Milliyetçilik Nedir?

Tarih: 10 Haziran 2014  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

milliyetçilik nedirOsmanlı idaresindeki etnik grupların, ayrılıkçı azınlık milliyetçilik hareketlerini hızlandırmaları ve Balkan Harbi’nde, Balkanlar’dan Anadolu’ya gelen göçmenlerin Osmanlı idaresinde hakim duruma geçmeleri üzerine Türkçülük hareketi de daha güçlü olarak sahneye çıktı. Ziya Gökalp ve arkadaşlarının sistemleştirdiği Türkçülük, Cumhuriyet döneminde Halk Fırkası’nın altı ilkesinden biri olan “Milliyetçilik” olarak kendini göstermiştir.

Milliyetçilik nedir? Bu soruya değişik kesimlerden çok farklı cevaplar verilmiştir. Hatta milliyetçi bilinen ve aynı grupta yer alan kimselerin verdiği cevaplar bile çok farklı olabilmiştir. Bahis konusu olan Türk milliyetçiliği olduğuna göre; Türkiye’nin ve Türklerin maddeten ve manen yükselerek dünyada eski itibarlı ve üstün mevkiine ulaşmasını gaye edinerek davranmaktı denebilir. Bu yükselme de maddî ve manevî unsurların dengeli bir terkibi ile mümkün olabilir. Milliyetçi hareket eğitim, sanayi, tarım, dil, tarih ve din kavramları etrafında halk ve aydının kaynaştığı bir akımdır. Bu akım Türk dünyasını, Türk tarihini ve kültürünü bir bütün olarak görür. Asya, Selçuklu ve Osmanlı tarihlerinin mirasçısı olarak Türk ve İslâm dünyasının manevî lideri olarak Büyük Türkiye’yi gerçekleştirmek. Buna Mehmed Kaplan “Büyük Türkiye Rüyası” diyor. Ziya Gökalp de “Türk’ün beynelmileliyeti İslâm dünyasıdır” diyordu.

Milliyetçilik, dilde sade ve nesiller arası ve kültürel kopukluğa meydan vermeyen, nesilleri çatıştırmayan güzel Türkçeyi esas alır. İktisatta özel teşebbüse ağırlık veren, devletin düzenleme ve kontrol gücünü muhafaza eden bir anlayışa itibar eder. Dinde Türk milletinin bağlandığı değerlerin, kaynağı olan İslâm tam bir bağlılığı esas alır. Bu milliyetçilik ırkçı değildir; insanları ve insanlığı sever; saldırganlığı kabul etmez, barış olup milletin menfaatlerini, değerlerini ve kültürünü korumayı ön plâna alır.

Hüseyin Nihal Atsız’dan Özlü Sözler

Tarih: 18 Eylül 2012  |   Bölüm: Bilgisaçar, Türkçülük  |   Yorumlar: 2 yorum  |   Yazar:

hüseyin nihal atsız sözleri• Yaşamaya en çok kazananlar ölümü göze alanlardır.

• Yüksek tepelere kartal da çıkar, bazen yılan da çıkar ama kartal yükselerek, yılan sürünerek çıkar.

• Bize bir gençlik lazımdır temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın.

• Türk sesinin geldiği, Türk yüreğinin çarptığı her yer bizim toprağımızdır.

• Bize düşman olan düşman olduğumuz için kimse bizi ayıplayamaz.

• Milliyetçilik Bolivya dağlarında öldürülen Arjantinli maceracı serseri Che Guevara için zırlayıp da, sıra Kazak kahramanı Osman Batur‘a gelince susmak hiç değildir!

• Bozkurt’tan çakallar, köpekler ve tilkiler korkar. Kendi mefâhirine düşman olanın bu âdi hayvanlardan ne farkı olabilir ki?

• İdam bir şeyi halletmezmiş. Caniyi bağışlamak neyi halleder? Aklı ermiyorsa öğretelim: En azından, adaleti yerine getirir ve devleti ortadan kaldırmaya kalkışanların cür’etlenmesini önler.

• Türkçülük, bütün Türklerin tek devlet halinde birleşerek, her bakımdan bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür.

• Ey Türk Milleti! Sen ne dayanıklı ve güçlü şeysin! Bir türlü yıkılmıyorsun!”

• Ölmek yenilmek değil, yüceltmektir şanını…

• Savaş meydanı tenis sahası değildir. Anadolu yaylasında boğuşmak Paris sokaklarında zamparalık etmeye benzemez.

• Çocuklar, sosyalist ve hümanist safsatalarla, bütün insanların kardeş olduğu masalıyla yetiştirilirse bugün örneklerini tümen tümen gördüğümüz bir ahmaklar yığını peydahlanır ve On Türk büyüğünün adını saymaktan aciz olan güruh, tanınmış artistlerle profesyonel futbolcuların adını bülbül gibi saymakta eşsiz bir kabiliyet gösterir.

