Türk Savaş Taktikleri / Stratejileri

Tarih: 25 Temmuz 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

türk savaş taktikleri

Türk savaş sistemi “hareket ve sürat” üzerine kurulmuştur. Süratin savaştaki önemini ilk keşfeden millet Türklerdir. Türklere, savaşta hareket ve sürat üstünlüğünü sağlayan başlıca unsur at idi. Diyebiliriz ki, Türkler, atın sağladığı sürat ve hareket sâyesinde karşı konulmaz bir güce ulaşmışlardır.

Türklerin savaş yetenekleri ve uyguladıkları taktikler çağdaş tarihçiler tarafından şöyle tasvir edilmiştir:

Ammianus: “(Hunlar) piyade olarak dövüşmeye hiç alışkın değillerdi. Bir defa eyere oturduktan sonra, küçük ve çirkin, ama yorulmak bilmeyen ve yıldırım gibi giden atlarına sanki yapışık kalırlardı. Savaşlarda korkunç çığlıklar atarak, düşmanın üzerine çullanırlar.

Bir direnme ile karşılaşınca, hemen dağılırlar, ama kısa zaman sonra aynı süratle gelerek, önlerine çıkan her şeyi delip geçerler. Buna rağmen bir müstahkem mevkii kuşatıp, merdivenlerle ele geçirme sanatını bilmezler. Ancak, şaşılacak kadar uzak mesafelere attıkları ve demir kadar sert ve öldürücü sivri kemikten uçlu oklarını atmada gösterdikleri maharete hiç kimse erişemezdi.”

Ammianus: “(Hunlar) yürürken ağır aksak, fakat at üstünde pire gibi çevik ve dayanıklıdırlar. Korkunç savaşçılar olup, yay ve kement kullanmakta eşsizdirler.”

St. Efraim: “(Hunların) haykırmaları arslanların kükremesini andırır. Atları üzerinde ufukta bir fırtına gibi uçarlar. Ordularıyla bir tufan gibi kapladıkları bütün arz üzerinde dehşet uyandırmışlardır. Silâhlarına karşı gelebilecek kimse mevcut değildir.”

Türk Tarih ve Kültüründe “Saraylar”

Tarih: 17 Nisan 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

hakan otağı, saray567 senesinde, Bizans’tan Batı Göktürk kağanlığına, Zemarhos adlı bir elçi gelmişti. Batı Göktürk kağanı İstemi Kağan’ı, altın otağında ziyaret eden bu elçi, Türk hakanının, “altın bir taht” üzerinde oturduğunu da görmüştü. Bu taht elçiye göre, “altından yapılmış dört arslan” üzerinde duruyormuş.

İkinci Uygur hakanı, Bayan-Çur Kağan da kendi Türkçe yazıtında bir “Saray“dan söz açıyordu. Uygur Türkleri saraya “org” adını verirlerdi. Sonradan bu söz, Türkçede “örüg” şekline girmiştir.

Uygur hakanının, çoğu zaman çadırda oturmasına rağmen, ayrıca bir de sarayının bulunduğuma bize anlatan bazı kaynaklar da vardır. Bir Arap gezgini “Uygur kağanının otağının, taştan yapılmış kendi sarayı önüne kurulduğunu” görmüştü. Kara-Balgasun şehrindeki büyük harabelerden anlaşıldığına göre, Uygur kağanının orada, sarayının da bulunması gerekiyordu. Bayan-Çur Kağan’ın kendi yazıtında “örg” diye bahsettiği şey, “saray” anlamına geliyordu. Fakat bu öyle bir saray idi ki, onun içinde hakanlık tahtı da, bulunuyordu. Bu sebeple örg kelimesi, Uygur Türkçesi’nde hem saray ve hem de taht  anlamına geliyordu.

“İl evi”, “ordu sarayı” ve “devlet evi”:

Türk hakanları yeni aldıkları ülkeler ile sınırlara “hâkimiyet sembolü” olarak, kendi saraylarını da yaptırırlardı: Saray ve onun içindeki taht, devletin yüksek hâkimiyetinin bir sembolü, idi. Bu sebeple adı geçen yazıt, saraya “İl örgi“, yani devlet sarayı da diyordu. Başka bir yerde de, aynı sarayı “il ebi” yani devlet evi adı ile adlandırıyordu. Türkçe yazıtlardan anlaşıldığına göre, hakanlar, yeni zapt ettiği yerlerde böyle saraylar yaptırıyor ve bu yolla o ülke üzerindeki hâkimiyetini içinde tahtı bulunan bu sarayla da sembolleştirmiş ve canlandırmış bulunuyordu.

