için ona elçi olarak Sidutseni gönderdik.

  Yukarı çık!