9 Eylül 1922: İzmir’in Kurtuluşundaki Bayrak

Tarih: 9 Eylül 2012  |   Bölüm: Tarih, Türkçülük  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

9 eylül izmirin kurtuluşuTanrıkut Modun Yabgu’nun kurduğu bu çelik ordumuz, 31 Ağustos’ta başlattığı tâkip harekâtı sonrasında, kumandanı yaralanmış olan Yüzbaşı Şeref Beğ (İzmir)’in 30 kişilik öncü birliği ile yıldırımlar gibi dağlardan aşarak İzmir’e girdiler. Piyâdeler ise başkumandan Gâzî Mareşal Mustafa Kemal Paşa ile 15 günde 400 kilometre katederek, akıl almaz bir hız ile tam bir (1) gün sonra İzmir’e girdiler.

 

“Bidev atlarla kılıp her yolu bir günde yarı,

Yıldırımlar gibi dağlardan aşan orduları.

 

Saygı olsun bu çelik atlıların gök tuğuna,

Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna!

 

O nasıl bir yürüyüştür, ne yiğitler katarı!

Kun’u, Gök Türk’ü, Oğuz-Uygur’u, Kırgız’ı, Tatar’ı…”

(Hüseyin Nihâl ATSIZ, Kömen adlı şiiri)

Bunlar (öncü süvâriler), Halkapınar köprüsünü geçip Tuzakoğlu fabrikasına yaklaşınca, fabrika penceresinden ânî bir ateşe uğruyorlar. İçlerinden dördü yerlere seriliyor. Sonra Şeref Bey anlatıyor: “Bu yavrucukların mübârek cesetleri önümüzde bir ok gibi, başları İzmir’e doğru yatıyor ve sanki bize ‘Durmayın, ilerleyin!’ diyordu”. Öncü alayı bu şanlı cesetleri atlayarak geçiyor. Pasaport yanından geçerken bir manga kadar İngiliz deniz askeri tarafından selâmlanan öncü bölükleri, az ileride sivil bir şahsın attığı el bombalarıyla karşılaşıyor. Yüzbaşı Şeref ile birkaç er yaralanıyor; fakat aldırış etmeyerek soluğu hükûmet kapılarında alıyorlar. Yunanlılar, hükûmeti kapamış ve kaçmışlar. Bir odacı kadın, odaları açıyor. Şeref, birkaç er ile hemen balkona çıkıyor. Şanlı bayrağımızı göndere çekiyor ve selâmlıyor. Sancak yükselirken ay yıldızın bir kısmına yüzündeki yaranın kanının bir kısmının bulaştığını görüyor ve bu saâdetten taşan heyecânını boşaltıyor. Hıçkırıklarını tutamıyor. Bir ân sonra kendini topluyor. Yanındakilere “Arkadaşlar, vazîfemiz bitmemiştir. Millet bizden daha çok şey bekliyor” diyerek aşağıya iniyor. Bu defâ da orada toplanan İzmirlilerin coşkun alkışları arasında kucaklanıyor (Fahreddîn Altay, İstiklâl Harbimizde Süvârî Kolordusu, 1949)

5. Süvârî tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık dâiresine, 4. Alay Komutanı Reşad Bey de Kadife Kale’ye bayrağımızı çektiler.

Unuttuğunuz Bir Şey Var: Biz Türküz!

Tarih: 5 Eylül 2012  |   Bölüm: Türkçülük  |   Yorumlar: 1 yorum  |   Yazar:

İnsanız biz!

Zamanı yırtan bir doğum sesiyle tarihe adım atan Türkleriz!

Tarihimizi ezbere bilir, gururla anlatırız. Destan olur cihanda sığmaz kaleme kâğıda. Dökülür dillerden dize dize. Ne türküler yakılır bize, ne şiirler söylenir kahramanlık adına. Bu cihanda kurusak da bin cihanda yeşerir kolumuz. Güneşin doğup battığı her yerde varız biz.

Hak nasip etmiş yiğitlik var kanımızda… konveksiyonel yağışlar

Yaratana muhabbetle bağlıyız biz! T ek Ona nefer olur, tek Onun önünde eğiliriz seccadelerde. Caferi T ayyar’ız, aslan avcısı Hamza’yız biz. Herkes ateist yetiştirirken, bizler doğar doğmaz Allah sevgisi işleriz küçücük yüreklere. Onlarda bir tek hava boşluğuna girmiş uçakta ateist bulmak zorken, bizler her an her dakika Allah’ı yürekten hissedenleriz. Tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile Allah’ın adıyla başlar yedi düvele hükmederiz. Onun kılıcıyız biz Atilla’nın elinde. yağış tipleri

Dilini bilen, dilini konuşan insanlarız biz! oroğrafik yağışlar

  Yukarı çık!