Türk Kültüründe Sarayların Önemi

Tarih: 16 Nisan 2013  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

türk tarih ve kültüründe sarayTürkler sarası bir yapı olarak değil, devlet teşkilatının iç ve dış merkezleri olarak görüyorlardı. Elbette ki bir otağ veya sarayın, sembolik olarak büyük bir önemi vardı. Fakat eski Türkler daha çok, “içtimaî bütün” ile “devlet teşkilâtının tümüne” önem verirlerdi. Devlet, “içre“, yani “içe doğru” ve “taşra” “dışa doğru” olmak üzere, ikiye ayrılmıştı. Eski Türkçede “îçre” sözü hakanın sarayı ile birlikte, ordugâh ve çevresindekileri de anlatırdı.

Hakanın hemen yanında bulunan, büyük memur ve komutanlara ise, “içreki“, yani içeridekiler, adını verirlerdi. Devlet, hakanın tahtı

ndan sınırlara doğru yayılan tıpkı iki uçlu bir yelpaze gibi görülürdü. Devlet otoritesinde her şeyi, bu “” temsil ederdi. Bu sebeple Türk devletine, tâbi olanlar için, “içikdi” yani “İçe girdi, hakana tâbi oldu ve Türk sınırları içine alındı” derlerdi. Çin’de söylenen deyimlerle de, yakın bir ilgi gösteren bu devlet anlayışı, Türk içtimaî hayatının, en derin yönlerine kadar sinmişti. Çinliler de “Nei” yani “” sözünü, isim, fiil ve sıfat olarak, aynı anlamlar için kullanmışlardı.

“Bark” taş yapı ve saray:

Bark” sözü, hakan sarayı için kullanılan, en eski bir Türk deyimi olmalıydı: Öyle anlaşılıyor ki Türkler, ilk zamanlarda taştan yapılmış yapılara bark diyorlardı. Kül Tegin’in, hatırası için yapılan taş binalara, eski Türk yazıtları , özellikle bu deyimi kullanıyorlardı. Bu yapılar, yaygın olarak, taştan yapılırlar ve ölen atanın resimleri, heykelleri ile türlü hatıraları da bu yapı içinde saklanırdı. Bu yapılar bir nevi “ata tapınağı” şeklinde olmalı idiler.

Türklerin Çin Kültürü Üzerindeki Etkileri

Tarih: 26 Temmuz 2012  |   Bölüm: Tarih  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

türklerin çin kültürüne etkisiTürk-Çin ilişkileri binlerce yıllık geçmişe dayanmaktadır. Bu uzun tarihî süreç içerisinde, Türklerle Çinliler bazen hanedanlar arasında ilişkiler kurarak barış içinde bazen de çeşitli sebeplerle anlaşmazlığa düşerek savaşmak durumunda olmuşlardır. Dolayısıyla, bu ilişkinin her iki milletin kültürü üzerinde çok derin izler bırakmış olması gayet doğaldır. Bu izler gerek Türklerin gerekse Çinlilerin dil, edebiyat, sanat, ziraat gibi manevî ve maddî kültürünün her alanında görülebilmektedir. Bugüne kadar hep Çinlilerin Türk kültürü üzerindeki etkilerinden bahsedildi. Oysa Türklerin de Çin kültürü üzerinde çok derin izleri olmuştur.

Türklerin Çin kültürü üzerindeki etkilerini ele alırken, önce şu soruların cevabını aramak durumundayız. Çinlilerin “Hu” dedikleri kimlerdi? Yue-çiler kimlerdi? Onların Kuşan veya Küsenlilerle ne ilişkisi vardı? Hotenlilerin etnik kimliği neydi? Çünkü, bunlar eskiden Çin kültürü üzerinde önemli etkisi olan kavimlerdir.

Çinliler “Hu” kelimesini Çin’in kuzeyi ve Batı bölgesinde yaşayan Hun, Türk, Siyenpi ve diğer kavimler için kullanmışlardır. Ayrıca bu milletlerden Çin’e getirilen şeyleri de “Hu” kelimesiyle ifade etmişlerdir. Meselâ, “Hutao” (ceviz), “Huqin” (çalgı), “Hujiao” (karabiber), “Hugua” (salatalık), “Hushı” (börek, çörek), “Huma” (susam). Ancak “Hu” teriminden Türklerin mi yoksa Türk olmayan diğer kavimlerin mi anlaşılması meselesi başlı başına bir sorundur. Genellikle Uygur tarihçileri “Hu” terimini “Uygur” diye tercüme ederler. Yani bu terim araştırmacının yorumuna göre “Uygur”, “Türk” veya “Sogd” ya da başka bir kavim için kullanılabilmektedir.

  Yukarı çık!