Hüseyin Hatemi

Tarih: 2 Temmuz 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: 2 yorum  |   Yazar:

hüseyin hatemiHüseyin Hatemi esas olarak hukukçudur. Fakat gerek hukukî konularda, gerek sosyal konularda, gerekse dinî konularda çeşitli kitaplarıyla, makaleleri ve bilhassa televizyon konuşmalarıyla fikirlerini beyan etmiştir ve etmektedir. İslâmî konulardaki görüşlerini her fırsatta açıklayan Hüseyin Hatemi, tabiî hukukun ilâhî hukuk olduğunu ileri sürer.
Hüseyin Hatemi’nin, sosyalizm tartışmalarının gündemde olduğu dönemde Nureddin Topçu’nun İslâm sosyalizminden bahsettiği sıralarda bu konuda “İslâm Açısından Sosyalizm” adlı kitabı yazmıştır.

Nureddin Topçu’nun “Önsöz”ü ile çıkan kitapta, maden ve toprak mülkiyeti, zararlı servet yığılmalarının önlenmesi, riba (faiz) yasağı, ticaret serbestisinin Kur’an-ı Kerim’deki sınırları, servetin nasıl kazanıldığı, miras, bağış, sadaka, el emeği cihat şuurunun iktisadî sahaya tesiri, İslâm’ın emperyalist bir güçle uzlaşabilir mi, İslâm emperyalist olabilir mi? Ticarî ve iktisadî faaliyet ve münasebetlerinin düzenlenmesi, içki-kumar-isrâf, altın ve gümüş yasağı ile içtimaî yardım teşkilâtı İslâmî açıdan incelenmiştir.

Hüseyin Hatemi, İslâm’ın ve İslâm düşüncesinin sahip olduğu dinamizmi kavramış, bu düşünceyi sosyalist anlayışa ve onun iktisadî ve toplumsal sorunlarına uygulamıştır. O, aynı zamanda İslâm cemiyetinin ideal düzenini ortaya koymaya çalışmıştır. Yazar, kitabın sonunda şöyle diyor: İslâm, Allah’ın dosdoğru ve eksiksiz yoludur. Marxist teori ile marksist tatbikatı nasıl birbirinden ayırıyorsanız, İslâm’ı da İslâm ülkelerindeki uygulamalardan ayırarak düşünmemiz gerekir. Bu ayırmayı yaparak İslâm’ı incelerseniz, onda en küçük bir kusur bulmanıza hiçbir zaman imkân yoktur. Bu, yalnız “iman”ın değil, aynı zamanda gerçeğin ifadesidir.

Hüseyin Hatemi (d. 12 Aralık 1938, İstanbul, Türkiye) Türk akademisyen, yazar ve hukuk profesörü. 1898’de İran Şahpur’da doğan Ali Asgar Hatemi Bey ile 1910’da İstanbul’da doğan Azerbaycan göçmeni Cemile hanım’ın ikiz çocuklarından biri olarak dünyaya geldi. İkiz kardeşi Hasan Hüsrev Hatemi iç hastalıkları profesörüdür. Tam adı Hüseyin Perviz olduğu halde daha sonradan, ikinci isminin İslam Peygamberi Muhammed’in mektubunu yırtan İran hükümdarıyla aynı adı taşıdığını öğrenince bu ismi mahkeme kararıyla sildirdi.

Erol Güngör

Tarih: 23 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

erol güngör kimdir

Erol Güngör, Mümtaz Turhan’ın asistanı olarak psikoloji ve sosyal psikoloji sahalarındaki araştırmalarıyla tanındı. O da hocası gibi, ağırlıklı olarak, kültür ve kültür değişmeleri ve bunlara bağlı meseleler üzerinde durdu. Türk kültürünün tarihî seyri içinde ve bugünkü hali içinde muhteva tahlillerini yaptı. Ayrıca İslâm’ın meseleleri ve tasavvufun meseleleriyle ilgili birer kitap yazdı. Türk kültürünün yapısını, oluşumunu ve unsurlarıyla gelişimini yanlış anlayanları tenkit etmiştir. Bunların başında Ziya Gökalp gelir. Erol Güngör O’nu, “Türk kültürünü yanlış anlayanların en kalitelisi” olarak takdir etmiştir. O, kültür, kültür değişmeleri Batılılaşma, modernleşme, laiklik, teknoloji ve değer ilişkileri ile milliyetçilik hakkında fikirlerini kültür ve milliyetçilik kelimelerinin ikisinin isminde yer aldığı iki ayrı kitabında açıklamıştır:

1. Türk Kültürü ve Milliyetçilik
2. Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik.

Erol Güngör, Atatürkçülüğü, ideolojik aşırılıklara engel olmak ve pluralist demokrasinin ayakta kalmasını sağlamak gayretini güden siyasî tedbirlerden ibaret diye tanımlar. Atatürkçülük fikrî, siyasî, felsefî bir sistem veya ekol değildir. Atatürkçülük, genç cumhuriyetin yaşama çabasını temsil eder. Erol Güngör, milliyetçilerle inkılâpçıları ayırır. İnkılâpçıları, modernleşme gayretinde Fransızlaşmaktan Marksistleşmeye kadar uzun bir dönüşüm geçirmiş kimseler olarak niteler. Bunların kökenlerinin Osmanlılar olduğunu belirtir.

Erol Güngör, önce milliyetçilikle halkçılık arasında sıkı bir ilişki kurar. Bütün milliyetçilik hareketlerinin ortak özelliklerinden birisinin halkçılık olduğunu tespit eder, ama programında halkçılık bulunan her siyasî hareketin milliyetçi olmadığı uyarısında bulunur. Böylece milliyetçiliğin hudutlarını da tespit etmiş olur. Erol Güngör, kültürü değişik şekillerde tarif eder. Kültür, “Bir hayat tarzıdır”, “Bir dünya görüşüdür” gibi tariflerin yanında kültürü, bir cemiyetin problemlerini çözme tarzı olarak da tarif eder. O şöyle der:

Halil Vehbi Eralp

Tarih: 23 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

halil vehbi eralpLisansını Sorbon’da yapmış, “Descartes Fiziğinin Metafizik Temelleri” isimli doktora tezini Türkiye’de hazırlamıştır. Alfred Weber’in el kitabı olarak alaka gören “Felsefe Tarihi”ni Türkçeye çevirmiştir. H. Vehbi Eralp, felsefe tarihinin, eski Yunanlılardan başlaması gerektiğine kanidir. Çünkü rasyonel bilgi onların buluşudur ve ondan önce yoktur, der. Öte ömrünün elli senesini Çin ilmine veren Joseph Nedham, M.Ö. Çinlilerin Descartes’ten büyük matematikçileri ve filozofları olduğunu iddia eder.

H. Vehbi Eralp, felsefede herkes tarafından benimsenebilecek sonuçlar bulunmadığını söyler. Felsefe öğretiminde, günlük hayatın tecrübelerinden, bilimlerin ve sanatların sorunlarından hareket edilmesi, öğrencilere, filozofların metinlerinden bol bol örnek gösterilmesi gerektiğini düşünür. Düşünürümüz, insanın hür bir varlık olduğunu ama hürriyetin bize hazır verilmediğini, insanın bunu hak ederek mücadele ile elde etmesi icap ettiğini vurgular. Âlem, maddî görünüşüyle determenizme bağlı ise de insan sayesinde, hürriyete çevrilmiştir. Dolayısıyla insan eyleme, pratiğe yönelmeli madde âleminin niteliklerine bir ölçüde uyarak özgürlüğünü gerçekleştirmektir. Halil Vehbi Eralp, Yahya Kemal’in yakın dostu ve sohbet ehlidir; bu sebeple Macit Gökberk’te ve Takiyeddin Mengüşoğlu’nda görülen Türk tarihine, Türk kültürüne kesin ve çoğu yanlış genellemeden ibaret olan yargılara H. Vehbi Eralp’a rastlanmaz.

İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. 1925-1930 tarihleri arasında bir yıl müddetle İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe zümresine devam ettikten sonra Avrupa talebe sınavlarında başarılı olarak devlet tarafından Fransa’ya gönderildi ve bir yıl Bordeaux’da, lisenin felsefe bölümüne devam etti. Bordeaux Edebiyat Fakültesi’ne girdikten sonra 1929-1930 yılında Gaston Richard’ın yanında sosyoloji ve ahlâk; Darbon’un yanında Umumî Felsefe ve Mantık sertifikalarını aldı ve bundan sonra eğitimine Sorbonne’da devam ederek orada Prof. Henri Delacroix ve Georges Dumas’dan psikoloji, Prof. Emile Brehier ve Albert Riveaud’dan felsefe tarihi sertifikalarını aldı, Latince sınavını verdi.

İsmail Hakkı Baltacıoğlu

Tarih: 22 Haziran 2014  |   Bölüm: Biyografi  |   Yorumlar: Yok.  |   Yazar:

ismail hakkı baltacıoğluİsmail Hakkı Baltacıoğlu, çok yönlü bir düşünürdür. Pedagoji ve sosyolojiden felsefeye geçmiştir. Fakat daha çok eğitimciliği ve eğitime dair görüşleriyle tanınmış bir kültür filozofudur, denilebilir. Eserlerinin çoğu pedagoji ile ilgilidir. Kırk yıl “Yeni Adam” dergisini çıkardı. Sanatkâr yönü de olduğu için sanat pedagojisi, sosyolojisi ve felsefesiyle de meşgul olmuştur. Baltacıoğlu, Durkheim ve Bergson’u okuyunca bu iki zıt filozofun bir sentezle uzlaştırılabileceğini düşünmüştür. O, bu maksatla “Tarih ve Terbiye” adındaki kitabını yazdı.

Baltacıoğlu’nun “İçtimaî Mektep” adlı kitabı, en orijinal eseri sayılmaktadır. Kitabın önsözünde eğitimi, önce bir teori olarak değil bir olgu olarak göz önüne aldığını söyler. O, bu olgunun toplumsal ve ruhsal cephelerini inceliyor, bunun için hem toplumsal hem de ruhsal verilere başvuruyor. Baltacıoğlu, eğitim için, “içtimaî bir olgu, objektif bir varlıktır, mekan ve zamanda meydana çıkması için insanların savunmasına muhtaç değildir. Eğitimin maksadı belirli düşünme, duyma ve işleme tarzlarında bir insan meydana getirmektir” diyor. Toplumsal hayata elverişli konu nedir, sorusuna o, “bu, bir adamdır” cevabını verir. Eğitimin gayesi böyle belirli bir objeyi meydana getirmek olduğuna göre; bu şahsi obje, siyasî, ahlâkî vb. görevleri yapabilmelidir. Eğitimde model, yaşayan gerçek insandır. Bu insan tipleri nerede yoğruluyor? Kişiliklerin kurulduğu zümrelerin içinde yoğruluyor. Kişilik hayatı, bütün ve ahenkli bir hayattır. Kişiliği olmayan ise çevreye intibak edemeyen bir otomattır.

Baltacıoğlu, üç temel toplumsal kurumun çok önemli olduğuna inanır: Din, dil, sanat. Bu üç temel kurum toplumun geleneğini meydana getirir. Bu üç toplum kurumu diğer bütün sosyal kurumları kendilerinde birleştirir ve kişiliğin temelini oluşturur. Bu üç kurum, birbirini tamamlamak üzere toplumsal bütünü meydana getirmektedir. Ona göre toplumda en önemli gerçek gelenektir. O, toplumun belkemiğidir. Milliyet, yalnız onunla tarif edilebilir. Dinsiz bir milliyet olamaz. Baltacıoğlu, bir Kur’an felsefesi yapılmasını da istemektedir.

  Yukarı çık!